17 Mart 2012 Cumartesi

ZAFER GÜNLERİMİZ


ÇANAKKALE ZAFERİ KUTLU OLSUN

 Burhan  Bursalıoğlu

" Savaşta yağan mermi yağmuru, o yağmurdan ürkmeyenleri, ürkenlerden daha az ıslatır " diyebilen, Anafartalar Kahramanı Albay Mustafa Kemal'in, emperyalist güçlere karşı kazandığı Çanakkale Zaferinin ve  Şehitlerimizi  anmamızın 97. yıldönümü tüm Türk ulusuna kutlu olsun.












16 Mart 2012 Cuma

EĞİTİM - ÖNEMLİ GÜNLER


ÖĞRETMEN OKULLARININ KURULUŞU


Burhan BURSALIOĞLU

Bu gün öğretmen okullarının kuruluşunun  164.  yıldönümüdür.  Bu okullardan mezun olan tüm öğretmenlere kutlu olsun
55-60 YIL SONRA OKULLARINI ZİYARET EDEN EMEKLİ ÖĞRETMENLERDEN BİR GRUP

16 Mart 1848 tarihinde, sadece öğretmen yetiştirme amacına yönelik, Abdülmecit döneminde, Ahmet Cevdet Paşa’nın öncülüğünde, İstanbul’da darülmuallim okulu açıldı. Bu okul, zaman, zaman değişikliklere uğradı. 1870 de darülmuallimin-i sübyan, 1877 de darülmuallimin-i idadi, 1891 de darülmuallimin-i ali olarak , öğretmen yetiştirme sınıflarına göre adları değişti. Okula medrese öğrencileri alınıyor, 2 yıllığı okuyan ilkokul, 3 yıllığı okuyan da lise öğretmeni oluyordu. Öğrencilik dönemlerinde maaş alır, mezun olunca da 80 altın, donanım bedeli ödenirdi.

TBMM. Döneminde, Bilim Kurulu tarafından okula, “Yüksek Muallim Mektebi” adı verildi. 1924 de, Erkek Muallim Okulu adı ile, Malatya, Burdur, ve Diyarbakır’da açıldı.
Şehir ve kasabalara öğretmen yetiştiren Muallim Mektepleri dışında, köy ve kırsal alandaki okullara öğretmen yetiştiren okullar yoktu. Buna çare arayan eğitimciler, 1935 de başlayıp 1937 de ki denemelerden sonra 1940 da yasal olarak kurulan Köy Enstitüleri, köy ve kırsal alan okullarına öğretmen yetiştirmeye başladı.

Köy Enstitüleri, Cumhuriyet’in, eğitim ve sosyal alanda, en özgün ve en çok ses getiren bir sistemidir. Bu okullar, Cumhuriyet’in amaç hedefleri, ülke gerçekleri ve çağdaş eğitim ve öğretim verileri arasında başarılı sentezin ürünüdür. Ülkemizin yaratıcılığı, yurtseverliği, beyin gücünü kullanma, ulusun en zeki ve yoksul çocuklarının kendi emekleriyle ücretsiz öğrenim görebileceklerini, demokrasinin yaşayarak öğrenilebileceğini kanıtlamış olmasına rağmen 1954 de çıkarılan yasa ile kapatılmıştır.

Köy Enstitüsü gerçeğine Nisan ayında uzun, uzun bahsedeceğim.

Girişimciliğe, gelişmeye ve yeniliğe dayalı, imkansızlıklar nedeniyle, adı - sanı duyulmayacak binlerce çocukları yetiştiren, memlekete kazandıran, aynı zamanda, yatılılık özelliğiyle, sevgi ve arkadaşlık duyguları geliştiren Öğretmen Okulları, mesleki birikim ve heyecanın kazandırıldığı, birlik ve beraberlik duygularının geliştirildiği, körpe beyinlerin, Yurt ve insan sevgisiyle şekillendirildiği aydın kişi olarak, insanlığa kazandıran bu eğitim yuvalarında yetişen öğretmenlerin, 1973 de çıkarılan, 1739 sayılı, Milli .Eğ. Temel kanunu gereğince, yüksek öğrenim görme zorunluluğu getirildi. Bu nedenle, İlkokullara sınıf öğretmeni yetiştirme amacıyla, 1974-75 öğretim yılından itibaren Öğretmen okulları nın bir kısmında, 2 yıllık Eğitim Enstitüleri açıldı. Yine aynı yasa gereği, Öğretmen okulları nın sayıları azaltılarak, kalanların da Öğretmen lisesi olarak adları değiştirildi. Buradan mezun olanlar öğretmen olamıyor, Eğitim enstitüleri ne gidebiliyorlardı.

M.Eğ.Temel kanununda, öğretmeni tarif ederken “ Öğretmenlik; genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyonla sağlanan özel bir ihtisas mesleğidir” der. Uygulama ise bunun tam tersi olmuştur. 1982 yılında 41 sayılı kanun hükmündeki kararname ile, 2 yıllık Eğitim Enstitüleri, Eğitim Yüksek Okullarına dönüştürülerek, Eğitim Fakülteleri ne bağlandı. Eğitim Yüksek Okulları nın süresi, 1989-90 öğretim yılından itibaren 4 yıla çıkarıldı. Eğitim Enstitüleri, maalesef , siyasi partilerin ideoloji yatağı haline getirildi. Gün geçmiyor ki, olaylar ve ölümler olmasın. Yüksek okullardaki anarşiyi dindirme ve okullardaki açığı giderme amacıyla, 1978 de 80 bin öğretmen adayına 40 gün verilen kurslar sonucu öğretmen diploması verildi. 40 bin kişiye, mektupla öğretim yöntemiyle öğretmen diploması verilerek ilkokullara öğretmen olarak gönderildiler.. 30 günlük kursla, ilkokul öğretmenleri ortaokul ve liselere öğretmen olarak atandı. Eğitimle ilgisi olmayan, fakültelerden mezun öğrencilerin diplomalarına da “ öğretmenlik yapabilir” ifadesi ilave edilerek, öğretmen olarak atandılar. Öğretmen yetiştirme sistemi 1990 yıllarında iyice sıfırlandı. Değişik üniversitelerden 150 bin mezun öğrenci, ilköğretim okullarına atandı. Bunlara , hizmet içi eğitim dahi verilemedi. Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen yetiştiren okulları YÖK e devredince, Öğretmen okulları Genel Müdürlüğünü de kaldırdı.Yollar iyice tıkandı. Devreye giren YÖK . Dünya Kalkınma Bankası ile birlikte yürütmeye başladıkları “Hizmet Öncesi Öğretmen Yetiştirme” projesi başlatıldı. Bu projede, özel eğitim yöntemlerine ağırlık verildi. 8 yıllık kesintisiz ilköğretimin hedeflenmesi önceleri iyi karşılandı. Ama, Eğitim Fakültelerinde öğretmenlik programı derslerinin tek tipe indirgenerek, dinamizmin zayıflatılması, Eğitim Fakülteleri ne yeterli öğretim üyesi sağlanamaması, Fakültelere, ihtiyaçtan daha çok öğrenci alınması, programın başarısını, başarısızlığa itmiştir. Bu nedenle, öğretmenlik hakkını elde eden 100 binlerce aday, yıllarca kuralara katılmakta, kazananlar atanmakta, kaybedenler, bir yıl daha umutla sokaklarda iş aramaktadırlar.

Küçük yaşta, Öğretmen Okulları na alınan körpe dimağlar, zaman içinde, iyiyi, güzeli, doğruyu yanlışı ayıran, milli duyguları, Atatürk ilkelerine bağlılığı, meslek bilinciyle, sağlığını, nefesini , gençlik yıllarını, enerjisini, çocukları için harcayan ve böyle yetişen, Öğretmen okulu mezunu öğretmenlerin yerini, bir başka yerden yetişen, öğretmenlik formasyonu almayan, çocuk eğitim dersi almayan, onların seviyesine inmeyi bilmeyen kişiler tutabilir mi? Onlar, azmi, sabrı, hoşgörüyü, gönüllülüğü, yetiştiriciliği, öğreticiliği, eğiticiliği, yaratıcılığı, kurtarıcılığı, değişimciliği ve örnek oluşçluğu öğrenmemişse, öğretmen okulu mezunuyla eşleşmesi mümkün mü? Tabii bu ifadede , mesleği gerçekten seven, kendini hazırlamış, derslerde sadece çocukların yetişmesi için gayret gösteren, sınıfında kendi özel problemlerini düşünmeyen, evinde ertesi günün hazırlığını, planını yapan, okul içi ve dışında, arkadaşlarıyla, velilerle, çevresindeki insanlarla sevgi ve saygı ile yaklaşan, her zaman ve her yerde bağışlayıcı, sorun giderici, sevilen, temiz ahlaklı ve yukarıda özelliklerini saydığım karakterde olan öğretmen ve adaylarını ayrı tutuyor, onlara ayrıca teşekkür ediyorum.

Bu arada, bizleri yetiştiren , tüm öğretmen okullarında öğretmenlik yapan, çok üstün karakter ve bilgilerle mücehhez öğretmenlerimizin özveriyle bizleri yetiştirmiş olmalarını da asla unutmuyorum... Onları saygı ile anıyorum.

SONUÇ: 164. yılını kutladığımız Öğretmen okulları nın kuruluş günü olan 16 Mart’ı davullu zurnalı geçiştirmemiz gerekirken, varlığı olmayıp, etkilerinin hala geçerliliğini koruduğu, ama yavaş, yavaş onun da kaybolduğu bir sistemin tekrar yaşatılmasını, Öğretmen Okulları nın yeniden faaliyete  geçirilmesini   diliyor ve arzuluyorum.

Öğretmen Okulları ndan mezun olan öğretmenlerin ve onlara feyz veren çok değerli öğretmenlerimizin, aramızdan ayrılanlara Allah’tan rahmet , hayatta olanlara sağlıklı uzun  ömürler   diliyor, 16 Mart’larını kutluyorum.

12 Mart 2012 Pazartesi

GENEL KÜLTÜR



Burhan Bursalıoğlu


KİBRİT ÇÖPLERİNDEN OLUŞAN EYFER KULESİ
Kibrit çöpleri genelde  insanların yaşantılarına benzetilir. Kibrit kutusu insanın yaşadığı toplumu ifade eder bir bakıma.

Bazı kibrit çöpleri vardır bir amaç için yanarlar,
kimi bir sigara yakar,
kimi bir ocak,
kimi boş yere yanıp tükenir hiçbir işe yaramadan.
kimi ise bir ormanı, bir evi, büyük bir alanı yakar kül eder, kendisiyle birlikte.

Kibrit kutusunu açıp baktığınızda hepsi aynı gibi gözükse de birbirinden farklı kibrit çöpleri vardır. Bazıları yanamayacak kadar incedir. Yakarken kırılır zannedersiniz ama bilirsiniz en iyi onlar yanar. Bazıları da epeyce kalın, zannedersiniz ki yanınca yeri göğü yakacak ama yakınca bir bakarsınız fıs diye bir ses çıkarır kendisini bile yakamaz, sadece ucundaki kimyasal madde alev bile almadan kararır gider.

Kimileri eğri büğrüdür ama yine de bir kibrit çöpünden beklenen fonksiyonları eksiksiz yerine getirirler.

Her zaman en üstteki kibrit çöpleri ilk önce yanar.

Bir büyüğümüzün çok sevdiğim bir lafı vardır.

Bir ağaçtan binlerce kibrit çöpü çıkar, bir kibrit çöpü bir ormanı yakar.
Yanıp bitme hayatin bitmesi gibidir, ucundan başlar yavaş yavaş dibine doğru sonunda kapkara bir şey kalır.

İşte insan yaşamı da bu kibrit çöplerine benzer, kimi insanlar vardır kötü işler yaparlar, orman yakma misali, kimi insanlar vardır kendinden beklenileni asla yerine getiremezler, kalın kibrit çöpü gibi kendi kendilerini yok eder giderler, kimi insanlar vardır bir lambanın fitilini yakarlar kendileri yok olup gitse de ışığı kalır.

Bazı kibrit çöpleri de aykırı insanları ifade eder tüm kibrit çöpleri ayni yöne bakarken onlar tam tersine bakar kutuda. Kutu açıldığında ilk önce onlar göze çarpar ve herkesden önce yanarlar. Aykırılık başa beladır.

Bazı kibrit çöpleri birbirine yapışmıştır. Dikkat ederseniz onlar da kafadar insanlar gibidirler. Kanka misali biri yanınca diğeri de yanar. Ama en tehlikelisi kendiyle birlikte kutuyu da yakan kibrit çöpleridir. İçinde bulundukları toplumu çökertirler.

Bazı kibrit çöplerinin ucunda kimyasal maddesi yoktur. Ne yaparsa yapsınlar yanamazlar. Toplumun içerisinde ot gibi yaşar giderler. Toplum nereye, Onlar oraya.

İnsan yaşamına benzetilen kibrit nasıl oluşmuştur?
16 YIL VE 6 MİLYON KİBRİT ÇÖPÜYLE BİTİRİLEN KALE

Kibrit, kimyasal tepkimelerle ateş elde etme  aracıdır. XVII. yüzyılın ikinci yarısından beri  bilinmekteydi; Kullanılışı basit ilk kibrit 1831 yılında, Dole’de, on dokuz yaşındaki genç bir Fransız öğrencisi olan Charles Sauria tarafından geliştirildi: Daha sonra, İsveç’te, çakma yerine sürülen bir başka karışıma kırmızı fosfor (beyaz fosforun tersine, zehirli değildir) katıldı ve kibritin ucunda sadece potasyum klorat kaldı, böylece «İsveç» kibriti veya «güvenlik» kibriti doğdu.
Ama ilk kibrit yapımı, ancak 1927'de gerçekleştirildi. John Walker tarafından İngiltere'de yapılan bu kibritler, potasyum klorat (KCIO,), antimon sülfür (Sb2Si) ve arap zamkından oluşuyordu ve herhangi bir yere sürtülünce yanıyordu. Fosforun daha az •etkin bir biçimi ya da alotropu olan kırmızı fosforun bulunması, yalnızca önceden hazırlanmış kibritlerinin üretimine yol açtı  Kibritlerin sürtme yüzeyi kırmızı fosfor içerir ve kutunun bir yanma arap zamkıyla, üre formaldehitle ya da başka bir güçlü yapışkanla tutturulur. Kibritin başında bulunan potasyum klorat, kibrit çakıldığında kutu üstündeki fosforla temas edince, ortaya çıkan kimyasal tepkime, kibritin yanmasını başlatacak ısıyı oluşturur. Kibritlerde, potasyum kloratın yanı sıra, onunla tepkimeye giren KÜKÜRT bulunur. Ayrıca, cam tozu ve demir oksit (FeıOs) gibi, kimyasal etkileri olmayan seyrelticiler vardır. Seyrelticiler, yanma hızının denetim altında tutulmasını sağlar. Bileşenleri bir araya getirip, onları kibrit çöpünün ucuna tutturmak içinse , genellikle hayvansal zamktan yararlanılır.Her yerde çakan kibritlerde, kükürtten daha etkin olan fosfor seskisülfür bulunur. Düz olmayan bir yüzeye sürtme, fosfor seskisülfür ile potasyum klorat arasında, kibritin tutuşmasına neden olan tepkimeyi başlatır.
kibritlerin renkli olanları, uygun boyaların katılmasıyla yapılır. Günümüzde, demir oksit ve mangan dioksit gibi renkli bileşikler yerlerini, çinko oksite (ZnO) bırakmışlardır.

KİBRİT  ÇÖPÜ:

Çeşitli kimyasal maddelerden sonra, kibrit yapımında kullanılan en önemli madde ağaçtır. Bununla birlikte, kibrit çöpü için parafinlenmiş pamuk, kağıt ve karton gibi ç'eşitli maddelerden de yararlanılabilir. Kibrit çöpü yapımında kullanılan ağaçlar, beyaz, kokusuz, düz damarlı, kolay işlenebilir ve parafini emmesi için gözenekli olmalıdır. Çok sert ya da çok yumuşak ağaçlar elverişsizdir: Çok sert ağaçlar parafini emmez, çok yumuşak olanlarsa kolayca eğrilirler. Kibrit çöpünün başı, kimyasal madler sürülmeden önce, sıcak parafine batırılır. Parafin, alevi çöpe aktararak, yanmasını kolaylaştırır. Söndürüldükten sonra yeniden parlamasını ya da alevsiz olarak yanmayı sürdürmesini önlemek için, kibrit çöplerine, bir alev geciktirici  Madde olan  Amonyum sulfat emdirilir.Kibrit çöpü üretiminde, yaklaşık 100 kg ağırlığında, 3 metre uzunluğunda olan kütükler, önce 1/2 metre uzunluğunda kesilir, sonra, soyma makinalarında tabaka haline getirilirler. Aşağı yukarı 2,3 mm kalınlığındaki uzun şerit kesicilere sürülürler. Kesiciyle, 5 dakikadan kısa sürede, 1 milyonun üstünde kibrit çöpü üretilir. Çöplere daha sonra, döner tamburlarda amonyum fosfat emdirilir. Kurutulan çöpler, cilalanıp temizlenir ve çelik borularla kibrit makinalarına gönderilir.

OTOMATİK KİBRİT MAKİNESİ

Otomatik kibrit makinasıyla,8 kişi gibi az sayıda insanla, günde yaklaşık 20 milyon kibrit üretilip kutulanabilir. Çöpler, makinanın yavaşça yürüyen çelik bandı üstündeki uygun deliklere, otomatik olarak yerleştirilir. Yerleştirilen çöpler, önce sıcak parafin banyosundan geçerler. Sonra çelik bant, kibrit başlarını oluşturan kimyasal bileşim üstünde durur. Aynı anda yaklaşık 6000 çöp, sıvı karışım içine daldırılır. Bundan sonraki aşama, başı kurutmaktır. Bu işlemin çok yavaş yapılması gerekir: Hızlı kurutma, kibritin gerektiği gibi çakmamasına yol açar  Yaklaşık bir saat  sonra, kibritler kutulanmaya hazır hale gelir. Çelik bant, düzenli olarak hareket eden kütü içlerine doğru iner. Kibritler, bant içindeki deliklerden, düzgün biçimde ve doğru sayımda püskürtülür. Dolan kutu içleri, taşıyıcı bantla, kutu dışlarının bulunduğu bölüme aktarılır. Burada aynı anda 16 kutu içi, hızla 16 kutu dışının içine itilir. İşlem dakikada 50 kez yinelenir.
   .
Karton kapak içine sıkıştırılmış karton ya da ağaç çöplerden oluşan poşet kibritler de aynı yolla yapılır. Çöpler, kibrit makinasına yerleştirilir. Kibrit başları kuruduğunda, kibritler poşetleme makinasına gönderilir.
TC nin İLK KİBRİT KUTUSU

TÜRKİYEDE 
 
Türkiye 1929′a kadar kibriti Avrupa’dan ithal ederdi ilk fabrika İstanbul’da Büyükdere’de kuruldu (1932). Yirmi yıl devlet tekelinde tutulan kibrit yapımı işi 1952′de serbest bırakıldı ve bu tarihten sonra özel fabrikalar da kuruldu

ZEKA YARIŞMASI

Kibrit çöplerinden balık - Zeka sorusu

 

Resimde 8 kibrit çöpü ve 1 düğmeden yapılmış balık görülüyor.

Üç kibrit çöpünün ve düğmenin yerini öyle değiştirin ki Balığın başı sola değil de sağa bakıyor olsun. Yani balık 180 derece dönmüş ters yöne doğru yüzüyor olsun.
Cevabını aşağıdaki yorumlar bölümüne yazınız. Doğru cevaplar arasında çekeceğim kura sonucu kazanana bir kitap göndereceğim.
Kolay gelsin.


8 Mart 2012 Perşembe

Önemli günler




  NASRETTİN   HOCA   -  1208 - 1284

 
Burhan Bursalıoğlu



Türk halk bilgesi. Halk dilinde, duygu ve inceliği içeren, gülmece türünün öncüsü olmuştur.
Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.

Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma. Gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Katı kurallar karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır.
Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.
Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer. Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır.

Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.
Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir. 

Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın Yönetim hatalarına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir.

EŞEĞE NEDEN TERS BİNMİŞ
Bir gün Hoca, eşeğine binerek , arkasına takılan bir kısım insanlarla birlikte, camiden eve dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü insanlara dönük olarak eşeğe ters biner, yani semere ters oturur. Bunu görenler yaptığı hareketin nedenini sorarlar. Hoca şöyle der:

-Düşündüm taşındım, eşeğime böyle binmeye karar verdim çünkü saygısızlığı hiç sevmem. Siz önüme düşseniz, arkanızı bana dönmüş olacaksınız; usulsüzlük saygısızlık olur. Ben önde gitsem, size arkamı çevirmiş olacağım ki bu da doğru değildir. Böyle ters bindiğim zaman ise hem ben önünüzden giderim, siz de ardımdan gelmiş olursunuz; hem de karşı karşıya bulunuruz!


5 Mart 2012 Pazartesi





HAFTA  İÇİNDE  DUYDUKLARIMIZ

ATA’YA  HAKARET  EDEN  TALTİF  GÖRÜYOR

Ata’ya hakaretten  10 ay ceza  alan  İlkokul müfettişi Afyon’a atanarak taltif gördü ve Denetmenler başkanı oldu.  Afyon’da 4000 öğretmenin  inceleme, soruşturma ve görevden alma yetkisine sahip bulunmaktadır.
Bu dönemde böyle insanlar ödüllendiriliyor. Bu tür ödüller onları vicdanen  huzurlu ediyor mu acaba?

4+4+4  SİSTEMİ

 Milli Eğitimde  yapılmak istenen 4+4+4  sisteminde gördüğü tepkiler üzerine, ufak değişiklikler yapıldı. Buna karşılık da okula başlama yaşını  5  e çekildi.
Beş yaşındaki çocuğu okula alan zihniyet, anneleri için de okulda yer yapmalılar.
4 yaşındaki çocuklar da ağızlarında emzik, altları bağlı, okul öncesi sınıflara alınacaklarına göre, onlara.öğretmenlerin dışında birer de bakıcı atanmalı.
 Bu sistemde bir diğer konu da, 5. sınıflar ikinci 4 yıla ilave edildi. Bugün 5. sınıfları okutan sınıf öğretmenliğinden mezunlar. İkinci dört yılda öğretmenlik yapamayacaklarına göre, okullarda,  5.  sınıf sayısı kadar  öğretmen fazlalığı oluşacak. Bakanlık bu öğretmenleri nasıl kullanacak ve ya ne yapacak?

BAYGINLIK  GEÇİREN  ÇOCUK  YARIŞMACI

BAYILAN  ÇOCUKLAR

Çanakkale’in Bayramiç kazasında, “Atletizmi Geliştirme Projesi “ kapsamında karda, buzda ve soğuk bir havada yapılan yarışmaları  baygınlıklara sebep oldu. Hatta, Dilber Aypeker adlı bir kız öğrenci geçirdiği baygınlık  sonrası hastaneye  kaldırıldı.
Daha önceki bir yazımda da, Ankara’ da onlarca ilkokul çocuğunun yarışmalarda yerlerde kaldıkları manzaraları ele almış ve yöneticilerin daha dikkatli, zamanı iyi seçmelerini tavsiye etmiştim. Anlaşılan zihniyette değişiklik olmuyor.

60  M.E.MÜDÜRÜ

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer 60  ilin Milli Eğitim Müdürlerinin yerlerini  değiştirmiş.
Kış günü , karlı, buzlu bir mevsimde insanların rahatlarını bozmak, sıkıntıya sokmaktan zevk mi alınıyor?

ÖNDER

İmam Hatip Lisesi Mezunları  ve Mensupları Derneği, ( ÖNDER)  TBMM Milli Eğitim Komisyonuna sundukları  raporda, okullarda  haremlik-selamlık olmasını istemişler. Gerekçe olarak da:
  “ Kadın ve erkek arasında:  Beyinde cinsiyetten kaynaklanan farklılıklar, öğrenmede: Cinsiyetten kaynaklanan farklılıklar, karma ve tek cinsiyetli eğitimle ilgili görüşler, konu başlıkları şeklinde  sunulmuş.
Milli Eğitimde birden bire bu konuyu ortaya atmasını nedeni böylece ortaya çıkmış oldu. ÖNDER den başka ne beklenir ki?

OKULDA DAYAK

Konya’da bir ilköğretim  okulunda okuyan birinci sınıf öğrencisini, daha üst sınıflarda okuyan 4 öğrenci   bodruma indirerek  kıyasıya dövmüşler.
İlköğretimdeki şiddet devam ediyor. Dövülen çocuk sessiz, bağırmadan, imdat istemeden mi dövülmeyi kabullenmiş? Okul idareci, öğretmenler, nöbetçi öğrenci ve nöbetçi öğretmenler nerede imişler?
MADIMAK  KATLİAMI

MADIMAK  DAVASI

  Sivas’ta , 1993 de 35  kişiyi yakarak ölümlerine neden olanların davaları hala sürüyor.  13 Mart’a kadar sonuçlanmazsa  dava zaman aşımına uğrayacak. Bu davada yakalanamayan ve kırmızı bültenle aranan 14 kişi hakim karşısına çıkmadan kurtulmuş olacaklar.
Tahmin ediyorum, bu dava, zaman aşımına uğrayan  benzer davalar gibi zaman aşımına uğrayarak, kaçak suçlular kurtulmuş olacak. 35 aydın insanımızın kanı ortada kalacak.
TÜRK  LİRASININ SİMGESİ

TL  SİMGESİ

Türk Lirası simgesi yarışması bitti ve ilan edildi.  Simgenin Ermeni simgesinin tersi olduğu ve simge Tayip Erdoğan’ı anımsattığı söylenmektedir. Ayrıca, simgeyi yapan Tülay Lale’ nin de isim ve soyadını ifade ettiği söylenmektedir.
İsim ve soyadlar değişmiyeceğine göre simgeyi kabulleneceğiz. Daha değişik şekil de verilebilirdi.

VERGİ  REKORU

Benzinden alına  en yüksek vergi nedeniyle Avrupa’da  liste başındaymışız. Bir litre benzinden Türkiye’de alınan  vergi  1.04  Euro.
Birçok konularda ilk olduğumuz unutulmasın. Gerek benzinin litre fiyatında , gerekse bir litre benzinden alınan vergi Avrupa’da  listede  birinci imiş. Sorun mu sanki? Çok zengin olan vatandaşın verdiği vergide çok olur. (!)  Avrupa’lılar kıskanmasın!..
KANALİZASYON ÇALIŞMASI

KANALİZASYON PARASI

Avrupa birliği Türkiye’ye “Kanalizasyonu   iyileştirme” nedeniyle, 1 milyar  581 milyon liralık yardım göndermiş.  Avrupa birliği  şimdi bu parayı araştırıyormuş. Yerinde kullanılıyor mu, para nerede diye .
Köylerde, 5 metre yükseklikteki balkonlarda  açılan  üçgen şeklindeki bir delikten, aşağıdaki sinekleri hedefleyerek abdestinin yapıldığı açık tuvaletlerin varlığından Avrupalılarında haberi varmış demek. Bu tür ilkel tuvaletlerin iyileştirilmesi için  kanalizasyon yapılacaksa helal olsun. Başka amaçla kullanılıyorsa, hesap sormakta haklılar. Aslında bu paranın verilmiş olması utanç verici. Nedenini  siz anlarsınız.  

TFF BAŞKANI  Y.DEMİRÖREN

TFF  RÜŞVET Mİ VERİYOR?

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığına seçilen YILDIRIM  DEMİRÖREN, Avrupa Şampiyonlar Kupasına katılması nı engelleyen UEFA  hakkında dava açan Fenerbahçe’nin davayı geri çekmesi karşılığı,  45 milyon euro yu Federasyon tarafından ödenmesini önermiş.
Sayın Demirören’in bu teklifi şike sayılmıyor mu? Parayı veriyorsun, istediğini gerçekleştiriyorsun.  Madem 45 milyon euro yu gözden çıkarmış, neden halkın katkıları ile birikmiş federasyonun parasını teklif ediyor? Kendi bütçesinden verse ya.  Bakalım Fener Yönetimi ne karar verecek. Can derdinde mi, yağ derdinde mi? Göreceğiz. Umarım yağ derdinde olmaz.

VERGİSİNİ ÖDEMEYEN ÇOCUK

Maliye Bakanlığı, “Önceden hazırlanmış kira beyanname sistemi  uygulamasında, mükelleflere gönderilen mektuptan birini de 2 yaşındaki bir çocuğa göndermiş. Mektupta, önceki vergileri de zamanında ödediği için teşekkür ediyor çocuğa.
O kadar çok sistemler değiştiriliyor ki, memurların hata yapmaması imkansız. Ama bu mesele para ile ilgili olduğu için dikkat etmek lazım.


HAKAN ŞÜKÜR

TBMM Başkanlığı,” Hakan Şükür’ün Lig TV de yorum yapması Milletvekilliği ile bağdaşık olduğu konusunda, Başkanlığımızın bir tereddütü bulunmamaktadır “. diyor.
Yasal olarak belki tereddüt yoktur , ama etik oluyor mu? Bunu Hakan Şükür’ün düşünmesi lazım. Dünya ca tanınan bir kişinin etik olmayan davranışları kendi kariyerini paslandırır. Bu davranış da “görüp göreceği bu kadar olur”.
HAİN  SALDIRI SONU

HAİN  SALDIRI

Sütlüce’de, uzaktan kumandalı bir bomba, içinde 21 polisin bulunduğu minübüs geçerken patladı ve biri sivil 16 kişi yaralandı.  Hayati tehlikeleri yok.
Yaralıların hayati tehlikelerinin olmamayışı tesellimiz. İstihbarat teşkilatımızın daha uyanık olması gerekmektedir. Bu iş sarpa sardı.
FANSIZ TURİSTLER CENNETTE

TATİLCİLERİMİZ ARTTI

Fransızların tatillerini TÜRKİYE’ de geçirenlerin sayısı %45  artmış. Cumhurbaşkanları Sarkozy’ye inat olsun diye  Türkiye tercih ediliyor.
Hoş gelsinler. Geldiklerinde de  “Ermeni soykırımı yoooook” diye  avaz avaz bağırsınlar.
BU UÇAK SIVISIZ  UÇUYOR

SIVI   TAŞIMAK YASAK

1 Mart’tan itibaren yurtdışı, 1 Nisan’dan itibaren de yurtiçi uçuşlarda, yolcular hiçbir sıvı  madde  taşıyamayacak. Sadece emzikli çocuklar için özel izin gerekecek..
Yasak maddeler:  Su dahil, her türlü sıvı madde. Krem, losyon, kolonya, parfüm, yağ, makyaj malzemesi deodorant, diş macunu, traş köpüğü ve her türlü  macun kıvamındaki maddeler. Reçel, bal, yoğurt, pekmez, salça,  mayonez gibi yiyecekler.  Şampuan, sprey, kontak lens  sıvıları ve jeller.
Bu da herhalde Dünya da ilktir. Ben mantıklı görmüyorum. Yolculara ikram edilen şişe şişe içecekler sıvıdan sayılmıyor mu* uçağın kirletilmemesi amaçlanıyorsa, ikram edilen içeceklerle de yapılabilir. Bu kafayı taşıyan, önce,  kaptanların uçuş aletlerine döktükleri çay nedeniyle, 6 saat rotar yapan uçağın yolcularının perişan olmamalarının önüne geçmeliler.
KERRY  TREBİLCOCK

PİKA  HASTALIĞI

İngiltere’de, besleyici değeri olmayan PİKA  hastalığına yakalanan 21 yaşındakı KERRY TREBİLCOCK adındaki genç bir kız,  dört yılda  4000  (dört bin) adet bulaşık süngeri , 1000  (bin)  kalıp ta  sabun yemiş ve yemeye de devam ediyormuş.  Bunları sıvıya, çay,süt, kahve  gibilere batırarak yiyormuş.
Ben almayayım.
ROBERT  MUGABE

ROBERT  MUGABE

Afrika ülkelerinden Zimbabwe’nin diktatör kralı, 88 yaşındaki Robert MUGABE için , 650 bin paund  (Türk parasıyla,  1.8 milyon tl)   harcayarak yaş günü kutlaması yapılmış. 20  bin kişi katılmış. Dört büyük pasta yapılmış. Pastanın biri, kralın  yaşı kadar 88 kilo imiş.

Halkı sefalet içinde olan bir ülkenin Kralı halkı için mi oradadır, yoksa kendi için midir?,..Dünya’nın oluşumundan bu güne dek , gelmiş geçmiş devlet yöneticisi , hangi adda olursa olsun, yoksulluk çekti mi, öldüğünde, arkasından,   “ yemedi yedirdi, giymedi giydirdi, almadı verdi “ dedirten bir kral, padişah, şah,başkan her ne ise duydunuz mu? Okudunuz mu?” Hayır “ sesleri kulağıma geliyor. Galiba, en üst doruğa çıkıp, kendini sağlama almak, soyunu sopunu  varlıklı hale getirmek GEN le ilgili olsa gerek.
 Kulağıma “biri   hariç, Mustafa Kemal Atatürk” sesleri de geliyor. Haklısınız. M.K.Atatürk ‘ ün kimsesi  yoktu.  yemedi  yedirdi, giymedi giydirdi. Edindiklerini de halkına ve devletine hibe etti. Yani kendine değil, halkına yatırım yaptı..