31 Temmuz 2014 Perşembe

GEZİ





ALTINCI  GÜN:      PERŞEMBE

Burhan Bursalıoğlu


Program gereği  altıncı gün göller bölgesine  gitmek gerekiyordu. Biz Roma’da kalıp  Roma’yı daha çok tanımak için gruba katılmadık.
Koleziyumun dıştan görüntüsü
O sabah,  ben eşim, kızım, damadım gelinimiz Sevim’le otelden çıkarak 40-50 dakika yürüyerek  yer altı metrosuna ulaştık. Fazla yürümemizin sebebi, otelimizin Roma haritasının dışında olmasındandı. Etrafı seyretmek için yürümeyi tercih ettik.
Koleziyumun içi
Kolezyum’a yakın bir istasyonda indik. İkinci kez kolezyuma gitmemizin amacı içeriye girme isteğimiz di. Sabah olmasına rağmen kuyruklar kıvrım kıvrım uzuyordu. Benden başka  kimse girmeyi istemedi. Damadım tüm gişeleri dolaşarak en kısa kuyruğa girip  17 yuro karşılığı bir bilet alarak içeri girdim.
Koleziyumun iç görüntüsü

Aslına bakılırsa değmezmiş. Kolezyumun  meydanı yok. Labirent gibi  kanallar  ve vahşi hayvanların barındığı kafesler.Yıkık duvarlar onarılmamış. Onarılıcak gibi de değil. İmparator Vespasianus tarafından 8 yılda yapılan ve 55 bin kişilik bu dev yapının onarımı için İtalya bütçesi yetmez. Yetse de orijinalı gibi olmaz.
Koleziyumun içi
Kolezyum, ölümcül gladyatör savaşları ve vahşi hayvanların dövüşlerinin izlenmesi  amacıyla yapılmış. İmparator ve  zenginler tarafından, genellikle popülerlik kazanmak  içinmiş. 9 bin vahşi hayvan öldürülmüş.
Kolezyum resim çektirmek  için  iyi  bir  fon oluşturabilir.
O günü dolaştığımız ve gördüğümüz tarihi yapılar birbirinden uzak yerlerde idi. Yaya dolaşmayı, etrafı  seyretme bakımından tercih ettik.
Gördüklerimizin içinde  önemli olanlarından, sırası ile değil de karışık olarak, kısa kısa, aklımda kaldığıyla anlatacağım.

PİAZZA  NAVONA: - NAVONA MEYDANI.

Bir zamanlar, Roma stadyumunun bulunduğu yer. Sokak ressamları ve falcıların iş merkezi olmuş. Ayrıca, Lorenzo Bernini’nin meşhur 4 ırmak havuzu da bu meydanda.

PANYHEON:

Bütün tanrıların tapınağı. Kentin iyi korunmuş antik yapılarından biri. MS. Birinci yüzyılda İmparator Hadrianus tarafından inşa ettirilmiş.
Pantheon çevresinde ki sokaklar labirent gibi. Turistlerin tercih ettiği yerler. Ayrıca, burada parlamento binası, hükümet daireleri, borsa  bulunmakta. Kısaca, şehrin finans ve politika merkezi  durumunda.
Meydanda, Berninin sırtında, Mısır dikili taşını taşıyan fil heykeli de buradadır.


CASTEL  SANT’ ANGELO:

Tiber  nehrini, Hadrianus’un, MS. 134 tarihli köprüsü.  Pons Aelius’un kemerlerini de içeren Ponte Sant’  Angelo üzerinden geçtiğimiz   köprü,  Tiber nehri  üzerindeki  köprülerin en güzeli imiş.
1598 – 1660  yıllarında, Bernini ve öğrencilerinin  yaptıkları, her biri İsa’nın çarmıha gerilişinden simgeler taşıyan on melek heykeli köprünün korkuluklarını süslemekte. Ayrıca, burada gerilen iplere, niyet tutulup çaput ve akla gelen her şey asılabiliyor.

CAMPO  DE  FLORİ  VE  ÇEVRESİ:

17. yüzyılda halka açık idamların infaz edildiği Campo De’Fiori   çevresi , meyve, sebze ve çiçek pazarı haline gelmiş.
1600 yılındaki, karşı reform sırasında, canlı canlı yakılan Filozof Giordano Bruno’un, düşüncelere dalmış heykeli, meydanın kanlı tarihini anımsatır gibi  durmakta.


CONSTANTİNUS  TAKI:

MS.315 yılında, Costantinus’un, imparatorluğun başkentini Bizans'a taşımadan önce Milvian köprüsü savaşındaki zaferini kutlamak için inşa edilmiş.

PALAZZO NUOVO (Yeni  saray):

Piazza ve Aracoeli kilisesinin köşesindeki, Palazzo Nuovo nun yapımına 1603 de başlayıp 1654 yılında tamamlanmış. 1734 yılında da halka açılmış.

CAMPELLA  SİSTİNA – SİSTİNA ŞAPELİ:

15. yüzyılda  5. Sixtus için  inşa edilen Campella Sistina  20 yılda tamamlanmış.
Bugün, Kardinallerin Papa seçmek için toplandıkları yer olarak kullanılıyormuş.

Şapelde, insanın  Kitabı  Mukaddes’te  yer alan öyküsü, üç  bölümde  betimlenmiş. Ademden Nuh’a, yasanın Musa’ya verilmesi, ve  İsa’nın doğumundan Son Yargıya kadar olan bölümler.

Tavanın ortasına doğru, Adem’in yaradılışında ileri doğru uzatılmış parmak görülüyor.

Ayrıca, burada , Mısır, Roma, Ronesans, ve barok eserlerinin  arasında, Michelangelo, Rafaello, Caravaggio ve Canova gibi sanatçıların eserleride bulunmakta.


Ayrıca Roma gezimizde, S.Pietro İn Vinceli, piazza del Cinquecento, Quirinale,  Trinita dei Monte, Fontana di Trevi, Piazza Del  Popolo, Tempio Adriano ve Piazza del Trubiunal, gibi meydan, kilise ve  tarihi vasfı taşıyan binaları gezdik.
Geç vakit yorgun argın otelimize dönerek, Pompeinin hayaliyle uykuya daldık.


Roma’da bu son gün programında Pompei ve Napoli vardı.

 DEVAM  EDECEK

23 Temmuz 2014 Çarşamba

G E Z İ



İTALYA  GEZİSİ

                                                                                                         
                                                                                        BEŞİNCİ  GÜN - ÇARŞAMBA
Burhan Bursalıoğlu

BEŞİNCİ  GÜN: ÇARŞAMBA
Floransa’dan  saat 8.30 da ayrılarak 260 km. lik yolu kat ederek  Roma’ya  vardık.

ROMA

Roma, engebeli bir bölgede  7  tepe üzerine kurulmuş bal renkli çeşmelerin şehri   veya Augustus tarafından yaratılan mermerler şehri de deniyor. Efsaneye göre, Roma, MÖ. 753 yılında REMUS  ve  ROMİLUS tarafından kurulmuş.
Roma, 1821 yılından itibaren, İtalya Cumhuriyetinin başkenti ve  Papalığın ikamet yeridir. Batı uygarlığının beşiği ve Katolik dininin kalbi olan Roma, bugün İtalya’nın siyasi,  idari  ve kültürel hayatın  merkezidir.

Roma’ya geldiğimiz andan itibaren, önce, Colosseum’u n  dışının heybetli görünüşünü seyrettik. İçeri girmek istedikse de  yüzlerce metrelik kuyruklarda zaman harcamayalım diye girişi ertesi güne bırakarak Venedik Meydanına gittik.

VENEDİK  MEYDANI:

Roma’nın merkezi. Vatikan’ a yakın. Ayrıca şehrin ulaşım ağlarının da  ana duraklarının başında gelir. 2. Vittoriano anıtı ve  Palazzo Venezia  (Venedik sarayı) da  bu   meydandadır.
Oradan   İspanyol  merdiven lerine,  Vatikan   ve  San Pietro Bazilikası’na, Aşk çeşmesine  gittik.

İSPANYOL MERDİVENLERİ:

İspanyol elçiliği bu meydanda  yer aldığından adına “ İspanyol   merdivenleri “ denmiş. Bu merdivenlerin çevresinde bulunan alışveriş mağazalarının pahalı ve sosyetik oluşu nedeniyle oldukça fazla turist çekmektedir.
1720 de  yapılan merdivenler,  16. Yüzyıl tarihli Fransız kilisesi Trinita Dei Monti’ye de çıkıyor.
Halk tarafından bu merdivenler, baharda açelyelerle süsleniyormuş.

AŞK  ÇEŞMESİ:   ( Trevi  çeşmesi)

Aşk çeşmesi, eski Palazzo Poli’nin ön cephesi olup, kayalar, çeşmeler ve havuzlar cümbüşü içindeki  mitolojik yaratıklardan oluşuyormuş. Geceleri de ışıklandırılıyormuş. Üzerindeki Tritonların bindiği iki kanatlı denizaltının çektiği, bir deniz kabuğuna binmiş dev bir Neptün figürü yer alır. Şaha kalkmış at, denizin hırçınlığını, sakin olanı ise dinginliği simgeliyormuş.
Aşk  çeşmesinin diğer bir özelliği de turistlerin niyet ederek,  dilekleri   için suya para atmalarıdır.  Bozuk para , sağ elle sol omuzun üzerinden çeşmeye atılıyor. Zaman zaman toplanan paralar kızılhaça veriliyormuş.
Biz gittiğimizde onarım olduğu için çeşmede su yoktu.

SAN PİETRO BAZİLİKASI:

1656 İle 1667 yılları arasında Bernini  tarafından, 284  traverten sütunu ve tepelerinde azizlerin 140 heykelinin bulunduğu 88 gömme sütunu ile yapılmış. Elipsin ortasında, Caligula’nın Mısırdan getirdiği 25 metre yüksekliğinde ki kırmızı granit dikilitaş bulunmaktadır.

VATİKAN:

Hiristiyan dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan, Dünyanın en küçük devletidir. Normal   900 civarında olan nüfus, turistlerle 2000 ni geçmektedir. Vatikan, çevresi  yüksek duvarlarla çevrili ve kameralarla izlenmektedir.
Vatikan Devleti Monarşıyla yönetilmektedir.

Devlet başkanı Papadır. Her söylediği yasa hükmündedir.
Papa, devlet başkanlığı dışında da, Katolik mezhebinin ruhani lideridir.

Vatikan’ın 100 kişiden oluşan küçük  bir ordusu vardır.
1929 da Musolini ile imzalanan antlaşma sonunda, bağımsız ve egemen bir devlet olmuştur.

Vatikan’ın 200 den  fazla gazetesi, 154 radyo istasyonu,  49  TV  kanalı bulunmaktadır.

Bütçesi, Katoliklerden kesilen kilise vergisi, aidatlar, bağışlar, hisse senetleri,  şirket gelirleri, bankacılık ve faiz gelirleri, hediyelik eşya satışları ve reklam gelirlerinden oluşmaktaymış.

Vatikan’a  girdiğimizde, çok büyük bir meydan ve etrafında heybetli binalar.  Ana kiliseye girmek için  kuyrukta bekleyen  yüzlerce insan.

Papa’nın bulunduğu binanın kapısında  kırmızı giysileriyle nöbet tutan iki asker.


Kilisenin içini anlatmak mümkün değil. Görmek lazım.

15 Temmuz 2014 Salı

GEZİ




İTALYA  GEZİSİ


DÖRDÜNCÜ  GÜN:  SALI

Burhan Bursalıoğlu

 Kahvaltıdan sonra  otobüsümüzle, Antik Etrüsk  medeniyetinin doğduğu  ve eskiden beri  bağımsız, hatta Roma ve diğer bölgelere karşı açıkça soğuk tavırlar sergileyen  Toskana kentine gittik.
Gelişmeyi simgeleyen, surlarla çevrili  villa ve şatolar, Galileo gibi seçkin bilim adamlarını desteklemiş olan Ronesans’ın önemli  sanat hamilerinden  Mediciler için inşa edilmiş, etkileyici  şatolar ve  villalar, Toskana’nın  tarihi belgeleri niteliğinde görülmektedir.

Toskana gezimiz üç ana ayaklı oldu. Önce’San Gimignano’ya, sonra Pisa ve son olarak da Sıena’ya gittik. Bu  yolculuklarda  bazı köy ve yerleşim yerlerinde molalar vererek, hem ihtiyaç giderildi, hem de yörenin yetiştirdiği yiyecek ve  sembol olarak gördükleri turistik eşya alış verişi yapıldı  

SAN  GİMİGNANO:

12 ve 13. Yüzyıllardan kalma bu kasaba ,Toskana’ın en güzel dağ kasabalarından biridir. Kulelerin oluşturduğu  bir yer. Aynı yüzyıllarda soylu aileler  tarafından inşa edilen şehrin merkezi, Cisterne olarak kabul ediliyor. Meydan alış veriş merkezi. Gezerek alışverişler yapıldı.  Buradaki kuleler, ticaretin getirdiği üstünlüğü ve saygınlığı simgeliyor.  Kulelerin sayısı 70 şi bulmuş. Ancak 14.  Yüzyılda, Floransalı istilacıların hücumuna uğrayan Gimignano’da  kuleler yıkılarak sadece 14 dü ayakta kalabilmiş.

PİSA:

11  ve  13. Yüzyıllar, Pisa İparatorluğunun en parlak dönemi olmuş. Kurduğu güçlü donanma ile Akdeniz de yaptığı ticaretten kazandığı para ile yörenin en zengin kırallığı oldu. Bu gün , hala ayakta duran Duomo,Vaftizhane ve eğik kule gibi muhteşem yapıtlar  o dönemin eserleridir.  1284 de, Cenova’ya yenilen  Pisa  imparatorluğunda çöküş başlamış ve 1406 da Floransaya da yenik düşünce İmparatorluk çökmüş.

PİSA  KULESİ – EĞİK KULE:

Zemini, en dip, minerallerden oluşan kum, üstünde gri mavi kil, daha üstünde de taşlı molozlu, killi  alüvyonlardan oluşan zeminde, 1173 de yapımına başlanan kulenin ikinci katı bitince, kule eğilmeye başlamış. İnşaat durmuş.  Yapılan iki katın yıkılması beklenmiş. 60 yıl beklemişler. Kule yıkılmamış. 60 yıl sonra  3. Kat yapılmış. 15 yıl beklenmiş. 

Her yapılan kattan sonra 10- 15 yıl beklenmiş. Nihayet 177 yılda pisa kulesi tamamlanmış.
En üst kat, eğimin tersi yününde yapılmış. Yıkılmasın diye.
20. yüzyılda , ana akstan  4.5 m. Kayınca 1990 da ziyaret yasaklanmış. 2001 de, kaymanın ters tarafından toprak alınınca, kule o tarafa doğru yaslatılıp yüzde on düzeltilerek dengelenmiş. Daha sonra da ziyarete açılmış.
Kulenin bulunduğu  Miraceli meydanına  “Mucizeler meydanı” da denmektedir.

VAFTİZHANE: 

Mucizeler  meydanında, eğik kulenin  yanında 1152 yılında yapımına başlanan Vaftizhane mali sıkıntılar nedeniyle 100 yıl ara verilmiş ve  nihayet Giovanni  tarafından  1260 da tamamlanmış. İçinde  Yahya’nın heykeli bulunmakta.
Bronzdan yapılan, yarı at, yarı ejderha heykeli burada bulunmaktadır.Giovanni ve Duamonun  fildişi oyma eserleri de burada  sergilenmektedir.
Pisa gezimizde bizi çok duygulatan bir konuyu açıklamak istiyorum.  Eğik kuleye, yani pisa kulesine ve Mucizeler meydanına giderken ana caddede üstü  kapalı  tezgahlarında, çevrenin turistik eşyalarını  satan satıcılar vardı. Otobüsümüzün önündeki ETS TUR  levhasını görünce, sanki   sihirli

 bir el değmiş  veya biri komut verilmiş gibi tüm satıcılar içerden Atatürklü Türk Bayraklarını çıkararak tezgahlarına asıp  Türkiye lehinde slogan atmaya  başladılar. Özellikle söyledikleri  “HER YER TAKSİM, HER YER DİRENİŞ” “ EN BÜYÜK ATATÜRK, BAŞKA BÜYÜK YOK”gibi. Şaşırmıştık. Biz de onları alkışladık. Dönüşte alış veriş yaparak, onları memnun ettik.

SİENA:

Siena, orta çağlardan kalma, dar sokaklı, kısa kısa caddeli bir kent. Buna karşılık, Avrupa’nın en büyük meydanı  kabul edilen Campo meydanı burada.
ÇAN  KULESİ

Toskana ve  Siena, bizdeki  Aşiretlere benzer aşiretler tarafından  yönetiliyor.  Burada 14 aşiret var.  Sadece  sporda ve ortak yarışmalarda rekabet içindeler. Onurlarına çok bağlılar.
PİEZZA  DEL  KAMPO

Aşiretler her yıl iki kez, 2 Temmuz  ve  16  Ağustos’ta Palio adlı  festivallerde at yarışı düzenlerler. Aşiret mensuplarının tüm amacı Palo yarışını kazanmak  . Yukarıda tarihlerini verdiğim festival öncesinde,   kura ile  14 aşiretten  10 aşiret yarış için seçilir. Çıplak atla, Dünyanın en büyük meydanı olan Del  Campoda yarışırlar. Meydan zeminin, taş-tuğla oluşu ve çok keskin  virajları  olduğundan, zaman zaman, virajı alamayan jokey atı ile birlikte bariyerlere çarparak yaralanıyor veya ölebiliyor. 3 turu bir buçuk dakikada almak mecburiyeti var. Onun için yarışçı, zeminin taş, virajların keskin olmasına aldırmaz. Tüm  amacı YARIŞI KAZANMAKTIR.
Binlerce seyircinin izlediği festival  öncesinde, Contrada kilisesinde at binicileri  kutsanır, renkli gösteriler, kostümlü resmi geçitler ve yoğun bahislerin ardından, rakipler arasındaki  yoğun  çekişme ile yarış başlar.
Yarışı kazanan yarışçıya dolayısı ile yarışçının aşiretine  sadece bir flama verilmekte. Aşiret mensupları kazandıkları flamanın kutlanması aylarca sürermiş.
PALAZZO  PUBBLİCO:

Gotik tarzında olup, Belediye sarayı olarak görev yapıyor.  1342 de tamamlanmış. 102 m. Boyunda çan kulesi bulunmaktadır.  B u kule, İtalya’da , orta çağda inşa edilen en yüksek ikinci kuledir.
PİAZZA DEL  CAMPO:

Yukarıda  adı geçen ve yarışların olduğu  meydan  genelde bir Pazar yeri imiş. 1293 yılında Siena’nın  yönetimini elinde bulunduran Dokuzlar Konseyi, büyük bir kent yaratma isteği nedeniyle  kırmızı tuğla kaldırımlı meydanın yapımına 1327 de başlanmış ve 1349 da bitirilmiştir. Meydan, Dokuz konseyin otoritesini yansıtmak için dokuz dilim şeklinde yapılmıştır. Meydanın yapımından sonra,boğa güreşleri ve idamlar yapılmış.
Verilen serbest  dolaşımdan sonra akşam  floransa’daki otelimize dönerek, ertesi günü gideceğimiz Roma’nın düşlerini kurduk.


DEVAM  EDECEK







8 Temmuz 2014 Salı

G E Z İ




İTALYA  GEZİSİ                          ÜÇÜNCÜ  GÜN


Burhan  Bursalıoğlu

Venedik ziyaretimiz bitmişti.  Üçüncü gün, yani Pazartesi gününü sabahı kahvaltıdan sonra saat 9 da  hareket ederek  250 km. yolculuktan sonra Floransa’ya vardık.
İtalya’nın en verimli toprakları olan ve zıraatın  üçte ikisini karşılayan Po Ovasından geçerek , Dante, Petrarca ve Machiavelli gibi yazarların yanında, Batticelli, Michelangelo ve Donatellio gibi usta ressamların, heykeltıraşların yetiştiği kente vardık.
15. yüzyılda, Ronesansın da başlatıldığı kenttir Floransa.
Şehirde önce şehrin merkezi ve odak noktası olan  Doumo’ya uğradık. Buraya  Kadedral veya heykeller meydanı da deniyor. Her tarafta Ronesasın ve daha sonraki zamanlarda yapılan tüm heykeller  burada bulunmakta. Her heykelinde bir hikayesi var.
SİNYORLAR MEYDANI

SANTA  MARİA  DEL  FİORE KATEDRALİ:

1260 yılında mimar  Armolfo di  Cambio tarafından yapımına başlatılmış. Yeşil, beyaz ve pembe renkli Toskana mermerinden, Neo Gotik tarzında olup, 600 yılda ancak tamamlanabilmiş.
414 basamaklı  yukarısında çan kulesi bulunmakta.
Donatello, Mchelangelo’nun bitmemiş pietasını, Katedralin müzesi   olan Museo  Dell ‘opera, Del  Duomo da buradadır.
12. yüzyıldan kalma , Romanesk, San Giovanni vaftizhanesinde klasik sekizgen biçim korunmuş.
Floransa’nın en eski yapısı olan vaftizhanenin rölyeflerle süslenmiş bronz kapılarından güney kapısı 1300 yılında Andrea Pisano tarafından Gotik tarzında  yapılmış. Yukardaki rölyeflerde San Giovanni Battista’nın hayatı, aşağı bölümde ise 8 adet hiristiyan fazileti resmedilmiştir.
Lorenzo Ghiberti tarafından yapılan Kuzey kapısInda, İsa’nın hayatını anlatan sahneler bulunmaktadır.
Doğu kapısı, Michelangelo tarafından Cennetin kapısı olarak adlandırılıyor.

MEDİCİ  SARAYI:

15. yüzyıl tarihli  Plazzo Medici  - Riccardi oldukça görkemli bir bina olup, bugün  Floransa Valilik binası olarak görev yapmaktadır.

SAN LORENZO  KİLİSESİ:

 Medici Sarayının hemen yakınında yer alır. Kilise, Doumo’nun kubbes i üzerinde çalışmaya başlamadan önce Brunelleschi tarafından tasarlanmış.
İçeride atların önündeki zeminde Medici hanedan arması görülüyor.
Kilisenin  hemen yanında, Biblioteca, 1524 yılında  yaptırılmış ve Michelangelo nun tasarladığı merdivenlerle de ünlüymüş.
SABİNE KADINLARININ KAÇIRILIŞI


SİNYORLAR  MEYDANI – PİAZZA DELLA SİGNORİA:

Şehrin sosyal ve kültürel merkezi. 1299 dan beri, belediye sarayının bulunduğu meydan  her zaman canlılığını muhafaza etmekte imiş. Sebebi de,  ünlü Uffizi’nin  bu meydanda olması imiş.
Meydanın  güney ucunda 14. Yüzyıldan kalma Loggia  della Signoria, şehrin kurucularının trübünü olan yapı, daha sonra İsviçreli paralı askerlerin muhafız odası  ıolmuş.  Burada Benveuto  Cellini’nin başyapıtı  Preseus dikkat çekiyor.  Giambologna’nın Sabin kadınlarının kaçırılışı Mediciler tarafından bağışlanmış.
Açık hava galerisinden farksız olan meydanda, girişin solunda Donatello’nun  Floransa Aslanı  Marzocco’nun kopyası bulunmakta, onun yanında, başı kesilen Tiran’ı betimleyen Yudit ve Holofernes bulunmakta. Bandinrlli’nin 16. Yüzyıl Hercules ve Cacus heykeli  bulunmakta.
Barok çeşmenin  yakınlarında yere işlenmiş bir plakada da, Savonarola’ın kazıkta yakıldığı yeri göstermektedir.
DUOMO VE VAFTİZHANE

LOGGİA DEİ  LANZİ:

14. Yüzyılın sonlarında inşa  edilmiştir.  Bugün bir Açıkhava müzesi  durumunda  olup, önceleri toplantı yeri olarak kullanılıyorken daha sonra Küçük Lanzi Cosimo muhafızlarının odası olarak kullanılmış.
Antik ve Ronesans  heykelleri bulunmaktadır. Loggiada  sergilenen en önemli eser,  Benvenuto Cellini tarafından yapılan “PERSEUS’UN Medusa’ nın başını kopardıktan sonra havaya kaldırması”  sahnesidir .  
SANTA  CROCE KİLİSESİ

SANTA CROCE. ( KUTSAL HAÇ KİLİSESİ)

Floransa’nın  eski meydanlarından bulunan kilise 13. Yüzyılın sonuna doğru Armolfo di  Cambio’nun tasarladığı bir yapı olup, Neo-Gotik ön cephesi 1863 yılında  eklenmiştir. Miçhelangelo, Ghiberti, Mach iavelli, Galileo bve Rossini’nin mezarlarına ev sahipliği yapmaktadır.
PONTE VECCHİO  


PONTE  VECCHİO  -ESKİ KÖPRÜ:

14. Yüzyılda tarihlenen ve üzeri kapalı olan köprünün Dünya’da bir başka eşi yokmuş. Köprünün her iki yanında da 16. Yüzyıldan itibaren kuyumcu dükkanları bulunmsaktadır. Bu dükkanlar ilgi ile izlenip alış veriş yapıldı.

Daha sonra verilen serbest zaman sonrasında, yorgun argın otelimize döndük.

DEVAMI  VAR

1 Temmuz 2014 Salı

G E Z İ




 İTALYA  GEZİSİ       2.  GÜN


Burhan Bursalıoğlu

İKİNCİ  GÜN:   VENEDİK:


Sabah kahvaltıdan sonra saat: 9 da otobüsümüzle hareket ederek, 15. Yüzyılda yaşamış ve  Dünya ca aşkları nesilden nesle aktarılmış,  onlar için birçok kitap yazılıp, filmler  çevrilmiş olan Romeo ve Juliet’in doğum yerleri olan Verona’ya gittik.
GARDA  GÖLÜ

Önce Verona  da Gladyötörlerin  MS 30 da tamamlanan arenayı, Erbe ve Signori meydanlarını  gezdik.
Daha sonra  Verona’nın  Veneto bölgesinde bulunan   Juliet’ in evine gittik.
Juliet’in evi  sanki türbe  misali ziyaretcilerin uğrak yeri  idi.  Eve sokmuyorlardı. Ama , Romeo’ nun serenat yaptığı bahçede adım atılacak yer yoktu.  Jüliet’in  Romeo’ya el salladığı, aşk nağmeleri söylediği   balkon çiçeklerle süslenmiş ve bahçede Jüliet’in bir heykeli yapılmıştı. Herkes Jülietin heykeliyle resim çektiriyor ve resim çektirirken Jüliet’in göğüslerini de tutmayı ihmal etmiyorlardı. Bende  geleneğe uyarak   15. Asırda yaşamış bu efsane kızın göğüslerini tutarak poz verdim.
ROCCA  SCALİGERA  KALESİ

Bahçeye  5 metrelik tunel şeklindeki   girişle sağlanıyordu. Sağlı, sollu duvarlar,  ünitsiz aşkların, çocuk isteyenlerin,  ev , arsa vs. isteyenlerin, bizde çaput bağlama yerine onlar,  dilekleri yazılı ve imza  ile yapılıyormuş.  Duvarlar doldukça siliniyor ve boyanarak yeni dileklere zemin oluşturuluyormuş.
Juliet’in evine yakım  bir yerde de Rome’onun  evi varmış. Ama orayı gezmek  yokmuş.
15. asrın aşk  mekanının ziyeretinden sonra, İtalya’nın en büyük gölü olan  Garda  gölünün bulunduğu , aynı zamanda, İtalya’nın tek yaşanacak yeri olarak gördüğüm, kokulu, egzotik bitkiler ve tertemiz havasıyla muhteşem  Simione köyüne gittik.
SİRMİONE DE PARK

Simione’ye giderken içinden geçtiğimiz köylere köy demek haksızlık olur.  Yollar geniş ve asfalt. Sağlı sollu ağaçlar. Özellikle ıhlamur, çam ve  selvi  ağaçları. Selvi ağaçları, zengin ve varlıklı insanların bahçelerini süsleyen ve onlara şekil vererek görüntüsüyle, ailenin varlıklı olduğunu  simgeliyor.  Evler tek ve iki katlı, bahçe içıinde, her taraf yeşillik, bazı evlerin önünde de havuz bulunmaktaydı.
JULİET VE BEN

Simione köyünün ortasından geçen  çok geniş bir asfalt.  Belki 1000 nin üzerinde araba alabilen park yeri. Geniş, yeşilliklerle bezenmiş bahçe içinde  temiz evler. Sokak ve cadde kenarlarında ıhlamur  ve  manolya ağaçları. İtalya’nın gördüğüm illerinde ıhlamur ağaçlarını süs ağacı olarak görüyorlar.  Ihlamurları toplamıyorlar. Sadece , bazı insanlar, galiba bizden öğrendikleri kadarıyla  öksürük grip ve boğaz ağrıları için kullanıyorlarmış.  Ihlamurları toplayıp değerlendirseler, İtalya için iyi bir gelir kaynağı olurdu.
JULİET'İN DUVARINDAN  UMUT BEKLEYENLER

Sirmione köyü turist akınına uğramış.  Park yerleri araçlarla dolu idi.  Her iki dakikada bir polis ekipleri  motosiklet ve arabalarıyla cadde  ve   meydanlarda kendilerini  unutturmamaya  çalışıyorlardı. Ayrıca  can kurtaran araçlar da hazır bekliyorlardı.
SİRMİONE DE YEŞİL BİR SAHA
Dörder, altışar kişilik yöreye mahsus arabalarla  Garda  gölü   kıyısına indik.Göl kıyısı park ve bahçelerde donatılmıştı . Her taraf pırıl pırıl. Sokak ve caddelerde tek bir izmarit ve kağıt parçası görmek mümkün değil.  Diğer kentlerde de olduğu gibi  çöp kutuları sabit, demir döküm, içlerinde kova, üst kısımlarında sigara söndürme yerleri bulunuyor.. Birçok yerde 7 ve 10 metre aralıklarla  konmuşlardı
SİRMİONE'Yİ GEZDİREN MAHALLİ ARAÇ
                                                      
Göl kıyısında çok güzel görüntüler vardı.  Dönüşte yürüdük.  Yol üzerinde sarı boyalı,  Şato gibi  şarkıcı  Mariya  Callaşıın da evini gördük. Cadde kenarlarında, Sirmione köyünün harıtaları ve planları camekan içinde sunuluyordu. Sirmione’de 13. Yüzyıldan kalma  Rocca Scaligerin büyüleyici  kalesi  de ayrı bir güzellik veriyordu Sirmione’ye.
VERANO'DA ARENA

İtalya’da kaldığım  ve gördüklerimin içinde Sirmione yaşanacak yer.  Bana , İtalyada kalabileceğim bir yer bahşetseler, Sirmione’yi tercih ederim. Ama Ülkemizin tabiat şartlarını değişmem. Biraz da çevre temizliğine dikkat edebilsek “Yeme de yanında yat” misali değişmez mekanlarımız olurdu.
JULİET'İN EVİ VE ZİYARETÇİLER


Sirmione ‘deki serbest  zamanımız da bitince, akşam Venedik’deki son gecemizi geçirmek için otelimize döndük.


GELECEK YAZI  3.  GÜN

Galatasaray futbol şubesi

Fenerbahçe SK

Beşiktaş JK

Bu gadget'ta bir hata oluştu

Blog Arşivi

İzleyiciler

Fish

Oturum aç