20 Ocak 2010 Çarşamba

kadınlarımız





ÜÇ MELEK
Burhan Bursalıoğlu

Hastalığımla ilgili yazımda, bir paragrafta, hayatımıza giren üç kadından bahsetmiştim.
Annemiz, eşimiz, ve kızımız.
Yaşadığı sürece, üzerimizde emeği olan, bizi bebek gibi gören, başımız ağrısa, ne yapacağını bilemeyen, için için ağlayan, göz yaşı döken, zamanmında eve gelmediğimizde, telaşlanan, uyumayan, sağdan soldan yardım talep eden, kötü de olsa, her hareket ve davranışımıza sabır gösteren, sorunlarımız için üzülen, çözüm arayan, her çocuğuna karşı unutulmaz fedakarlıklarda bulunan, hastalıklarımızda,günlerce baş ucumuzda gözyaşı döken, uğrumuzda canını esirgemeyen, meleğimiz annemiz.
Annelerimizin elinden alarak, yaşamımıza renk katan, anlam veren, en güzel dostumuz, sırdaşımız, arkadaşımız, dostumuz yaşam ortağımız, sıkıntılarımızda, yanımızdan ayrılmayan, ortak olan, mutlulukta mutsuzlukta, iyilikte kötülükte, tasada kıvançta, zenginlikte fakirlikte, sağlıkta hastalıkta, tek paylaşıcımız, duygularımızın ortağı, çocuklarımızın annesi, ikinci meleğimiz eşimiz.
Yaşamımız boyunca, yanından ayrılmayacağımızı düşünen, bu nedenle bizimle gurur ve güven duyan, kendini sanal ve gerçek tehlikelerden koruyan kişi kabul ederek, yürürken güve kazanmak için elimizi bırakmayan, yaşamında da gördüğü ilk erkek olarak, babalarını bir kahraman olarak gören üçüncü meleğimiz, kızımız.
Bu güzel melekler, hayatımızın anlamı, canımız, ciğerimiz.
Bizleri, kalplerinde baştacı yapan, hiçbir şeyle değiştirilemeyecek değerlere sahip üç güzel, üç melek , üç güzel harika insan.
Çocuklar, eşleri ve babaları için canlarını verebilecek olan bu üç varlığı sevmek için bir tereddüte gerek var mıdır?
En içten, en samimi, en ugrevi sevgilerle sevmemiz için, annemiz, eşimiz ve kızımı olmaları yetmez mi? Başka bir alternatif aramak gerekir mi?
İşte bütün mesele burada. Biz bu üç meleği, insanca, adamca sevebildik mi? Onlara, bekledikleri sevgiyi verebildik mi? Sevgimizi ifade edebildik mi?
Kimbilir, belkide onları, beklediklerinden de fazla sevdik. Ama bunu gösteremedik, ifade edemedik. Utandık, erkeğiz dedik, ağırbaşlı olmamız lazım dedik. Yakışmaz dedik. Söylemek isteyipte söyleyemediğimiz, yüreğimizden kopup gelen güzel sözcükleri dilimizin ucunda firenledik. Bir tek çiçeği ikram edemedik.
Hangi güçler, annemize hal hatır sormayı, eşimizin yanına oturup, onun o günkü meşgalesini sormayı, kızımıza sarılıp onu okşayıp, koklaşmamızı, öpmemizi engelledi? Hangi güç, onlara güler yüz göstermemizi, arada bir sürprizler yapıp onların mutluluğunu çok gördü?
Bilemedik, onlar da bilemediler.
Aslında çok sevdik. Sevdikte, ifade edemedik ve dengeleyemedik. Üç kadını aynı seviyede tutamadık. Dozun ayarlayamadık. Orantıları doğru kuramadık. Sevgi ve davranışlarımızı, ilgilerimizi denkleştiremedik. Bir tarafa ağırlık verince ötekine ilgisiz kaldık. Bir tarafı çok sevince öteki ni boşladık. Halbuki, sevginin bir soyut kavram olduğunu kavrayamadık. Herkese yetecek kadar , kalbimizde sevginin olduğunu açıklayamadık. Yanlışlık yaptık, hata ettik.
Onlar, o üç melek, bizi karşılıksız, hiçbir çıkar beklemeden seviyorlar, Oğlu, eşi ve babaları olduğumuz için.
Gençler için geç sayılmaz, yıllanmışlar için de sevginin geç kalmışlığı olmadığına göre birkaç önerimi yazmak istiyorum.
Öncelikle, kişilerin birbirine saygılı olmaları lazım. Sabah, akşam, evden çıkar ve girerken eşinize ve kızınıza güler yüzle , yanaklarına birer öpücük kondurunuz. Sevgi ifade eden sözcükleri, ağzınıza hapsetmeyin. Telefonla hal hatır sormayı alışkanlık haline getirin. Her fırsatta “ seni seviyorum” sözcüklerini duyacakları şekilde söyleyin. Her karşılaştığınızda, gözlerinin içine bakın, güven verin. Yolda yürürken el ele olun. Evde yardım ederken konuşun, şarkı mırıldanın, günün , anlatmaya değer konularından bahsedin. Muhatabınızın da gününün nasıl geçtiğini sorun. Her fırsatta bir çiçekle sevginizi ifade edin. Hafta sonları ailece, gezintiye veya sinemaya, alış verişe çıkın. Zaman zaman, bir müzikli yerde yapma imkanınız yoksa evde, mumların, loş ışıkların aydınlattığ bir ortamda yemek yiyin. Arada bir güzel sürprizler yapın. Her fırsatta sevginizi belli edin Ev ortamını daima neşeli tutun.
Kısaca, 3 meleğin gösterdikleri sevgiye laik olmaya çalışın.

18 Ocak 2010 Pazartesi

T R A F İ K










İNSAN YIĞINI
Burhan Bursalıoğlu

Toplu taşıma araçlarının, toplu taşımasının amaçları, insanları” tıkabasa “ doldurması değildir.
Ama bizde, insanlar, toplu taşıma yapan araçlarda, üst üste, tıka basa seyahat etmektedirler.
Şehir içi otobüsler, minibüsler ve raylı taşıma araçları.
Bildiğm kadarıyla bu araçlarda seyahat etmek bazı kuralları gerektirmektedir. Bunlardan biri de aracın aldığı yolcu sayısıdır. Her aracın bir toltuk sayısı vardır. Bazı otobüslerde de tutunmak için askılı kayışlar vardır. Onların sayısı kadar ayakta yolcu almak mümkün olabilir. Ama minibüslerde bu gereçler olmamasına rağmen tıkış tıkış insanlar alınıyor.

Bütün taşıma araçları birer mikrop yuvasıdırlar. Bulaşıcı hastalıkların en çok yayılma ortamıdırlar. Buna engel olmak imkansız ama, azaltmak mümkündür.

Bu araçların kaza yapmaması gibi bir kural da yok. Bunların yaptıkları kazalarda, zarar gören veya kaybedilen insan sayısı, araçların aldıkları yolcu sayısı ile doğru orantılıdır. Bazılarının kazancı artacak diye,kapasitesinin üstünde alınan yolculara göz yummak cinayete alet olmak değil midir?

Birkaç yıl önce minibüslere kısıtlama getirmişlerdi. “Ayakta yolcu “ alınmıyordu. Ne oldu da, o kural kaldırıldı? En azından insanlar birbirini sürtünmüyor, birbirinin nefesini hissetmiyor, öksürüğüyle başkasını rahatsız etmiyor, en önemlisi de önündekini taciz etmiyordu. Şimdi bunların hepsi oluyor.
Kurallar konurken, insan sağlığı neden düşünülmez, aklım ermiyor. Çok mu zor, izdihamı azaltmak. Bir hatta 5 otobüs gidiyorsa 7 yapılsın. Bir hatta 30 minibüs varsa, ya 40 yapılsın veya rink usulu beklemeden gidiş geliş yaptırılsın. Raylı sistemle çalışanlara birer vagon daha eklesinler. Çözüm çok ama uygulatan, denetleyen, kurallara uyan nerde? Ver caydırıcı cezayı, bakalım bir daha yapacak mı. Yaptı m ı? Al arabasını hattan, bağla.

Bazı insanların kazançları azalacak, bazı araçlar trafikten men edilecek ama, bir çok insanımıza mikrop bulaşmıyacak, olası kazalarda az insanımız zarar görecek,
İstanbul’un Avrupa Kültür ve Sanat Başkenti olması nı sağlayan yöneticilerin bu kentin trafiğini ve kurallarını , kente yakışır duruma getirmelerini bekliyorum.



RTÜK NE İŞE YARIYOR?

“TEHLİKELİ YAYINLAR “ yazımda “ RTÜK“ ne işe yarıyor ? “ diye sormuştum. Hemen cevap geldi.
Bakın FOX tv. de, komedyen Levent Kırca Habur kapısından girip, serbest bırakılan PKK lılar için sahneye koyduğu “öpüşün- barışın “ skeçi nedeniyle RTÜK, “ YAYIN İLKELERİNE TERS” gerekçesi nedeniyle, FOK sa uyarı cezası veriyor.

Levent Kırca, skecinde kendisi hakim rolünde, tecavüz ve saldırı suçu işleyen suçluları yargılıyor ama, suçlu ve şikayetçiyi “ Bunlar ufak şeyler, hadi bakayım öpüşün barışın “ diyerek serbest bırakıyor. Arkadan da nedenini anlatıyor. “ On binlerce bebeği, kadını, genci katledenler, zafer kazanmış kahramanlar gibi karşılanıyor, Fak-Fun-Fon dan yararlanıyor. Onlar suçsuz ise, o zaman bunlarınki hiç suç değil “

FOX sa gelen ceza galiba “ Açılım “ nedeniyle olsa gerek.