23 Temmuz 2015 Perşembe

RAMAZAN BAYRAMIİ





DİNİ BAYRAMLAR ‘  A  SAYGIMIZ MI AZALDI?

Burhan Bursalıoğlu

Ramazan Bayramı geldi geçti.  Yakında, kurban Bayramı da  aynen gelip geçecek. Bir farkla ki, bu sefer yollar, parklar, bahçeler kan gölü olacaktır. O bayram da ayrı bir yazı konusu.
Gelelim Ramazan Bayramı’na.
Ardında, 74 ölü,  bayram sever tatilcilerimizin   sayesinde,  tatil kentlerinde, denizlerimizde bir çok çöp ve pislik bırakarak gitti. Daha kötüsü, bayramdan hemen sonra, Suruç ilçesinde, canlı bombaya hedef olan 34 genç yurttaşımızın  katledilişi.
Son  40  yıldır, bayramların  gelmesini beklediğimiz kötü bir alışkanlığımız var. Bayram süresince tatile çıkmak.
BAYRAM  NEYİME

Bayramlar  tatil için bir sebep değildir. Tatilin özel bir  nedeni vardır. Çalışan insanların yıllık izinlerinde, imkanları nispetinde,  memleketlerine veya tatil kentlerine gitmeleri çok doğal bir harekettir. Haklarıdır da. Çünkü, çalışanların da dinlenmeye ihtiyaçları vardır. Bütçelerinin kapasitesi kadar tatil imkanını kullanırlar. Bu imkanı bulamayanlar, evinde ve çevresinde  dinlenmeyi tercih ederler.
Bayramları, tatil fırsatı olarak kullananların,  maalesef,  bir kısmı  bayramı görmeden, veya görüp te evine ulaşamadan, yollarda kalmaktadırlar. Bu hırs nedir? Normal zamanda tatil yapma imkanı varken, yılda iki kez gelen bayramlarda evinde oturup, eş dost, akrabalarla bayramlaşmak, sohbet etmek, bayramı doya doya yaşamak varken,  “Hayır 3 gün için de olsa tatil beldelerinde bayramı geçireceğim, denize gireceğim , bayramlaşmak sa orada bayramlaşırım “ demek bayramın kutsiyetine hem saygısızlık ve hem de onu  kişisel çıkarları için kullanma açısından “hakaret” sayılmaz mı?
Neden bu duruma geldik?
Teknolojinin gelişmesi mi, gelenek ve görenekleri kulak arkası etmek mi, yoksa, insanlarımızın yaşam biçimi anlayışının değişmesinden midir?  Bilemiyorum.
Çocukluğumun geçtiği , 2. DÜNYA SAVAŞI nda, top seslerinin geldiği Artvin’de, hatta orta yaşlarımın  yıllarında, bayramların bir değeri, haysiyeti ve saygınlığı vardı.
Bayramın yaklaşması, aileleri, kişileri, yani toplumu heyecanlandırırdı. Top sesleri arasında, aileler, haftalar öncesinden hazırlığa başlarlardı.  Evlerin yıkık dökük kısımları tamir edilir, badana yapılır, eşyaların kırık yerleri tamir edilip boyanır, eksikler temin edilir, giysilerin yırtık yerleri dikilir, yama yapılır, yıkanır, ütülenir, ayakkabıların delikleri tamir edilir,  lastik bez ayakkabılar üstübeç, tebeşir  veya kireçle boyanır, tüm bunlar bayram sabahına kadar giyilmez, özenle muhafaza edilirdi.  Özellikle, çocuklar için “Bayramlık” denen ayakkabı, gömlek, çok nadir pantolon, caket ve takım elbise alınır, bayrama kadar onlarla yatardık. Her  evde tatlılar hazırlanır, fırına verilirdi.. Aile büyükleri, bayramlaşmaya gelecek çocuklar için  bozuk para, şeker ( ÖZELLİKLE AKİDE VE KESM E  ŞEKER )  mendil  hazırlarlardı.

Hiç kimse “uzaklara gidip tatil yapmayı, bayram  hazırlığından kurtulayım” diye  düşünmezdi,.Sadece çok yakında kalan, anne,baba ve akrabalarda bayramı geçirmek normaldi.
Bayram sabahı erken kalkılırdı. Bayramlıklar giyilir, Büyükler sakal  tıraşı ve saç  bakımı yapar, bayram namazına giderlerdi. Namaz bitiminde herkes bayramlaşır ve eve dönerlerdi.  Küçükler büyüklerin  ellerini öper, büyükler de birbirleriyle bayramlaşır, yanaklardan öpülür ve kahvaltıya oturulurdu.
Çocuklar harçlıklarımızı ve keseye benzer torbamızı da alarak, akrabalarımızın sonra da komşularımızın  önce büyüklerinin, sonra diğerlerinin  ellerini öpmeye giderdik. Genelde çok para veren büyüklerimize  öncelik verirdik. Kimi para, kimi şeker kimi sadece mendil, bir kısmı da  mendille para verirdi.  Öpme işini bitirince, topladığımız paralardan hoşlandığımız  yemiş alırdık. Ben  hurmayı çok sevdiğim için, delikli sarı yüz para ile bir torba kağıdı hurma kurusu alır, bayram yerine giderdim.

Bayram yerinde, halkacılar, atıcılar, dönme dolaplar, atlı karınca cambazlar  vardı. Son zamanlarda, silindir ,üstü açık büyükçe bir yerde motosikletle  motosikletle duvarda dönmesini hayretle seyreder, "Bu adam neden düşmüyor" diye merak ederdik.
Paramızın tümünü harcayarak eve dönerdik.

Büyüklerimiz evde kalır, bayramlaşmaya gelen akraba, dost ve komşuları karşılarlardı. Onlara tatlı, şeker ikram eder  ve kolonya  dökerlerdi. 

İkici günü iadeyi ziyaret başlardı. Birlikte giderdik. Adet öyleydi. Bizim de işimize gelirdi.
Üçüncü gün ailece, gidilecek büyük kalmayınca, eğlenceli bir yere veya pikniğe gidilir, dinlenilirdi. Böylece, top sesleri arasında  herkes mutlu, adına laik bir bayram geçirmiş olurduk. Ne kaza haberi, ne trafik faciası ne de terörist katliamı haberi alacak bir endişemiz yoktu.Bayramları, araç olarak kullanmak, zehir olacakmış gibi bir endişemiz de yoktu.  O dönemde sadece savaşın sonucu  güncel konulardandı.
AŞIK  DENEN NESNE.

Bana sorsanız “Geçmişteki o günleri arıyor musunuz, o günleri tekrar yaşamak ister misiniz? “diye, hiç tereddütsüz “evet” derim.
Kendim için o günleri bir daha göremeyeceğime inanıyorum. Ama, o günlerin tekrar gelmesini, bu gün yaşayan ve yaşayacak olan çocuklar için istiyorum.
AŞIK OYUNU OYNAYAN ÇOCUKLAR

 Bu günkü çocuklar  çocukluklarını yaşayamıyorlarki. Dört duvar arasında, bilgisayar, atari ve son yılların hastalığı olan cep telefonuyla yaşam sürüyorlar.
 Bu yaşamak değil. Doğal ortamdan, yeşillikler den, meydanlar dan, koşmak tan, çelik çomak tan, mendil kapmaca dan, hayvanların eklemlerinden çıkan aşık tan, körebe den, seksek ten, uzun eşek ten, bilyeler den, çaput toptan elim sende den,çember çevirme den, uçurtma uçurtmak dan  vs. vs den uzak yaşayan çocuklar yaşadıklarını mı zannediyorlar?

 Ben yenilikçiyim. Bir taraftan da geleneklerimizin  korunması taraftarıyım. Teknoloji taraftarı olmama rağmen onu kötü amaçlar için kullanılmasına da karşıyım. En basitinden, cep telefonu haberleşmek için kullanılır. Otobüste, yolda , arabada, okulda ve evde , elden düşürmeyecek  kadar  kullanılmasına karşıyım. Bu nedenlerdendir ki yaşadığım o mutlu, huzurlu çocukluk çağımı unutmuyor, her zaman hatırlıyorum.
Bu düşüncelerimi benimsemeyenler çıkacaktır. O kişiler, aynı apartmanda , kapıları karşı karşıya olup birbirine selam vermeyenlerdir.  Bayramların güzelliğinden nasibini almamış olanlardır. Bayramları, kişisel çıkarlarına  alet edenlerdir.
Umurumda da  değil…