10 Nisan 2010 Cumartesi

BİRAZ DA ŞİİR -5 -

MUSTAFA KEMAL

ATTİLA İLHAN

Dağ başını efkâr almış,

gümüş dere durmaz ağlar,

gözyaşından kana kesmiş gözlerim,

ben ağlarım, çayır ağlar, çimen ağlar,

ağlar, ağlar, cihan ağlar.

Mızıkalar iniler, ırlam ırlam dövülür,

altmış üç ilimiz, altmış üç yetim,

yıllar gelir geçer, kuşlar gelir geçer,

her geçen seni bizden parça parça götürür,

Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.


Diz dövdüm,

gözlerim şavkı aktı Sakarya'nın suyuna,

Sakarya'nın suları nâmın söyleşir.

Hemşehrim Sakarya, öksüz Sakarya.

Ankara'dan uçan kuşlar,

Kemal'im der günler günü çağrışır,

kahrolur bulutlara karışır,

gök bulut, yaşmak bulut,

uca dağlar, dev boyunlu morca dağlar

divan durmuş bekleşir,

Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.


Nasıl böyle varıp geldin, hoşgeldin,

çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin,

şol yüzünde güneş südü sıcaklık,

ellerinden öperim, Mustafa Kemal.

Senin dalın, yaprağın, biz, senin fidanların,

biz bunları yapmadık,

sen elbette bilirsin, bilirsin Mustafa Kemal.

Elsiz, ayaksız bir yeşil yılan,

yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal.

Hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler,

çün buyurdun kesenleri astılar,

sen uyudun asılanlar dirildi,

Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.


Karalar kuşanmış, Karadeniz akmam diyor,

dokunmayın, ağlamaktan bıkmam diyor,

bu gece kıyamet gecesi, bu vapur Bandırma vapuru,

yattığı yer nur olsun Mustafa Kemal,

ben ölümden korkmam diyor,

korkmam diyen dilleri toz oldu, toprak oldu,

değirmen döndü dolandı, yıllar oldu,

bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir,

o bize öğretmedi kazan kaldırmasını,

günahı vebali öğretenin boynuna,

erdirip oldurana ana avrat sövmesini,

yüreğim kırıldı kanım kurudu,

var git Karadeniz var git başımdan,

mızıka çalındı düğün mü sandın,

bir yol koyup gideni gelir mi sandın,

Mustafa'm, Mustafa Kemal'im.


Ankara'nın taşına bak,

tut ki baktım, uzar gider efkârım,

çayır ağlar, çimen ağlar, ben ağlarım,

gözlerimin yaşına bak,

Ankara Kalesi'nde, Rasattepe'de

bir akça şahan gezer dolanır,

yaşın yaşın mezarını aranır,

şu dünyanın işine bak,

Mustafa'm, Mustafa Kemal'im...


İSTANBUL'DA TEVKİFHANE AVLUSUNDA

Nazım Hikmet Ran

İstanbul'da, Tevkifane avlusunda,

güneşli bir kış günü, yağmurdan sonra,

bulutlar, kırmızı kiremitler, duvarlar ve benim yüzüm

yerde, su birikintilerinde kımıldanırken,

ben, nefsimin ne kadar cesur, ne kadar alçak,

ne kadar kuvvetli, ne kadar zayıf şeyi varsa

hepsini taşıyarak :

dünyayı, memleketimi ve seni düşündüm...


ANIŞ

Oktay Rıfat

Her dakikasını ayrı hatırlarım

Erenköy'de geçen zamanımın.

Rüyama girer bir arada,

İstanbul, bahar ve Türkânım..


Bir odamız vardı etrafı sarmaşık,

Bostanlara bakan penceremiz,

O, güller kadar taze,

Ben, ona deli gibi âşık..


Bir yastıkta dinlenir başlarımız,

Saçlarım saçlarına karışırdı,

O güzel bir kızdı, ince, alımlı

Ne giyse yakışırdı..


Yeter ki gönüller şen olsun,

Şarkılar söylerdik yolda.

Hep karşıma otururdu, ellerini tutardım,

Akşam üstü eve dönerken paraşolda..


Ağaçlar çiçekteydi,

Türkânım sağ, beraberimde.

Kalbim sevda içindeydi,

İstanbul bahar içinde...





7 Nisan 2010 Çarşamba

G Ü N C E L

AKŞAM POSTASI                         

(Alıntı)

Hani Recep Bey sitem ediyor ya;
Hani Recep Bey;
'Onların gözleri var ama görmezler, dilleri var söylemezler' diyor ya,

Hani 'Okullara ücretsiz kitap dağıttık, bunları neden söylemiyorsunuz? ' diyor ya,
Hani ekonomide dağları devirdik,
Enflasyonu yedik yuttuk,
İhracaatta çığır açtık,
Milli geliri hoplattık zıplattık.. ya!

Kendimle baş başa kaldığımda utandım.
'Ah Recebim' dedim,
Bizler ne kadar 'Hayvanız' dedim.
Gözümüz var görmüyoruz,
Dilimiz var söylemiyoruz dedim.

Daldım internete o utançla..
Öyle ya, yaptıklarını söylemek lazımdı.
Nereden bulacaksın doğruları?
OECD olur mu?
Olur!
Ne de olsa kendisi veriyor oraya bilgileri, doğrudur elbet.

Görelim bakalım bizim de üyesi olduğumuz,
30 üyeli OECD (Ekonomik işbirliği ve kalkınma örgütü) ne söylemiş:
Bizim okullarımız neyle ısınıyor?
Fuel-Oil ve kömür.
Fiyatı ne bunların?
Rekor bizde!
En pahalı yakıt Türkiye'de 30 ülke arasında!

1000 litresi 1.488,40 $
Daha yükseği yok!

ABD 644,76
Hindistan 210,23
Polonya 791,72
İspanya 725,63
Belçika 664,63
Türkiye 1.488,40


Bu okullar nasıl aydınlatılıyor?
Elektrik mi?
Evet!
Nedir elektriğin birim fiyatı OECD ülkelerinde?

Güney Afrika 5,9 sent
Avustralya 9,8 sent
Kanada 6,7 sent
Taiwan 7,8 sent
Hindistan 4,2 sent
ABD 10 sent
Türkiye 13,9 sent


Kitap dağıtmış 'bedava', sayın başbakan..
Ne para verdin onu söyle, dolandırma lafı..
Sen söylemezsen, OECD söylüyor:
OECD ülkeleri arasında GSYİH (Gayrı safi yurtiçi hasıla)'dan eğitime harcanan para

(30 ülke arasında) ortalama % 6,2.
İsrail % 8,4
İzlanda % 8
Kore % 7,3
Şili % 6,4
Meksika % 6,4
Türkiye % 4,1
Hani para harcıyordun Recebim?


Ha bu arada meraklısına;
OECD ülkeleri arasında cahillik rekoru da bizde.
25-64 yaş arası her 100 kişiden 63'ü, ilkokul ve daha düşük eğitime sahip.
Meksika da bile 50 bu oran.
Tahmin edilebileceği gibi bir çok ülkede %1 ile % 10 arasında.


En merak ettiğim konuyu da en sona bıraktım.
Acaba öğretmen maaşları ne alemdeydi?
15 yıl deneyimli bir öğretmen yıllık ne kazanıyordu?

Lüksemburg 85.000 $
Kore 46.000 $
İspanya 41.000 $
Portekiz 35.000 $
Yunanistan 35.000 $
Meksika 21.000 $

Türkiye'yi merak ediyorsunuz değil mi?
OECD'nin her tablosunda yer alan Türkiye bu tabloda yok!
Utandıklarından vermediler herhalde bu değerleri.
Ama ben söyleyeyim:

10.000 $'ın altında!

Eğer hak aramak için meydanlara dökülen eğitim emekçilerine atılan her tekme 5 $,
vurulan her cop 10 $ ise, durum değişir tabii.
Bu durumda bu rakam yüz bin doların üzerine çıkar.

5 Nisan 2010 Pazartesi

G Ü N C E L

A Ç I L I M

Burhan Bursalıoğlu
Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan . bir “açılım “dır tutturmuş gidiyor. Basılı, sözlü ve görsel medyalar yetmiyormuş gibi, bazı sivil kuruluşların mensuplarına, kahvaltılı toplantılarda “Kürt açılım”"Anayasa açılım"  konusunu anlatarak destek arıyor. Sanki, Ulusu oluşturan birkaç sivil dernekmiş  gibi, üyeleri bizzat aranarak davet ediliyorlar. Köydeki, kentteki, varoşlardaki vatandaşlar, çiftçiler, işçiler, memurlar, esnafların sanki oy hakları yok mu? Onlara da bir sabah kahvaltı verseler ya. ” – Başbakanla kahvaltı yaptım. “ diyebilmeleri , onları onurlandırırdı zannediyorum.

Neyse iktidarın, açılımcılarının bileceği bir şey. Bu tür açılım toplantıları , açılımcılara ne kadar faydalı olur bilemem. Bildiğim bir şey varsa, o da PKK ve DBP lerin memnun olduklarıdır. Hatta o kadar memnun ve mutlular ki, bu işi şımarıklığa kadar da götürmektedirler. Nevruz da, kendileri ile ilgili açılımı o dereceye kadar götürmüşler ki, sokaklarda sergilemek için hiçbir sakınca görmemişler. Sanki başka bir ülkede yaşıyorlar, başka yasaları var, başka bir devletin vatandaşları. Bir taraftan coşup eğlenirken, bir taraftan da , sakinliği fırsat bilip yollara mayın döşüyorlar. Geçen hafta  2 gün içinde, mayın belasından 5-6 askerimiz şehit oldu.

Hükümet başkanı, “ açılımı” ile ilgili bilgilendirme ve taraf kazanma toplantıları yaparken, PKK nın, açılım sonucu alana kadar beklemesi gerekmez mi? Peki, bu yollara döşenen mayinler ne oluyor? Bir taraf uyuşma için çare arıyor, bir taraf da, “fırsat bu fırsat mayin döşeyeyim” diyor. Aslında bu tür açılımlarla bir yere varılamaz. Birkaç sivil örgüt elemanlarını bilgilendirmekle bu iş yürümez. Toplumumuzun okadar sorunları var ki, hepsini bir torbaya koyup analiz etmek mümkün değil. Herşey sırayla olmalı. Sırayla sonuç alınmalıdır. Herşey halledilmişcesine şimdi de, Anayasa nın değiştirilmesi olayına girdiler. Tüm bunları nasıl halledecekler anlamak zor.

Başbakan’ın toplantıları, İkna turları devam ediyor. Davetliler bire bir çağrılıyor. Davete katılanlar oluyor, katılmayanlar oluyor. Katılmayanların çoğu, “yurt dışında olduğunu, hasta olduğunu, Ankarada bulunamayacağını, davet edilmediği “ şeklinde gerekçe göstermektedirler. Bir kişi hariç, katılmayanlar gerçek nedenlerini açıklayamamıştır.Suya sabuna dokunmadan, işi geçiştirme yolunu tercih etmişlerdir.

Bir kişi var ki, katılmamayışının gerçek nedenlerini, bir TV programında açıklamıştır. Herkesin yakınen tanıdığı, Levent Kırca.

Şöyle diyor; “ Bakan’ın kendisi bizzat aradı. Yine de gitmedim. Çünkü: Türk ordusu suçsuz yere içerde. Aydın, profösör içerde. Savcısı, hakimi içerde. İşci sokakta, grevde. Memur açlıktan sürünüyor. Ben bu yaklaşımları tasvip etmiyorum. Toplantılar da şova dönüşüyor. Yakın çevremden davete katılanları da kınıyorum”

Sayın Kırca’nın bu  düşüncesiden, Ergenekon ve balyoz hareketlerini kınadığını, tutuklamaları protesto ettiğini anlıyoruz. Hakkı olur veya olmaz. Bunu davaların sonucunda öğreneceğiz. Bana öyle geliyor ki, bu davalar, yorgunluk, boşa geçen zaman, mağduriyet, üzüntü, kırtasiyecilik, masraf, tedirginlik ten başka bir şey olmayacaktır. İnşallah düşündüğümüz gibi olur, PKK işi hallolur, Anayasa için  de uzlaşıcı bir yol bulunur da, Ulus olarak , kollarımızı yana açarak, arkaya gerinerek, avazımız çıktığı kadar bir oohhhhhh çeker, rahatlarız.