6 Ocak 2012 Cuma

SAĞLIĞIMIZ




AİLE  HEKİMLİĞİ NDEN  ARZULANAN  BU MU?

Burhan Bursalıoğlu

Ülkemizin birçok ilinde uygulamaya başlanan aile  hekimliği istenen,  varılması gereken amaca  ulaşıyor mu, yoksa daha da içinden çıkılmaz bir hal mi alıyor?
Hizmet vereceksin, kalite arayacaksın, hedefe varacaksın.  Aile hekimliğinde bunlar gerçekleşti mi? Hayır.  Hizmet veren de  memnun, hizmet alan da memnun olmalıdır.  Aile hekimliği uygulamasında ne hizmet veren, ne de hizmet alan  mutlu değil.
İlk uygulama başlarken Sağlık Bakanlığı Aile hekimlerinin görevlerini  de açıkladı. O açıklama ışığında, görevleri  şöyle  sıralayabiliriz

.
 1. Aile hekimi, aile sağlığı merkezini yönetmek, birlikte çalıştığı ekibi denetlemek, hizmet içi eğitimlerini sağlamak ve Bakanlıkça yürütülen özel sağlık programlarının gerektirdiği kişiye yönelik sağlık hizmetlerini yürütmekle yükümlüdür.
2. Aile hekimi, kendisine kayıtlı kişileri bir bütün olarak ele alıp, kişiye yönelik koruyucu, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini bir ekip anlayışı  içinde sunar.
3. Çalıştığı  bölgenin sağlık hizmeti planlamasının yapılmasında yerel sağlık idaresi ile işbirliği yapmak,
4. Hekimlik uygulaması sırasında karşılaştığı toplum ve çevre sağlığını ilgilendiren durumları yerel sağlık idaresine bildirmek,
5. Kişiye yönelik rehberlik, sağlığı  geliştirici ve koruyucu hizmetler ile ana-çocuk  ve aile planlaması hizmetlerini vermek, önemli/sık görülen toplum sağlığı  konularında kişilerin periyodik muayenelerini (meme kanseri, rahim kanseri taraması ve benzeri), ruh sağlığı ve yaşlı sağlığı  hizmetlerini yerine getirmek,
6. İlk kayıtta ev ziyareti ile kendisine bağlı kişilerin sağlık durumlarının tespitini yapmak,
7. Çalıştığı mekanda ve gerektiğinde (aile hekiminin ev ziyareti esnasında tespit ettiği evde takibi zorunlu özürlü, yaşlı, yatalak ve benzeri durumdaki kişilere) güvenliği sağlayıcı tedbirlerin alınması kaydı  ile evde veya gezici sağlık hizmetlerinin yürütülmesi sırasında kişiye yönelik birinci basamak koruyucu sağlık, tanı, tedavi, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerini vermek,

8. Bakanlıkça belirlenen ve uygulamaya konulan kişiye yönelik özel sağlık programlarını yürütmek,
9. Tanı ve tedavisi yapılamayan hastaları sevk etmek, sevk edilen hastaların geri bildirilen muayene, tetkik, tanı, tedavi ve yatış bilgilerini değerlendirmek, ikinci ve üçüncü basamak tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri ile evde bakim hizmetlerinin koordinasyonunu yapmak,
10. Temel laboratuar hizmetlerini vermek veya verilmesini sağlamak,
11. Verdiği hizmetler ile ilgili sağlık kayıtlarını tutmak ve gerekli bildirimleri yapmak,
12. İlk yardım ve acil müdahale hizmetlerini vermek veya verilmesini sağlamak,
13. Gerektiğinde kişiyi kısa süreli gözlem altına alarak tetkik ve tedavisini yapmak,
14. Gerektiğinde aldığı   uzmanlık eğitimi ve bu eğitim sırasında yaptığı  rotasyonlar çerçevesinde hastayı yatırarak tetkik ve tedavisini yapmak,
15. Kronik hastalığı  olan kişilerin gerekli sıklıkta takibini yapmak,
16. Özürlü kişilere yönelik sağlık hizmetlerini yürütmek,
17. Doğum öncesi, doğum sonrası loğusa ve bebeğe beraber izlem yapmak, ile yetkili ve görevlidir.
Görüldüğü gibi, bir aile hekimi, ailenin doktoru değil, sanki başhekim.  Toplum Sağlık Ocağı Merkezinin  girdisi-çıktısı, denetimi yanında,  hasta muayenesi,  takibi, tedavisi ile yükümlü.  Ayrıca, hiçbir kamu görevlisine verilmeyen bir görevde, kiralama malzeme  alımı, hasta kayıt,  abonelikler,  izine çıkarken yerine koyacağı doktoru bulma, binaları bulmak,  teknik donanımlar yapmak, binaların bakımı tadilatı Aile Hekimlerine görev olarak verilmiş ve masrafları da hekimlere yıkılmıştır. Buna karşılık maaşlarında herhangi bir artış da olmamıştır.
Ne imiş, Avrupa ülkelerinde Aile Hekimliği üst düzeyde imiş. Orası Avrupa. Oradaki hekimlere bu  kadar yük yükleniyor mu?  Doktor, binanın onarımıyla mı, tadilat, malzeme tedarikiyle mi,  bina sahibiyle mi, personeliyle mi,  müessesenin yazışma ve idari  işlemleri, hasta muayene, takibi,  rapor ve reçete yazma işlemleriyle, bir telefonla,” rapor vermedi, ilgi göstermedi, hastama gereken bakımı yapmadı” şeklinde şikayet sonucunda , derhal  açılan tahkikatı takip mi etsin, hakaret eden, hayatına kast edenlerle mi  uğraşsı ? Var mı Avrupa’da bunlar?


Bir de ceza puanı olayı var. Bir üstün,  istemediği, gıcık aldığı, işinde yanlışı görülen veya kılıfına uydurulan  veya sistemle ilgili aksaklıkları, problemleri yukarı mercilere ulaştıran, öneride bulunan doktor veya personele  verilen cezadır.
Bu sistem başlatılırken, Aile Hekimlerine verilen görevler daha net ve anlaşılır türdendi. Zamanla içinden çıkılmaz görevler verdiler.  Bunların yanında, artan şikayet, saygısızlık, küfür, şiddet, dövülme, iftira  gibi meslekten soğuma, görevden ayrılma, dost ve arkadaşlarına,  gençlere mesleklerini salık vermemektedirler. Doktorluğun kutsal bir meslek olduğunu herkes bilmekte. Ama gün geçmiyor ki bu meslek erbabı ki şiler sokaklara dökülmesin.
Diyeceksiniz ki,  bu doktorlar yukarıdaki tüm görevleri yapıyorlar mı? Tabii ki hayır.  Yine yukarıda saydığımız, yüklenmiş görevler sebebiyle, bazı gerekli görevleri yapmamaktalar. Mesela evlere gidebiliyorlar mı?  Herhangi bir hastaneye sevk ettiği hastanın  durumunu takip edebiliyor mu? Hasta yakını söylerse bilgi sahibi oluyor. Yatalak, felçli, yürüyemez hastanın evine gidiyor mu. Gitmediği gibi , çağrılmamak için telefon numaralarını da vermemekteler.
Bu kadar görevin yanında Aile hekimlerini haklı buluyorum.
Bakanlığın, iyi niyetle getirdiği sistemin daha iyi yürümesi için, o sistemi ilgilendiren meslek gruplarının, örgütlerinin, derneklerin, uzmanların görüşlerini de alması  gerektir.  Fikir alışverişte bulunulması, sistemin  asıl amaçlarına ve istenilen  seviyeye çıkarılması , kalitenin yükseltilmesine yardımcı olur.
Bu gün için, Aile Hekimliğinden arzulanan  istenilen  her iki tarafı, hekimi ve toplumu memnun etmemektedir. En kısa zamanda  aksaklıklar giderilmelidir.

2 Ocak 2012 Pazartesi

SÖYLEŞİ


EN MUTLU İNSAN

 Burhan Bursalıoğlu


Soru: Dünyanın en mutlu çifti kimlerdir?
Cevap: Adem ile Havva.
Soru: Neden Adem ile Havva?
Cevap: Çünkü:
1- Adem’in de Havva’nın da kaynanası olmadı.
2- Adem de Havva da aldatılmaktan korkmadı.
3-Havva hiçbir zaman kıyafeti ile Adem’i çileden çıkartmadı.
4- Adem:’Arkadaşlarımla maç yapmaya gidiyorum.’ diyemedi.
5- Havva kız arkadaşlarını eve toplayıp akşama kadar dedikodu yapamadı.
6- Adem hiçbir zaman poker partisine gidiyorum deyip, gecenin bir köründe eve sarhoş gelemedi.
7- Adem hiç uzun iş görüsmeleri için yurtdışına gidemedi. Gitse bile gittiği yerde otel odasında kalamadı.
8-Sevgililer Günü’nü unutmaktan doğan kavgalar çıkmadı.
9- Randevulara gecikince trafiği bahane edemediler.
10 – Yüksek gelen faturalar nedeniyle tartışmadılar.
11- Özel günlerinde birbirlerinin sevmedikleri arkadaşlarını davet etme gibi bir ihtimalleri olmadı.
12- Adem hiçbir zaman Havva’ya ‘Sen bu dünyada gördüğüm en güzel kadınsın derken yalan söylemedi.
13- Hiçbir zaman röntgenleyen var mı? diye tedirginiliğe düşmediler.
14- Onlar enflasyon canavarıyla hiç tanışmadılar. Birikimlerini batırıp, alacak bankacılarla da hiç karşılaşmadılar.


15- Onlar mutluydular. Çünkü, ne sayıma gerek vardı, ne de sayılmaya.
16- Hiçbir zaman birbirlerinin yüzüne telefonu kapatamadiıar. Telefonda kavga da etmediler.
17- Hiçbir zaman siyaset-politika konusunda dil, din, ırk tartışmasına girmediler.
18- Hiçbir zaman Havva, ‘Beni en son ne zaman sinemaya götürdün, enson ne zaman dışarıda yemek yedik demedi.
19- ‘Senden başka gül koklarsam namerdim’ lafı da gerçekti ve Havva da bunun doğru olduğuna emindi .