12 Eylül 2013 Perşembe

MİLLİ EĞİTİM




SORUNLU  MİLLİ EĞİTİMİMİZ

Burhan Bursalıoğlu

16 Eylül’de tüm okullar açılıyor. Yeni Eğitim ve Öğretim  dönemi başlıyor. Başlıyor da dertleriyle, sorunlarıyla, bir değil, birçok bilinmeyenleriyle başlıyor.

Bir ülkede Eğitim ve öğretimin devamı  için belli kuralları vardır.

Öğrenci yaşı, kayıt kuralları, kıyafetler, öğretmen yetiştirme, öğretmen ataması, programlar, ünite seçimi, kitap basımı, dağıtımı, okulların fiziki yapısının elverişli olup olmaması, okul ihtiyaçları,  bina yeterliliği, kadroları, personelleri, donatımı , eğitim süresi vs.

Bunların bazıları, kör topal gidiyor. Önemli olan bazı gerçeklere bakalım.

ÖĞRENCİ  YAŞI

İlkokul birinci sınıfına öğrenci yaşını ne hikmetse 60 aya indirdiler. Eğitimciler, psikologlar, veliler buna karşı çıktılar. “Bu yaş küçüktür, çocuklar intibak edemezler, ruhsal bozukluklar oluşur, eğitimden soğurlar” dedilerse de , millilikten uzaklaştırılan Eğitim Bakanlığı direndi ve uygulandı. Hatta, mecbur tutuldu. Çocuğunu göndermeyene ceza kesildi. Göndermiyorsa rapor  mecburiyeti getirdi.

Bu kararı alan Bakanlık, önce okulların fiziki yapısını oluşturması gerekiyordu.  Yangından mal kaçırıyormuş gibi çocukları okula gönderdi, ama okulun lavabosunu, tuvaletini  merdivenini, hatta öğretmenini düşünmeden okulları açtı.

Veliler sınıfları doldurdu. Ağlayan çocuklar, altına kaçıranlar, sınıfına girmeyenler, parmakları kalem tutamayanlar ve  zor durumlara düşen okul idareleri.

Bir yıl sonunda, Eğitim Bakanlığa giden raporlar sonucu, geri adım atıldı. Bu öğretim yılı için çocukların yaşı büyütüldü.

ÖĞRETMEN MESELESİ:

Bakanlığın en önemli görevlerinden biri de kaliteli öğretmen yetiştirmektir. Bu konuda Bakanlığa not vermeye kalksam 10 üzerinden 1 veririm. Öğretmen, ne düz liseden, ne Anadolu liselerinden, ne özel okullardan  ne meslek okullarından ne de İmam hatip okullarından yetişmez.Öğrenci, İmam hatip dahil meslek okullarında  gördüğü meslek  dersleriyle ilgili  meslek sahibi olur.  Buralardan öğretmen  yetişmez. Öğretmen , Öğretmen Okulundan yetişir.  Her insan  da  öğretmen  olamaz. Hatta öğretmen okuluna giden her öğrenci de öğretmen olamaz. Öğretmenlik yapabilir ama asla öğretmen olamaz. ( Bu konuyu ileriki yazılarımda  açıklayacağım.)

Bugün,  Bakanlığın kaliteli öğretmen yetiştirme programı ve çabası yok. Öğretmen okulu yok. Öğretmeni küçük yaştan yetiştireceksin. İlkokul sonu veya orta okul sonu mezunlardan, en üst düzeyde puan alanlardan seçip alacaksın. Köy Enstitüleri, ilkokuldan sonra alınan öğrencileri öğretmen olarak yetiştirdi ve onlar Türkiye’nin yapısını değiştirecek seviyede reformlar yaptılar. Siyasi iktidar korktu ve okullarını kapattı.

Zamanımızda, ortaokul mezunlarının  yazılı sınavda aldıkları yüksek puanlar sonucu Öğretmen okullarına aday öğrenci olarak çağrılıp, mülakata tabi tutulduktan sonra, şartlara uyanlar Öğretmen okullarına alınırdı  Orta ve lise öğretmeni olmak isteyenler, öğretmen okulunu  bitirdikten sonra, Eğitim Enstitülülerine,  sınavla girerlerdi.

Bugün, bazı Üniversitelerde ek olarak Eğitim Fakülteleri var. Buralara her türlü liseden  öğrenci  gelebiliyor. Alt yapısı olmayan, öğrenci psikolojisi eğitimi almayan binlerce  öğretmen (!)  mezun oluyor.  Bakanlık bunlara öğretmen gözü ile de  bakmıyor. “Öğretmen adayları” diyor. Bu adaylar atanmaları için kuraya tabi tutuluyorlar. Hatta KPS ADLI SINAVDA DA BAŞARI GÖSTERMESİ GEREKİYOR  

Bakanlık  gerekli gördüğü ihtiyaç için kura ile öğretmen adayları atanıyor. Beni mazur görsünler, Bunların da başarıları ortada.  Sınavlarda yüz binlerin aldığı sıfırlar, herhalde  durumu açıklıyordur Sayın Bakan geçen günü  yeni SBS türündeki sına sistemini açıklarken, “üç yanlışın , bir doğruyu götürmeyeceğini” söyledi. Bu da eğitimin  utanılacak sonucunun kamufle edilmesi içindir.

9 Eylül Pazartesi günü, Eğitim Bakanlığı 98 bin öğretmen adayını kuraya sokarak, 40 binini atadı. Kura çekiminde kazanan bir bayan 6 yıl beklemiş ancak atanmış.

Diğer 58 bin aday kim bilir kaç yıl bekleyecek. Kura da kazanamayan ve kura dışında kalan öğretmen adaylarının   umutları  bir başka bahara  ,  veya bir iş yerine girip amelelik, garsonluk, tezgahtarlık yapmak zorunda  kalacak,

 Bu nasıl bir program ki, binlerce öğretmen adayını  mezun et ve sokaklarda süründür?  Bu gençlere yazık değil mi? Eğitim Bakanlığı, Öğretmen ihtiyacına göre, Fakülte  sayısını,  vereceği mezun sayısını ayarlayamıyor mu? Ayarlar da işine gelmiyor. Biraz geriye baksa, “Eskiden bu iş nasıl yapılıyordu” diyebilse, işi çözecek. Ama onun amacı her getirdiği sistemin reform olduğunu yutturmak.

Bizim zamanımızda, Öğretmen okulundan mezun olan öğretmen en geç 30 günde atanır ve göreve başlardık. Üstelik, atanma dilekçemize, istediğimiz 3 il adı yazmamız istenir ve o illerden birine muhakkak atanırdık.

Birçok yerde de öğretmen lojmanı bulunuyordu. Bu gün belki bazı köylerde lojman vardır. Ama kentlerde bu maalesef düşünülmüyor. Kendimizi çok zengin sayıp, valizler dolusu paraları, boş işlere harcayacaklarına, öğretmenlere lojman yaparak,  öğretmeni ikinci bir iş yapmaktan  ve    eğitimin  düşük  kalitesini  kurtarmış olurlardı.

4+4+4  sistemi o kadar konuşuldu, yazıldı ki burada ondan bahsedip moralinizi bozmak istemiyorum. Ancak bu sistem,  İmam Hatip okullarının orta kısımlarının  açılmasına, bu yetmiyormuş gibi, tüm okullarda ibadet hane açılmasının onayını okul müdürüne yüklediler. İbadethane açtırmayan müdürün  başına gelecekleri  düşünemiyorum bile.

KIYAFET

Mimet Çubukçu    Eğitim Bakanlığı sırasında, öğrencilik döneminde kafasındaki ukdeyi uygulamak istedi. Özellikle ilkokul öğrencilerinin,  tek tip önlük ve yaka kıyafetini yasaklayarak serbest kıyafet önerdi. 
 
 Bu karar kaos yarattı. Karara uyanda vardı uymayanda.  Bir sınıfta  çeşitli boyda, çeşitli renkte ve çeşitli modelde giysiler.  Bir öğretmen olarak o sınıfı gözümün önüne getiriyorum.  Ve o bakana kızıyorum. Tek tip kıyafet, izafi de olsa disiplindir.
 
 Çocuklara bağırarak döverek, not kırarak disiplin edilmez.  Disiplin ,   çocukların put gibi oturmaları değildir. Disiplin, öğrenci-öğretmen  işbirliğidir. Disiplin  göz uyumudur. Disiplin dengedir. Disiplin saygı-sevgidir. Disiplin , toplumun ortama uyum sağlamasıdır. Disiplin, öğrencinin çalışma ve konu seçimlerinde özgür olmalarıdır. Polis teşkilatı, ordu mensupları, zabıta, hava yolları hostesleri, kara, deniz, hava mensupları neden aynı kıyafet giyerler? Bunun cevabını Öğrenciler için de kullanabilirsiniz.

Sonuçta bu da tutmadı ve bu sene  kıyafet , her okul aile birliğinin tek tip uygulamasına bırakıldı.

PROGRAMLARDAN, ATATÜRK İLKELERİ ÇIKARILDI

Eğitim Bakanlığı, 11 yıldır yavaş, yavaş değiştirmeyi başardığı müfredat programında, nihayet Atatürk İlke ve İnkilap konularını da çıkararak emeline ulaştı.

Önce kitaplardan Atatürk konulu yazı ve şiirler çıkarıldı. Sonra resimler kaldırıldı.  Devrim ilkeleri kalktı. Andımızın söylenmesi  yasaklandı. Atatürk’ün Gençliğe hitabesi yasaklandı. Onuncu  Yıl Marşı’ nın söylenmesi yasaklandı.  Zaman,  zaman Milli bayramlarımız kuşa döndürüldü veya merasimlere izin verilmedi.  Mutat bazı resepsiyonlar yapılmadı. Amaç Atatürk’ü unutturmaktı. Bunlardan cesaret alan okul müdürlerinin bir kısmı, duvarlardaki Atatürk fotoğraflarını ve  Gençliğe hitab ıyla İstiklal Marşı  levhalarını söküp çöpe attılar. Bazılarına göstermelik  soruşturma açıldı. Kimsenin burnu kanamadı. Bazı imam hatip öğrencileri Atatürk’ün büstü önünde yakışıksız  fotoğraf çektirdi. Bazıları büstleri  parçaladı. Bütün bunlar, Bakanlığın davranışından kaynaklandı.

Son olarak Bakanlık. “Atatürk İlkelerine göre eğitimin bittiğini “itiraf etti

Eğitim Bakanlığı “öğrencilere, Atatürk İlke ve İnkilaplarını benimseyen,  Eleştirel düşünme becerilerini artırmayı öngören eğitim yerine, Türk Milli Eğitimi’nin genel ve özel amaç ile temel ilkeleri ön plana çıkarttı.”  8 Eylül 2013 tarihinde yürürlüğe giren yönetmelik gereği, orta öğretimde, Atatürk İlkelerine göre eğitim sistemini devre dışı  bırakılmış oldu.  Aynı yönetmelikle gelen bir başka yenilik(!)  lise öğrencilerine evlilik vizesinin çıkmasıdır. Öğrenci iken evlenen çocuk okuldan çıkarılırdı. Bu yönetmeliğe göre de öğrenci kayıtları açık başka bir liseye nakil yapabilecek.

Tüm okullarda ders saatleri ve teneffüsler  merkezin zamanlama programına göre uygulanırdı.  Bu yönetmeliğe göre, ders saatleri 40 dakika , ama dinlenme saatlerini ise okul idaresi belirleyecekmiş.

Her gelen Bakan kendine göre eğitim sistemini değiştirirse, eğitimi yaz-boz  a çevirirse onun MİLLİLİĞİ düşünülebilir mi?

2013-2014 Eğitim ve öğretim yılı, tüm öğrencilerimize, hayırlı,uğurlu ve başarılı olsun.

Gelecek yazımda. Bakanın reform dediği  SBS ni  değiştiren sınav hakkındaki düşüncelerimi yazacağım.  B.B.

 

9 Eylül 2013 Pazartesi

ŞİİR DÜNYAMIZIN DEĞERLERİ- 14 -



Behçet Kemal Çağlar


23 Temmuz 1908'de Erzincan'da doğdu, 24 Ekim 1969'da İstanbul'da yaşamını yitirdi.

 İlk ve orta öğrenimini Kayseri'de tamamladı. 1929'da Zonguldak Maden Mühendis Mektebi'ni bitirerek maden mühendisi oldu. Maden Tetkik Arama Enstitüsü'nde mühendisi olarak çalıştı; mesleğiyle ilgili incelemeler için Fransa'ya gönderildi. Dönüşünde İktisat Bakanlığı'nda görevlendirildi. İktisat Bakanlığı'nda çalışırken İngiltere'ye gönderildi. 1935'te Halkevleri Müfettişi olarak görevlendirildi, bu görevi dolayısıyla yurdun her yöresini dolaştı. Halk şiirleri ve halk sanatı ile yakından ilgilenmek fırsatını buldu. 1941-1947 yılları arasında Erzincan milletvekilliği yaptı. Milletvekilliğinden ayrılınca Robert Kolej'de öğretmenlik,
İstanbul Radyosu'nda edebî müşavir, TRT Yönetim Kurulu Başkanlığı, Akbank Neşriyat Müdürlüğü, TRT Program Uzmanlığı görevlerinde bulundu. 27 Mayıs'tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. 1949'da haftalık sanat dergisi Şadırvan'ı çıkardı. İstanbul Radyosu'nda, uzun yıllar ancak aralıklı olarak "Edebiyat Dünyamız" ve "Bitmez Tükenmez Anadolu" programlarını hazırladı, yönetti, sundu. İlk şiiri Hep Gençlik dergisinde yayınlandı, bazı şiirlerinde Ankaralı Âşık Ömer mahlasını kullandı. Şiirleri Hayat, İnkılapçı Gençlik, İstanbul, Muhit, Şadırvan, Türk Dili, Türk Yurdu, Ulus, Ülkü, Varlık, Yedi gün, Yücel dergi ve gazetelerinde yayımlandı. Şiirlerinde Atatürk devrimleri, Atatürk sevgisi, ulusal duygular, yurt ve vatan sevgisi ve güzellikleri konularını işledi, hece ölçüsünü kullandı. Faruk Nafiz Çamlıbel ile birlikte Onuncu Yıl Marşı'nı yazdı.



MUSTAFA KEMAL SESLENSE

Yüzyıllar öncesinden
Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size Ben Mustafa Kemal' im heyy...
Ben Mustafa Kemal' im
Büyük büyük denizlerim vardır benim Hürriyeti içmiş dalgalarım,
Hürriyetle kabarmış dalgalarım vardır benim
Ulusumun yanında sevincim
Ben Mustafa Kemal' im heyy...
Karanlığı deler gözlerim
Dalgalara binip gelmiş kahraman,
Gökçe gözlerine türküler yaktığımız... Hani bir güneş doğmuştu ya Samsun' dan İşte benim... Ben... Mustafa Kemal... Ölmek yaşamaktır vatan uğrunda
Deyip, öyle girdim savaşa
Komut verdim
Şahlandı cümle vatan
Boğdum kör talihi zindanında.
Bahtı gülen anaları yurdumun
Gökleri, dağları, denizleri
Yarınları, güvenipte uyuduğum
Aslan yeleni ışığı sınırlarımın Mehmetleri
Tutun ellerinizden yüreklerinizden Sevgilerinizle beni yıkayın.
Yüzyıllar öncesinden
Yüzyıllar sonrasından gelir sesim
Sevdim
Bir tanem
Türkiyelim
Sen var olukça belli ki
Ben Mustafa Kemalim
 

SEVGİLİYE


Üç şeyin üstüne can-baş koymuşum:
Anayurt, Atatürk ve sen, sevdiğim!

Kavak yeli esmez benim başımda
Atatürk rüzgârı esen, sevdiğim!

Diz çök Anıt kabrin mermerlerine
Herkesi kıskanıp küsen sevdiğim

Mustafa Kemal'in neferiyim ben;
Haklısın kölesi desen, sevdiğim!

Belki çıkacağız yine savaşa
Ki kalasın sen sağ-esen , sevdiğim!

Öp beni alnımdan, uğurla, bekle
Erliğimden şüpheliysen, sevdiğim!
 

ATATÜRK’ÇÜLERE


Öyle sırtüstü yatıp dinlenecek gün değil;

Daha yapacağımız çok şeyler var, çocuklar!


Ne kadar erken yağdı, gördünüz ya, yeniden
Nice güvendiğimiz dağlara kar, çocuklar!

İlerden, ta uzaktan el ediyor durmadan
Batılı arkadaşlar; vaktimiz dar, çocuklar!

Toplandık mı baş başa, verdik mi el ele biz
Su çekilir, dağ çöker, bora susar, çocuklar!

Hele kuru kütükler ayıklansın bir kere
Tadından çatlayacak dallarda nar, çocuklar!

Sizi bir, bir tanıyıp alnınızdan öpmeye
Mustafa Kemal yolda, hey bahtiyar çocuklar!
 

NÖBETÇİ MİLLET


Yaradan hey Yaradan !
Dört yıl değil bin yıl geçse aradan
Sensin ateş diye kanımızdaki
Sesin ışık diye önümüzdeki !
Ey yanımızdaki
Beş on mermere, bir avuç toprağa sığan
Sınırsız mavi umman hey !
Yeni kıyılar bulur, yeni yarlar kazardın
Sen her köpürüp taşmanda;
Her konuşmanda
Milletin alın yazısını yeniden yazardın..


Bakışların inanmayanı ezerdi
Sağ kolun bir tırpana benzerdi:
Başlardı yurt tarlasında düşüncenin hasadı.
Cümlelerin ya örsten kalkardı
Ya çıkardı kından.
Başak saçların sarkardı harman alnından:
Halk, biçilmiş ekin gibi, düşerdi dizlerine.
Milyonlar katılırdı sözlerine
Mıknatısa koşan zerreler gibi.
Köhne kanaatler, köhne küreler gibi
Sözünde çarpışıp düşerdi.
Tam sustuğun gün kıyamet oldu
Tam konuştuğun anlarsa mahşerdi:
Rab, gökte "dinleyin" derdi meleklerine;
Yıldızlar girerdi yeni mahreklerine;
Nehirler kavuşurdu yeni denizlerine:
Halk biçilmiş ekin gibi düşerdi dizlerine.
Şimdi nöbetçi olmak için Anıtkabrine
Tamamlayabilmek için tavafını
Sarmış yalın kılıçlar gibi etrafını
Tutuyor nöbet..
Bu millet:
Bu, vaktiyle ayaklarını ummanlar yalayan,
Bu, üç kıtayı atının nallarıyla damgalayan,
Bu, Timur'u, Atilla'yı, Oğuz'u
Bu, Yıldırım'ı, Fatih'i, Yavuz'u
Bu, seni yetiştiren ulu millet.
Vakar ve haysiyetle dimdik
Uyanık, tetik
Anıt kabrinde tutuyor nöbet.
Dünya dönüp dolaşıp
Boğazlaşıp dalaşıp
Ergeç ve ancak
Milli misaklarda karar kılacak.


Ey en büyük usta!
Düşünen olmadı bu hususta
Senden evvel ve senden ileri.
İlk müjdeyi, ilk haberi
Senden almıştı cihan
Ta o zamandan
Anlayamadığına yansın.
Sen, dünyanın dönüp dolaşıp geleceği
Uğrunda milyonların seve seve öleceği
En büyük maksat için
Dünyaya ilk karşı koyansın.
Nasıl içimizdeysen bütün varınla
İşte öylece dünya davalarındasın!
O ışık saçların, o alev sözlerinle
O gök gözlerinle sen.


Ey ıssız geceler içinden
Bize eşsiz sabahı getiren!
Ey asırlardır dul bayrağın eşi,
Ey gece yarılarımızın güneşi,
Ey ışık saçlar,
Ey yele kaşlar,
Ey çekilmiş hançer bakışlar,
Ey fikri döven şakaklar,
Ey kalem parmaklar,
Ey ay-yıldızlı el,
Ey en güzel,
Ey en büyük,
Ey Atatürk!
Getir dudaklarını bir bir alnımıza koy,
Dağlansın ateşinle bu soy.
Oy Atatürk oy!


İrkilmez Ata çocuğu irkilmez:
Zaptedilmez, Atam, zaptedilmez
Biz varken senin hisarının burçları:
Bakışlarımız kılıç uçları,
Bekliyoruz devrimini biz.
Çökmeyeceğiz diz..


İsterse hayat zehrolsun,
İsterse refah kahrolsun,
İsterse kurşun düşsün yanımıza, belimize,
İsterse geçinmek için, bir dilim
Kuru ekmek geçmesin elimize.
Halel gelmez bizim ateşimize;
Dünya düşse peşimize,
Yer sarsılsa yerinden,
Ne senden geçeriz, ne senin eserinden ...
 

TURİZM

YUNAN  ADALARI  - 4  - PİRE - ATİNA Burhan BURSALIOĞLU Sabah saat 06 da Pire limanına yanaştık. Gemimiz iskeleye yanaştığı için...