5 Kasım 2014 Çarşamba

SAĞLIK





ANTİK ÇAĞDA TIBBIN  GELİŞİMİ

Burhan Bursalıoğlu

İnsanlığın başlamasından günümüze kadar tıp gelişim göstermiştir. Her toplum farklı şekillerde tedavi yöntemleri bulmuş, bazı toplumlarsa ilkel tıp bilgilerinde kalmıştır. Aslında insanların hastalıklara karşı dayanıksız olmaları nedeni ile en hızlı gelişen bilim daima tıp bilimidir. Tarih öncesi dönemi incelediğimizde arkeolojik kazılarda ele geçen bilgiler şaşırtıcı derecede tıp ile ilgili çalışmalar ortaya koymaktadır.


Günümüzde ki tıbbın şekillenmesine neden olan çeşitli kavimlere bugün çok şey borçluyuz. İşte, tıbbın gelişmesini sağlayan kavimler ;
Tıp ile ilgili en önemli bilgileri içeren ve ilk el kitabı Ebers papirüsü Mısır’da yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır. MÖ:1600’lü yıllarda yazılan bu papirüsler de tıp alanında Mısırlıların ne kadar ilerlediğini göstermektedir. Beyin kıvrımları ile ilgili çizimler, beyin omurilik sıvısı, beyin zarı hakkında detaylı bilgiler bu papirüslerde anlatılmaktadır. Bu kadar hızlı ilerleyen  tıp bilimi zamanla eski gücünü kaybetmiştir.
Antik Yunan döneminde tıp ve hekimlik çok önemli olmuştur. Bu konuda en enteresan konu, askerlere tıp eğitimi verilmesiydi. Çünkü, savaş sırasında oluşan yaralanmalarda onlar birbirlerine ilk yardım yaparlardı. Ayrıca hekim olmadan önce, gymnasion eğitimi alınması gerekiyordu. Bu eğitimde, coğrafya, müzik, felsefe, beden eğitimi dersleri alınıyordu. Hekimlik ünvanı alınmadan önce usta ve ünlü hekimlerin yanında 6 yıl kadar eğitim alma zorunluluğu da vardır.


Antik yunan döneminde Hygieia bir hekimdir. Hijyen kelimesi onunla ortaya çıkmıştır. Tapınaklarda, hamam, terleme, müshil ile iç temizlenmesi gene bu dönemin tıbba hediyesidir. Hastaya bakılan yerlerin havadar ve güneş alan yerlerde olması ve ilk hastaneler gene bu dönemde ortaya çıkmıştır.  Zamanla Roma döneminde hasta yatağa yatırılarak kontrol edilmeye başlanmıştır.



Hititler ve Asurlar gibi Mezopotamya uygarlıklarında tıp çok gerilerde kalmıştır. Büyü ve hurafeler ile, hastalıklar tedavi edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle tıp bilimi en ilkel hali ile kalmıştır. Anadolu’da tıbbın ilerlemesi Türkler ile başlamıştır. Türklerin tıp konusunda detaylı çalışmaları ve hurafelere önem vermemeleri nedeni ile tıp ilminde  ilerleme olmuştur.



Antik çağın en önemli sağlık merkezlerinden olan Bergama’dakiAsklepion aynı zamanda dönemin ünlü hekimlerinin yetiştiği bir tıp okulu vedünyanın ilk psikiyatri hastanesi olarak da tarihe geçmiştir. Radyoaktif özellikleri günümüzde keşfedilmiş şifalı suları yüzyıllardır insanlar tarafından sağlık amaçlı kullanılmış, bu sular şimdi tekrar önem kazanmaya başlamıştır.
 Bergama  da yer alan, dünyanın ilk sağlık merkezlerinden biri olan Asklepion asırlar önce bünyesindeki seçkin hekimler ve müzik, çamur banyoları, su ve spa terapileri, meditasyon, telkin, doğal bitkisel karışımlar, masaj, aromaterapi, özel diyetler gibi günümüzde tekrar popülarite kazanan yöntemlerle hastalara şifa dağıtan bir yerdi.



Asklepion adını Apollon’un oğlu olan ve Sağlık Tanrısı olarak bilinen Asklepios’tan alıyor. Asklepios’un mitolojideki hikâyesi şöyle;

Ölümün girmesinin yasak olduğu, vasiyetnamelerin hiç açılmadığı şehir
Apollon Koronis’e âşık olur, ancak Koronis onun bu aşkına ihanet eder ve karnında Apollon’un çocuğunu taşıdığı halde Arkadialı Iskhys ile evlenir. Apollon bunu duyunca çok öfkelenir ve Koronis ile Iskhys’in yakılarak öldürülmelerini emreder. Koronis’in cesedi yarı yanmışyarı yanmamışken Apollon onu alevlerin arasından çıkarıp karnını yardırır ve halen canlı olan oğlunu alıp, onu yetiştirmesi için bir Kentauros (yarı insan yarı at) olan Khrion’a verir.
Asklepios, hekimliğive hastaları iyi etmenin sırrını kendisini yetiştiren Khrion’dan öğrenir. Böylece, iyi olacaklarından umut kesilen hastaları bile iyileştirmeye başlar ve “Hekimlik Tanrısı” olarak mitolojideki yerini alır.
Asklepios adına yaptırılan sağlık şehirlerinin en ünlüleri Peloponnes’teki Epidavros (Epidauros), Hippokrates’in görev yaptığı Bodrumun karşısındaki  Kos Adası (İstanköy) ve Bergama’daki Asklepion’dur. Tarihçiler tarafından MÖ V. yüzyılın ortalarında Asklepion’un kurulduğu belirtilmektedir.
“Şifalı kutsal su ve çamur banyoları, yararlı otlardan yapılan ilaçların yanı sıra müzik, düzenlenen törenler ve temsiller de tedavi yöntemlerindendi.”



Asklepion’a şifa bulmaya gelenler “propylon” avlusuna alınır, muayene edilir, teşhis konur, iyi olacak gibilerse Asklepion’a girmelerine izin verilirdi. İyileşemeyecek ağır hastalar ve doğum yapacaklar asla içeriye alınmazdı.
Tedavi süreci önce şifalı sularla temizlenerek başlar, iyileşme amacıyla tanrıya dua edilip adak adandıktan sonra uykuya yatılır, görülen rüyanın yorumlanması ve telkin yoluyla tedavi uygulanırdı.
 “Asklepion’da kutsal olduğuna inanılan kaynak suyu halen akmaktadır.”
Asklepion 108 metre rakıma sahip korunaklı bir bölgeye kurulmuştu. Havasının ve suyunun güzel olmasının yanı sıra bölgenin kutsal olduğuna inanılırdı. Viran kapıdan başlayıp Asklepion’u Bergama’ya bağlayan yol “kutsal yol” olarak bilinirdi. Yolun sonundaki anıtsal bir kapı ile Asklepion’a girilir ve “propylon” denilen kutsal alana ulaşılırdı.

 Kutsal kuyunun hemen güney- batısında uyku odaları bulunuyordu. Yıkanıp beyaz giysiler giyen ve adak adayan hastalar uyku odalarına alınır, kendilerine telkinler verilirdi. Asklepion’da ayrıca 3 adet tapınak ve çeşitli tedavilerin uygulandığı bir yapı da bulunmaktaydı.
Asklepion’un hekimleri hastalarına burada çamur banyosu yaptırır, bitkilerden elde ettikleri ilaçları kullanır, ayrıca onların spor ve müzikle uğraşmalarını sağlardı. Bu arada rüyalar yorumlanır, telkin yoluyla onların iyileşmeleri sağlanır, gerektiğinde ameliyat gibi işlemler de yapılırdı.
Antik çağdaki sınırlı tıp bilgisi göz önüne alınırsa, uygulanan tedavinin genelde çok akıllıca yürütüldüğü ve mesleğin yüzünü ağarttığı anlaşılmaktadır. Üç temel öğe; perhizsıcak ve soğuk banyo ile beden hareketleriydi.

Burada sağlığına kavuşanlar ayrılırken, Asklepios Tapınağı’nı ziyaret ederek maddi olanakları doğrultusunda yardım yaparlardı. Ayrıca, iyileşen organlarının küçük birer modelini buraya bırakırlardı. Bu örneklerin pek çoğu Bergama Arkeoloji Müzesi‘ndedir.
Asklepion telkin ve inanç yoluyla iç içe geçmiş tıbbi, cerrahi ve paramedikal tedavileri ile döneminin en önemli sağlık merkezlerinden biri olma ününe kavuşmuş ve bu ünü günümüze kadar ulaşmıştır