18 Ocak 2012 Çarşamba

GÜNCEL



 BİRKAÇ  GELİŞME VE  YORUM

 Burhan Bursalıoğlu


Son bir haftadır Ülkemizde birbiriyle alakası olmayan, ama kimisi göz yaşı döktüren , kimisi güldüren, kimisi,  düşündüren , kimisi de “bu duruma nasıl geldik” deyip geçmişin muhasebesine iten olaylar oldu.
Bunlara kısa kısa değinip,   kısa yorumlarla hatırlatmak istiyorum.

İLKER BAŞBUĞ

Türk Silahlı Kuvvetlerinin en tepesinde, iktidarla birlikte kardeş kardeş görev yapan ve 700 bin  nüfuslu Silahlı kuvvetlere  komuta eden emekli, Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ  “kaçar “ gerekçesiyle “         Terörist başı” lakabıyla,  “ İnternet  Andıcı  soruşturması kapsamında tutuklanmasına karar verildi.
Aslında, kanuna göre, Genel Kurmay Başkanları  suç işlemişse Yüce Divanda  yargılanması gerekir. Özel Mahkeme bu isteği de reddetti.
Şimdi düşünelim. 700 bin kişilik silahlı bir  ordunun başında bulunan bir komutan istese her şeyi yapamaz mı?  Kim karşı koyabilir?  60 da, 72 de , 80  de gördük. Kımsenin sesi çıkmadan, gık demeden  bir gecede yönetimi ele geçirdiler. Başbuğ da isteseydi yapardı. Kime karşı? Birbirine saygılı, iyi geçinen   yönetime karşı mı? Acaba bizim bilmediğimiz bazı şeyler mi var ki Başbuğ’u tutukladılar?   Cezayı gerektiren, işlenmiş bir suç varsa kimse cezasız kalmasın.  Milletin hafızasında istifamlara yer vermeyecek şekilde açıklamaların yapılması  gerektiğine inanıyorum.

19  MAYIS

Milli Eğitim Bakanlığı’ nca  19 Mayıs Atatürk’ü Anma , Spor ve Gençlik Bayramı’ nın statlarda yapılmamasına karar verilmişti. Bununla ilgili düşüncelerimi yazmıştım.
Bakanlıktan ve yetkili ağızlardan gerekçeler ileri sürülüyor. Efendim havalar soğuk muş, çocuklar üşür müş, gösteriler okullarda olursa daha çok insan seyredermiş, masraf daha az olurmuş, her okul değişik gösteriler yaparmış, öğrenciler derslerden geri kalıyormuş  gibi.
19 Mayıs gösterilerini lise öğrencileri yapmaktadır.  İlköğretim öğrencilerinin 23 Nisan’da yaptığı gösteri tarihinde, havalar daha soğuk olmasına rağmen, o küçük çocuklar  üşümüyor da, havaların ısındığı bir tarihte en az  17 yaşında olan delikanlılar mı üşüyecek? Statlarda yapılan gösterileri 70 milyon insan televizyonlardan  ve her biri en az 20 bin kişi alan statları dolduran insanlar seyrediyor. Bir okul bahçesine kaç kişi gelir?  Sayın Ömer Dinçer,  Okulda,  kendi  çocuklarının yaptığı gösterilere mi gider, yoksa Ankarada statda yapılan gösterileri mi tercih eder?  rAnlamadığım diğer bir husus ise, neden Ankara stadı gösterilere açık da, diğer illerdekiler yasaklı? Yasaksa her ilinki yasaklanmalı.  Lise öğrencilerinin çoğu zaten okullara gitmiyor. Özellikle son sınıfların hepsi dershanedeler. Bu da ayrı bir soru. Üniversiteye hazırlanan öğrenci dershaneye eksik bilgilerini tamamlamak için gider. Yoksa tüm seneyi dershanede geçirmek için değil. 

RAUF  DENKTAŞ

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı, Mücahit, Kıbrıs  Kahramanı, Vatansever, Büyük Devlet  Adamı, efsane  Rauf Denktaş  13 Ocak 2012 Cumartesi günü vefat etmiştir.
Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yas ilan edildi. Bayraklar 3 gün yarıya indirildi. 
Hayatı mücadele, hapis ve sürgünde geçen Denktaş,  cemaatten  Kıbrıs Türk halkını yarattı.  Londra Konferansı ve ardından, New York’ ta Güvenlik Konseyinde yaptığı bir konuşma nedeniyle dönüşte Kıbrıs’a sokulmadı. O tarihte Kıbrıs’ta  Rum yönetimi vardı.  TOROS kod adlı Rauf Denktaş  1962 yılında Türkiye’ye gelerek  4.5 yıl sürgün hayatı yaşadı. 1967 yılının sonlarına doğru, bir sandalla kaçak olarak  Kıbrıs’a çıkmak isterken yakalanıp 12 gün hapishanede yattı.   Rum yönetimi tarafından tekrar Türkiye’ye iade edilen Denktaş, 1968 de Kıbrıs’a döndü. 1973 de , Cumhurbaşkanı Rum olan yönetim seçimlerinde, Cumhurbaşkanı yardımcısı seçildi.

1974 yılında   Başbakan Bülent Ecevit’ in emriyle yapılan Kıbrıs Barış Harekatı sonucunda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ( KKTC)  kuruldu ve Denktaş  ilk kurucu Cumhurbaşkanı seçildi.  2005 yılına kadar yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini  kazandı. 2005 yılında yapılan seçimlerde  Mehmet Ali Talat'a  karşı kaybetti ve 2005 de tamamen emekliye ayrıldı.
88 yaşında vefat eden Denktaşın üçü ölü 6 çocuğu var.
Allah Denktaş’ gani gani rahmet etsin, tüm Türk lerin başı sağolsun. Ailesine de sabir diliyorum.

ASLI  NEMUTLU


Milli kayakcımız Aslı Nemutlu Erzurum  Konaklı kayak merkezi tesislerinde antrenman yaparken , kayaklardan birinin ayağından çıkması sonucu düşerek kenarda tahta bariyerlere çarpıp hayatını kaybetti.
Sporla ilgili yazdığım bütün yazılarımda şunu soruyorum: Birçok ülkenin gıpta ettiği, üç tarafı denizle çevrili bir ülkeyiz. Neden  deniz sporlarında ülkeler arası başarıya ulaşamıyoruz?. Kış sporları için dağ ve karımız varken , neden başarılı olamıyoruz.?  Dünyanın bir numarası iken, güreşte neden eski başarılara ulaşamıyoruz? Neden atletizmde madalyalar alamıyoruz? Neden, neden, neden?
Görüyorsunuz,nedenler ortaya tek tek çıkıyor.  Emniyet tedbirleri yeterince alınmıyor.  Sağlık görevlileri yok. Ambulans yok. Tesis yapılıyor,  emniyet ve sağlık  düşünülmüyor. Aslı’nın çarptığı tahta bariyerler, plastik veya ağ olsa idi, bugün Aslı yaşıyor olacaktı. Bu tür vahim olaylar da sporcu yetişmesini engellemektedir.
 Federasyon  bariyerlerin tahta veya demir borulardan olmayacağını bilmiyor mu? Biliyordur muhakkak.  Peki neden yapmadı? Spor Bakanımız bunları kontrol etmiyor mu?  Ambulans olsa idi müdahalede geç kalınır mıydı? Neden bunlar  yapılmıyor? Kulaklarına küpe olsun.
Aslı defnedile 5 gün oldu. Yetkililerden ses çıkmadı. Görevliler hesap vermeliler.
  Savcılarımız bu olayın peşine düşmeliler.

LEFTER  KÜÇÜKANDONYADİS


Fenerbahçenin ve Türkiye’nin  “Ordunaryus” lakaplı Milli futbolcu Lefter Küçükandonyadis ‘i  87 yaşında iken, 13  O cak, C uma günü  kaybettik.
Tüm Fenerbahçelilere, sporseverlere, ailesine başsağlığı ve sabır   diliyorum.

ÇOK  KOMİK


Mudanya Devlet Hastanesi'nde görevli Op. Dr. İlker Şahin, 21 Aralık’ta hastanede Noel Baba kıyafeti giydikten sonra, bazı personelle birlikte, hemşire Aysun Kaya'nın hasta olan küçük kızına evinde moral ziyaretinde bulundu. Hastanede Noel Baba kıyafetiyle dolaştığı için doktor ve 14 hastane personeli hakkında soruşturma açıldığı iddialarının basında yer alması ülke çapında büyük ses getirdi.
Daha sonra, tepkiler üzerine  yapılan  açıklamalarda, işin tatlıya bağlandığı ve İlker Şahin’in görevinde olduğu açıklandı.

 ATATÜRKÇÜLÜK TÜRKİYE’Yİ GERİ BIRAKTI (!)


Birkaç gün önce, Cumhurbaşkanı  Abdullah Gül tarafından,  “Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu”  üyeliklerine atama yapılmıştı.  Bu atamalar  Kamu oyunda tepkilere neden olmuş, günlerce gazete sayfalarını işgal etmişti.
Bunlardan birisi de  Prof.Dr. Mümtaz’er Türköne idi.  
Türköne bir müddet sonra istifade ederek, Adana kitap fuarında istifasının nedenini açıkladı.
“Atatürkçülüğün mevcut haliyle Türkiye’i geri bıraktıran, çağ dışı, medeni dünyaya aykırı, bir tür yobazlık olduğunu söylemek, öbür taraftan da Atatürk’e sahip çıkmak sanıyorum Türkiye’nin fikir gündemine girmesi gereken bir ayrımdı. Bunu yaptım. Düşüncemin hedefine ulaştığını düşünüyorum. Bu şekilde bu atama işlevini yerine getirmiş oldum diye düşündüm ve istifa ettim Türkiye Anayasasını yaparsa, herkes nerede olduğunu bilecek, herkes haddini, hududunu bilecek.”
Porf. ve Dr. Olmuş,  Cumhuriyet dönemi çocuğu.  Atatürk İlke ve İnkilaplarının  nimetlerinden istifade ederek okumuş, yetişmiş, aile sahibi olmuş, özgürce yetişip   kariyer sahibi olmuş  bir vatandaş.  Şimdi çıkmış “Atatürkçülük Türkiye’yi geri bıraktı, bu yobazlıktır, çağ dışılıktır” Daha ileri giderek,  “Atatürk’e sahip çıkmanın, Türkiye’nin fikir gündemine girmesin gereken bir ayrım olduğunu ve bunu  başardığını” öğünerek söylüyor. Her fırsatta da “Atatürkçülüğü  hakaret sayan” bir zihniyet sahibi.
Kendisi gibi sakal bırakmak mı, şalvar giymek mi, fes giyip eline 99 luk , yumurta büyüklüğünde taneleri olan tespihle, fes ve sarıkl  sokaklarda gezmek mi, peçeli, çarşaflı, kadın mı erkek mi olduğu belli olmadan  kocasının  10 metre gerisinden gitmek mi,  pancurlardan dışarıyı seyretmek mi, “Boşol” dendiği zaman eşini kapıya bırakmak mı,  dört kadın almak mı,  eşini köle gibi  gören bir zihniyet oluşturmak mı,  Sakallı, eli sopalı, falaka eğitimi mi, elektonik aletlere, TV ye “Gavur icadı “ deyip evine sokmamak mı, yoksa, bir hanedan sülalesine biat edip devleti yönetmek mı dir  medeniyet? Türköne göre bunlar mıdır medeniyet. Eğer bunlarsa, Atatürkçülük, Türkiye’yi geri bırakmak, çağ dışı ve yobazlıktır.
Türköne iyiki Atatürk’ün kurduğu bir kuruluşun yönetiminden  istifa etti.  Oraya, bu tür bir zihniyetin yakışmayacağını herkes taktir eder.
Atatürk’e sahip  çıkılmamasını dolaylı olsa da apaçık söylüyor.  Şunu asla unutmasını istemiyor, kafasının bir köşesine çıkmayacak şekikde çivilesin.
Atatürk sevgisi, Atatürk coşkusu, Atatürk özlemi, Atatürk eser ve emirleri asla, ama asla bu Milletin kalbinden söküp alınamayacaktır.  Hayatını hiçe sayarak bu Ulusu  yoktan var eden Atatürk için,bu Millet  hayatını feda etmeye hazırdır.
 Türköne gibi kişiler, gittikleri karanlık tunelden bir an önce çıkıp Atatürk aydınlığına kavuşmalılar. 


'Yıkın Heykellerimi'

* * *

"Ey milletim,
Ben, Mustafa Kemal'im...
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
Hâlâ en hakiki mürşit, değilse ilim,
Kurusun damağım, dilim.
Özür dilerim...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...


*

Özgürlük hâlâ,
En yüce değer
Değilse eğer...
Prangalı kalsın diyorsanız, köleler...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...


*

Yoksa, çağdaş medeniyetin bir anlamı,
Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı,
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...


*

Yetmediyse acısı, şiddetin, savaşın.
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh, dünyada barışın.
Eğer varsa ödülü, silahlanmayla yarışın.

Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...


*

Özlediyseniz fesi, peçeyi.
Aydınlığa yeğliyorsanız, kara geceyi.
Hâlâ medet umuyorsanız
Şıhtan, şeyhten, dervişten.
Şifa buluyorsanız,
Muskadan, üfürükçüden...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...


*

Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek...

Kara çarşafa girsin diyorsanız,
Yobazın gazabından ürkerek...
Diyorsanız ki, okumasın Kadınımız, kızımız;

Budur bizim alın yazımız...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...


*

Fazla geldiyse size,
Hürriyet, Cumhuriyet...
Özlemini çekiyorsanız,
Saltanatın, sultanın...
Hâlâ önemini anlayamadıysanız,
Millet olmanın...
Kul olun, ümmet kalın,
Fetvasını bekleyin, Şeyhülislamın...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.
RAHAT BIRAKIN BENİ..."


S. Apaydın