5 Eylül 2012 Çarşamba

EDEBİYAT



Güzel Ülkem Canım Türkiyem




Sen karış, karış, adım, adım
 Sahip olduğum Vatanımsın.
 Sen Edirne'den Ardahan'a,
 Bölünmez bir bütünsün.
 Sen namusum,
 Sen şerefim,
 Sen onurum
 Şanlı Türkiye'msin.



 Sen Ankara, İzmir, İstanbul'sun;
 Sen şehitler diyarı Çanakkale'sin,
 Sen efeler diyarı Aydın'sın;
 Sen Mevlana Celalettin- i Rumi'sin.
                                                                                                       Sen,
Hacı Bektaş- i Velisin,
 Sen medeniyetlerin beşiği şanlı Türkiye'sin.

 Sen, Avrupa, sen Asyasın.
 Sen, Diyarbakı,r sen Şanlıurfa'sın.
 Sen Bingö,l sen Erzincan'sın;
 Sen Karacaoğlan, sen Pir Sultan Abdal'sın.
 Sen Aşık Veysel, sen Yunus Emresin;
 Sen Mimar Sinan'ın, şah eseri Selimiye'sin;
 Sen ulu camiler diyarı yeşil Bursa'sın.

 Sen Fatih'in sunduğu nimet,
 Sen Atatürk'ün kurduğu devletsin.
 Sen Gaziantep, Adana, Antalya'sın,
 Sen Sivas, Samsun, Erzurum'sun.
 Sen Sakarya, Trabzon, Dumlupınarsın;
 Sen Necip Fazıl, sen Yaşar Kemalsin.
 Sen Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Romansın.
 Sen Azeri, sen Tatar, sen Kırgız, sen Kıbrıs, sen Gürcü'sün;
 Sen bileği bükülmez şanlı Türkiye'sin.

 Kısacası sen, sayamadığım
 Nice cihan devletlerinin pirisin.
 Sen Erciyes, sen Uludağ, sen Kaçkar'sın.
 Sen en büyük devle,t yeryüzündeki cennetsin.
 Sen yüce TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİSİN.

3 Eylül 2012 Pazartesi






SAYIN MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ'DAN
BAŞBAKAN TAYYİP ERDOĞAN'A MEKTUP

                                                                                                                              ALINTI
Başbakan Recep Tayip Erdoğan Hazretlerine
 
İkide bir “demir ağlarla kim örmüş, hep biz ördük” deyip duruyorsunuz, Atatürk zamanında yapılanları sıfıra indiriyorsunuz. Eğer biraz tarih bilseniz bunu söylemeye utanırdınız, yüzünüz kızarırdı. 
Muazzez İlmiye Çığ
 
O günkü örülen demir ağlar yalnız tren yolları değildi: güçlü eğitim, güçlü ekonomi, güçlü demokrasi , güçlü laiklik temelleri atılmasaydı, ne  siz bu gün o mevkie gelebilirdiniz, ne de gösteriş olarak  başlarını örttürdüğünüz, yüzleri gözleri boyalı eşlerinizi gavur ülkelerine götürüp, gavurların ellerini sıktırabilirdiniz.
 
Özendiğiniz  Müslüman ülkeleri arasında hangisi bizim ülke gibi?
Kendi kıyafetinizi  bile o demir ağlara borçlusunuz.

 
Hazinesinde borçtan başka bir şey olmayan  Osmanlı devleti yıkıntısı üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, toprağından bir damlasını satmadan, kimselerden borç almadan, bir taraftan Osmanlının, diğer tarafta yenilmediğimiz halde yenilmiş sayıldığımız birinci Cihan savaşı borçlarını öderken,   yapılan işler  yanında sizinkiler çocuk oyuncağı kalır.
 
Okuma yazma, hatta sabun kullanma bilmeyen, verem, sıtma, zührevi hastalıklar, trahom gibi bulaşıcı  hastalıklardan  kahrolan zavallı fakir  bir halk. Devletin geliri bu halkın verdiği vergilerdi. İşte o vergilerle o alay ettiğiniz demir ağlar yapıldı.
 
Kısa zamanda elin parmakları sayımında doktorların özverileriyle hastalıkların önü alınmaya çalışılırken neler yapıldı neler!.
 
Koskoca ülkede bir çimento fabrikası yoktu. O yüzden evler kerpiç denilen çamurla yapılıyordu. Şeker fabrikamız yoktu. Rusya’dan gelen şekerleri bugün gibi hatırlıyorum. Evet şeker fabrikaları, çimento fabrikalar,kâğıt, silah, uçak fabrikası, kumaş fabrikaları kuruldu. Hem de ülkenin batısından doğusuna kadar dağıtıldı bu fabrikalar.
 
Avrupa’dan bize, yenilemekte oldukları fabrikaların eskilerini ucuz fiatla  satmak istediler. Eskiyi almak yine geri kalmışlıktır, diye alınmadı.  Batıda “Atatürk Fabrikaları” diye adlandırılan o fabrikalar tiyatro, spor müzik,  salonları ile bir kültür merkezi, çalışanlara her türlü rahatı sağlayan bir sosyal kurumdu. Ama bu fabrikalarda çalışacak biraz olsun işten anlayan işçimiz, teknisyenimiz, mühendisimiz yok gibiydi. Bunlardan bir kısmı burada bizim insanımızı eğitmek için dışarıdan getirtildi bir kısmı da Rusya’ya eğitilmek üzere gönderildi. İnsanımız o kadar yetenekli idi ki, kısa zamanda gerekli olanları öğrendi ve işleri ele aldı.
 
O yüzden Atatürk,”Türk çalışkandır, zekidir” demiştir. Siz  ise başa geçer geçmez alın teri ve büyük bir özveri ile yapılmış o güzel tesisleri  satıp satıp yediniz yedirdiniz.
 
Ülkenin doğusu ve batısı düşman eliyle yanmış yıkılmıştı. bir taraftan onlar onarılıyor, hastaneler okullar yapılıyor, diğer taraftan Ankara bir başkent olacak şekilde yapılandırılıyordu.
 
Hemen hemen hiç kara yolu yoktu. Onun için Atatürk, Osmanlı devleti zamanında “ne olurdu her vilayet senede bir kilometre yol yapsaydı, 500 yılda beşer yüz kilometre ile şehirler birbirine bağlanacaktı”, demişti.
Olan demir yolları da yabancıların elinde idi.

 
Yalnız o mu daha bir çok kurum yabancılara aitti. Bütün onlar ellerinden alınarak ülkenin malı yapıldı. Onların üzerine 3000 kilometrelik tren yolu yapıldı ki, o zaman şimdiki gibi dağları bir anda oyacak makineler yoktu. Tüneller kazma ile kazıldı. Elde  onları planlayacak hesaplayacak mühendisler yoktu. Hatta trenlerde çalışan makinist gibi memurlar bile hep Rum, Ermeni olduğundan bu konuda çalışacak insanımız da yoktu.
 
Onun için böyle kimseleri yetiştirmek üzere okul açıldı. Tren rayları yapmak için fabrika kuruldu. Şimdi ki gibi ne gerekse dünyanın her yerinden getirilmedi Kilometrelerce kara yolu köprüler yapıldı.
 
Demir ağın bir ayağı olan “çağdaş eğitim” ne kadar önemliydi. Batı araştırmalarda icatlarda almış yürümüştü. Ama biz de  ne doğru dürüst ilk okul, lise ve ne de araştırmalar yapacak üniversite vardı. O yüzden  Osmanlı devleti  geri kalmış ve yıkılmıştı. Okullar açılsa eğitecek kimse yoktu. O yoklukta bir çok alanda eğitim almak üzere Batıya başarılı pek çok gencimiz gönderildi.
 
Onlar daha yetişmeden Hitler’in Yahudi oldukları için işlerinden attığı çok değerli bilim insanlarının bize sığınmak istemeleriyle onlara açılan kapılarımız sonucu büyük bir eğitim atılımı başladı.
 
İstanbul’da Darülfünun denilen okul tam bir üniversite oldu.Hukuk, siyasal Bilgiler, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi fakültelerle Ankara Üniversitesinin temeli atıldı. Gelenlere istedikleri kitaplıklar, laboratuarlar sağlandı. Onların derslerini Türkçeye çevirecek çevirmenler bulundu. Bunların hepsi para ile oluyordu.
 
O paralar, o fakir halkın vergileriyle sağlanıyor, kimseye  para yedirilmiyor, rahmetli Başbakan İnönü “ kimseye bir kuruş yedirmem” diye bar bar bağırıyor, yedirmiyordu. Böylece güçlü bir eğitim temeli atıldı. O yüzden Başbakan hazretleri! istediğiniz dalda uzmanları elinizin altında bulundurabiliyorsunuz.
 
Bundan sonra İmam Hatiplerde yetiştireceğiniz dindar ve kindar  o zavallı gençleriniz, Allah’a dua ederek, yalvararak size yardımcı olurlar. Böylece elinize aldığınız bu güzel ülkeyi ....... toprağa gömerek tarihe kara harflerle geçersiniz.
 
Muazzez İlmiye Çığ
25.8.2012