13 Şubat 2012 Pazartesi

TÜRK SPORUNUN BABASI


ATATÜRK  GENÇ  CUMHURİYET' in  TEMELLERİNİ  ATARKEN  SPORA da  DEĞER VERİYORDU

Atatürk’ün ölümünün ardından, o zamanlar dünyanın en güçlü spor gazetesi olarak kabul edilen, Fransız “L’Ando”  gazetesinin, Atatürk’ün spora verdiği büyük önemi uzun, uzun  dolu sayfalarda  öven makalesinde  şöyle başlıyordu.
Dünya da ilk defa beden eğitimini mecburi kılan devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk oldu.  Yalnız kağıt üzerinde ve nutuklarda değil, bunu bilfiil yerine getirdi.
Stadyumlar, ve çeşitli spor merkezleri tesis ettirdi. Halkevlerinin bizzat spor kollarını denetledi ve O’ nun döneminde Türkiye’de spor, gittikçe artan bir önem ve değer kazandı.”

ATATÜRK  VE  GENÇLİK
Atatürk Yeni bir devletin, Genç Cumhuriyet’in geleceğinin sağlam temellere oturtulması için Gençlere önem vermiş, onlara inanmış ve onları zinde tutmak için, birçok konulardan önce spora   değer vermiştir. 
Neler yapmıştır.?
Kısa  bilgilerle, belleğimizin tazelenmesine  yardımcı olalım.
Atatürk gelişmiş çağdaş ülkeler düzeyine ulaşabilmesi için genç kuşağın, ruhen, fikren, ahlaken, ilmen ve bedenen iyi geliştirilmesi gerektiğine inanan, büyük bir devlet adamıdır.
 Bu nedenle, gençliğin beden eğitimi ve spor faaliyetlerine büyük önem verdiği bilinir.
Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş faaliyetlerinden daha önceleri de bu konuda çalışmalarda bulunmuştur.
Mustafa Kemal’in Türk spor ve gençliğin  bedensel eğitimi konusundaki ilk çalışmasını  izcilikte  görmekteyiz.
1915 yılında, “ Genç Osmanlı Dernekleri Genel  Müfettişliği” ne atanan Miralay Mustafa Kemal, bir rapor hazırlayarak, zamanın hükümetine sunmuştur. Bu raporunda, üzerine durduğu ana konu şunlardır.
-    Yeni neslin fikri ve bedeni eğitimi için Genç Der5nekleri ve  izcilik ele alınmalıdır.
-    - Beden Eğitimi okullarda programlı olmalıdır.
-    - Spor kulüplerinde sağlığın korunması, spor fizyolojisi  ele alınmalıdır.
-    - Spor kulüp başkanları siyasetin dışında  kalmalıdırlar.
-    - Beden Eğitimi  ders  saatleri artırılmalıdır.
-    - Yeni neslin bedeni ve fikri eğitimi için Genç dernekleri ve izcilik ele alınmalıdır.
-    - Gençler 12 yaşından sonra esaslar dahilinde yetiştirilmelidirler. 
-    - Miralay Mustafa Kemal o günlerde “ Esas olan bütün her yerdeki Türkler için beden terbiyesini  sağlamaktır.” Sözüyle  sporda hedefin halkın sağlığı ve toplum sporu olduğunu işaret ederek, günümüzde tüm toplumlara benimsenen bir ideal olan “Herkes için Spor” hedefini tespit etmiş ve zamanın görevlilerini bu konuda uyarmıştır.
İLK  SPOR  KULÜBÜ
TBMM açılışından 3 ay sonra, 18 Temmuz 1920 günü Atatürk’ün emriyle “Muhafız Alayı “ adında bir spor kulübü kurulmuştur. Bu birliğin başına getirilen Mülazım ( Teğmen )  İsmail Hakkı Beyin çalışmaları ve Atatürk’ün büyük desteği ile, Muhafız Alayı, 1 Haziran 1923 günü “ Muhafız Gücü “ adıyla geniş kapsamlı bir spor kulübü haline getirilmiştir.
Muhafız gücü Atatürk  zamanında spor alanlarındaki büyük başarılarıyla dikkati çekmeye başlamış, futbol, atletizm, binicilik, bisiklet ve pola gibi spor dallarında başarılar elde etmiş ve pek çok  şampiyonluklar kazanmıştır.
1924  Paris Olimpiyat amblemi


Futbol takımı 1924-25, 1925-26, 1926-27, 1927-28  ve 1928- 29 sezonlarında, Ankara futbol ligi şampiyonluğu,  1927 yılında, 1924 deki ilk şampiyonadan sonra ikinci kez düzenlenen Türkiye Futbol Şampiyonasında da Türkiye şampiyonu olmuştur.
Ve Türkiye’nin ilk resmi spor örgütü olan “ Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı 1922 yılında İstanbul da  kurulmuştur.
Cumhuriyet ilkelerine bağlı olarak kurulan bu ilk spor cemiyetinin ve federasyonlarının yöneticileri 1924 yılında Atatürk’ün yarattığı demokratik ortamda seçimle belirlenmiştir. Ve bu yöneticilerin de her  federasyonun ( Atletizm, Futbol, Güreş ) yöneticilerini seçmeleriyle demokratik  spor örgütlenmelerinin  temelleri atılmıştır.
İlk İdman Cemiyetinin Başkanlığına Ali Sami Yen As başkanlıklarına da Burhan Felek ve Ali Seyfi Beyler getirilmiştir.
Atatürk başkanlığındaki 16 Ocak 1923 tarihli Bakanlar  Kurulu toplantısının 170 sayılı kararıyla, Türkiye İdman Cemiyeti İttifakı, “ Türk Gençliğinin terakki ve tealisine hadim ve kayd-ı menfaatten tamamen azade olduğu ve her memlekette İdman Cemiyetlerinin bu surette telakki edilerek her türlü himayeye mazhar bulundukları cihetle….”  Kaydı ile “Kamu yararına dernek” olarak kabul edilmiş ve böylece ilk kez devlet spora ve sporcuya destek olarak yardım elini uzatmıştır.
Ardından Yusuf Ziya Öniş başkanlığında yapılan toplantıda, ilk Türk Federasyonu “ Futbol Heyet-i Müttehidesi” adıyla kurulmuştur. 
1936 Berlin Olimpiyatlarına katılan Türk Sporcuları
FİFA ya GİRİŞ ve  OLİMPİYATLAR
 FİFA ya yapılan resmi başvurunun sonucunda da Türkiye 21 Mayıs 1923 tarihinde FİFA nin 26 üyesi olmuştur.
FİFA üyesi Türkiye ilk Milli maçını Cumhuriyet’in ilanından üç gün önce oynamıştır. 26 Ekim 1923 tarihinde İstanbul Taksim Stadında Romanya ile oynanan maç 2-2 sonuçlanmıştır.
Paris Olimpiyatlara katılış,  Ata’nın, Türkiye’ye uygulanmakta olan olimpiyat  ambargosunu  kaldırmayı başarmasıyla mümkün olabilmiştir.
Şöyle ki: Türkiye daha önce katıldığı 1912 – 1916 olimpiyatlarda, sporcuların yarışmasına rağmen , Devlet statüsünde değerlendirilmediği  için ambargo konmuştu.
1920 de kişisel başvurular yapılmışsa da, savaş suçlusu olarak boykot edilmişti. Atatürk’ün ısrarı üzerine Lozan görüşmesinde, hem boykot kaldırılmış, hem de Türkiye’nin “ İlk kez Devlet statüsünde” katılması kabul edilmiştir.
Birinci Dünya Savaşını kaybeden Almanya ve İtalya gibi ülkeler, kendilerine dayatılan her türlü anlaşmaya imza atmak zorunda kalırlarken, savaşı kaybeden ülkeler grubunda olmasına rağmen, Türkiye,  anlaşma için şart koyan ve önerileri kabul edilen “Tek Ülke” olmuştur.

Yeni Türk devletinin, bütün kaynak ve olanak yetersizliğine rağmen, 1924  Paris Olimpiyatına katılma kararı almıştır. 16 Ocak 1924 tarihinde toplanan  Bakanlar Kurulu Kararnamesinde, Atatürk’ün direktifiyle, 1924  Olimpiyat  oyunları hazırlıkları için 17 bin lira Türkiye İdman Cemiyetleri emrine verilmiştir.
O devirde 1700 altın lira karşılığı çok önemli bir tutar olarak tahsis edilen bu bedel, yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti için gerçekten büyük bir fedakarlık   sayılmalıyken, ilave olarak da 1924 yılı bütçesine, spor için Atatürk’ün talimatıyla 50 000 lira ödenek konulmuştur.

Henüz 7 aylık Genç Türkiye Cumhuriyeti, 1924 Paris Olimpiyatlarında ilk kez temsil edilmiştir.
Böylece Türk Sporcuları, atletizm, eskrim, futbol ve güreş dallarında, Dünya’nın en seçkin sporcularıyla yarışmak ve dünya sporunu yakından tanımak fırsatını buldular.
3 atlet, 3 bisikletçi,  1 eskrim, 4 güreşçi ve 19 futbolcu ile gidilen Paris’te Türk sporcuları başarılı olamadılar.
Olimpiyata katılan  sporculara, Avrupa’da dolaşıp, görgülerini artırma imkanı  da sağlandı. Yurda dönüşlerinde, oyunlarda kazanmışlarcasına itibar gördüler.
 Ayrıca Ata’nın emriyle, Milli  takımı  Paris oyunlarına hazırlamak için İskoçya dan antrenör  Billy Hunter  getirtilmiştir. Hunter, Türk futbolcularına çağdaş futbolu tanıtan ve sistemli bir şekilde çalıştıran ilk teknik adam olarak Türk futbol tarihine geçmiştir.
 25 Mayıs 1924 de oynanan Paris Olimpiyatları, birinci tur futbol maçı olan Çekoslovakya maçı Türkiye’nin, yurt dışında oynadığı ilk resmi maçtır.  5000 seyircinin izlediği  bu maçı Türkiye   5 – 2 kaybetmiştir. Bir ay sonra Kuzey Avrupa turnesine çıkan Milli takım yaptığı 4 maçın birinde mağlup olmuş, üçünü de kazanmıştır.
İLK  HAKEMİMİZ
1924 yılında FİFA  nın isteği ile, Sovyetler Birliği – Türkiye maçını,  Hamdi Emin Çap’ın yönetmesi ile de, bir Türk hakemi ilk kez bir milli maçta görev almıştır.
ANTRENÖR ,  HAKEM  ve  ÖĞRETMEN YETİŞTİRME
İlk kez hakem ve antrenör kursu açılması da bu döneme rastlamıştır.  İlk deplasman lig kapsamındaki “Milli Küme”    maçları yine bu dönemde tertip edilmiştir.
Atatürk, Türk sporunun ilk  öğreticilerinin  yetiştirilmesi konusuna da  öncelik vererek, Beden Eğitimi Öğretmeni yetiştirecek okul tesis edilmeden önce, Çapa Muallim Mektebinde bir kurs açılmış ve başına da , Avrupa’da Beden Eğitimi öğrenimi yapmış bulunan  Selim Sırrı  Bey ( Tarcan)  getirilmiştir. Bu  arada bayan Beden Eğitimi öğretmeni yetiştirmek üzere de İsveç’ten iki bayan öğretim üyesi getirtilmiş, bunlar da Çapa Muallim Mektebindeki özel kurslarda  görev alarak kız öğrencileri yetiştirmişlerdir.
Atatürk bu konunun üzerinde büyük bir titizlikle durduğundan, bunu da yeterli görmemiş, öğretmen  adayları arasında, dokuz aylık kursta başarı  gösterenler, ihtisasta bulunmak üzere Avrupa’ya gönderilmişlerdir.
Atatürk bu kurslara subayların da katılmasını özellikle istediğinden, kursa katılıp başarı sağlayan subaylar, askeri okullarda, modern beden eğitiminin ilk tatbikatçıları olabilmeleri için Avrupa’ya ihtisas eğitimine yollandılar.
8 Ocak 1925 tarihli Vatan  gazetesinin birinci sayfasında “ Avrupa’ya tahsile gidecek Gençlerimiz” başlığı altında yayınlanan bir haberin sadeleştirilmiş  hali şöyledir.
“ Maarif vekaleti ( Milli Eğitim Bakanlığı)  tarafından, muallimlik tahsil edilmek üzere birkaç gencin Avrupa’ya gönderilmesinin kararlaştırıldığını yazmıştık. Yapılan müsabaka imtihanında  muvaffak olan gençlere dün yolluklar verilmiştir. Bunlar üç güne kadar Avrupa’nın muhtelif şehirlerine gideceklerdir.
Bu gençlerden
Vildan Aşır (Savaşır)  ve Suat Hayrı (Ürgüplü) beyler Beden Eğitimi tahsili için Stokholm’daki Kraliyet yüksek Beden Eğitimi Enstitüsüne; Ulvi Cemal (Erkin) ve Cezmi Rıfkı Beyler musiki tahsili için Paris’e; Sadi (Irmak) Bey  Tabii Bilimler tahsili için Berlin’e; Muhittin Sebati ve Refik Beyler de Resim tahsili için Paris’e gideceklerdir.”
18 Ağustos 1923  tarihli Hükümet programında, kurulması ön görülen “ Terbiye-i  Bedeniyye  Darülmuallimini  ( Beden Eğitimi Öğretmenliği)  çok geçmeden kurulup 1927- 28 Öğretim yılında, pedagojik şubesi de açılarak “Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü “ adı altında, Ankara’da hizmete girmiştir.
Enstitüsünün beden eğitimi bölümü için Almanya’dan getirilen uzman öğretmen Kurt Dainas bu bölümü faaliyete geçirmiştir. Bu sırada ihtisasa için Avrupa’ya gönderilmiş bulunan Asker ve sivil  beden eğitimi öğretmenleri de  Yurda döndüklerinde “Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin beden eğitimi  öğretmen kadrosunu” oluşturmuştur.
                                                                                       

BİNİCİLİK
 “ Ata en iyi binen yalnız Türk erkekleri değildir. Türk kadınları da bu işi iyi bilirler” diyen Atatürk’ün desteklediği sporlardan biri de ata binmektir.
Türkiye’de atçılığı ve yarışçılığı  teşvik amacıyla kurulan   “Yarış İslah Encümeni” de  Atatürk’ün büyük desteğini görmüştür.
Ünlü İtalyan mimarı Viotti Violli tarafından yapılan modern “Ankara Hipodromu” da  Atatürk’ün  emir ve direktifleriyle inşa edilmiştir.
Avrupa parkurlarında “Atatürk’ün süvarileri” adıyla nam salan Cevat KULA, Saim POLATKAN, Cevat GÜRKAN  ve Eyüp ÖNCÜ adlı dört subay binicimizden oluşan Türk Ekibi Uluslar arası başarılar kazanmıştır.

                                                                     

Atatürk’ün hipodroma gelerek at yarışlarını izlemesi Ülkemizde yarışçılığın gelişmesine büyük katkılar sağlamıştır.
Türk  yarışçılık dünyasının en önemli klasik koşusu halini almış bulunan ve Ata’nın adı verilen “Gazi Koşusu”  1927 yılından bugüne dek Türk yarışçılığına renk katmaktadır. Bu yarışın armağanı,  Atatürk’ün at üzerindeki gümüş heykelidir.  Ünlü heykeltıraş Şadi Çalık’ın eseri olan bu heykel 1970 yılından beri gazi koşusu galiplerine verilmektedir.
KÖY  YASASI
 
Atatürk, Osmanlı Genç
Dernekleri Baş Müfettişli iken önerdiği, ancak yaşama geçirilemeyen projelerini, çıkardığı “Köy Yasası” ile devreye sokmuştur.
1924 yılında yayınlanan “Köy Yasası”  köylerde, “Nişan alma, cirit, atıcılık, güreş gibi köy oyunlarını özendirici hükümlere yer vermiştir.
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin köylere tesis yapmaya mali gücü yetmese de güreşlerin yapılması zorunlu kılınmıştır.
                                                              
GÜREŞ
Benim en sevdiğim güreştir diyen Atatürk tarihimiz boyunca Ata sporumuz güreşe en büyük desteği veren  Devlet Adamımızdır.
Türkiye Güreş Federasyonu, 1922 yılında,  Cumhuriyet’in ilanından önce oluşturulan “Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı”     bünyesinde kurulmuş ve 1923 yılında FİLA ya  üye olunmuştur.
1924 Paris Olimpiyat  oyunlarında, Türk güreşçileri için, Uluslar arası alandaki ilk ciddi deneyim olmuştur. Bu olimpiyata takımımızı hazırlayan Raol Peter adındaki Macar antrenörü, Türkiye’deki minder güreşinin kurucusu olmuştur.

1932 yılında güreşçilerimiz ilk kez Balkan  şampiyonasına katılmış, 5  altın,  2  gümüş  madalya kazanarak, takım halinde de birinciliği elde etmişlerdir.
Türk Spor tarihinde, 28 olimpiyat altın madalyasının sahibi  güreşimiz, ilk olimpiyat altın madalyamızı 1936 Berlin Olimpiyatlarında,  61 kiloda  güreşen Yaşar ERKAN  ile kazanmıştır.
“Serbest ve grekoromen  güreşlerin müsabakalarını izledim. Benim bu husustaki kanaatim, serbest güreşin bizim bünyemize  daha yatkın olduğudur. Bunun üzerine ısrarla çalışın; göreceksiniz, bir gün gelecek şampiyonluklar birbirini  kovalayacaklardır.” Atatürk’ün vermiş olduğu bu direktif ile serbest güreşe ağırlık verilmiş ve 1951-56 -57-66 ve 94 yılları olmak üzere tam 5 kez Dünya şampiyonu olunmuştur.
HAVACILIK                                               
Mustafa Kemal Atatürk, havacılığın gelişmesini ve güçlendirilmesini sağlamak amacıyla “Türk Tayyare Cemiyeti” ni kurmuş, 16 Şubat 1925 tarihinde kuruluşun adı, harf devriminden sonra” Türk Hava Kurumu “ (THK)  olarak değiştirilmiştir.
 Üstü açık ve tek pırpır uçakla Atlas okyanusunu geçerek rekor kırmak isteyen   Amerikalı 2 pilotun sponsor aradığını öğrenen Atatürk, Ülkenin tanıtımı için, pilotlara maddi destek sağlayarak, uçuş rotasını Newyork’tan İstanbul’a  çevirttiği bilinir.
Sabiha Gökçen Atatürk'le

Russel Boardman ve John L. Polando Newyork’dan havalanıp sekiz bin altmış beş kilometreyi 49 saat 08 dakika  uçarak, 1 Ağustos 1931 yılında   yeşilköy’e indiler. 
Atatürk pilotları Yalovada kabul  edip madalya ile ödüllendirirken, bu olay Dünya basınında geniş yer bulmuş Boardman ve Polando, başkan  HOOVER tarafından Beyaz Saraya davet edilip, Distinguished  Flying Cross  madalyasıyla ödüllendirilmiştir.
İnsanlığın yakın bir gelecekte uzaya açılacağını, aya ve gezegenlere yolculuk yapılacağını söyleyen Atatürk, Türk havacılığının gelişimine özel bir önem vermiştir.3 Mayıs 1935 günü kurulan “Türk Kuşu” Atatürk’ün Türk Havacılığına  en büyük armağanıdır.
Türkkuşu nun bir uçağı

 Türkkuşu gençlerimize uçuşu, planör kullanmayı, paraşütle atlamayı, kısaca  havacılıkla ilgili her şeyi bilimsel bir şekilde, en iyi öğretmenlerden, deneyler yaparak öğretmek üzere kurulmuş ilk havacılık okuludur.
Sabiha Gökçen, Atatürk’ün desteği ile Türkkuşu’nda eğitim gören ilk Türk kadın pilotumuzdur.

BİSİKLET

Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte Atatürk’ün Türk sporunun gelişmesine  verdiği önem nedeniyle bisiklet dalında da, İstanbul, Ankara ve Konya’da sporcu  sayısı hızla artmıştır.
1923 de İdman Cemiyetleri İttifakının kurulmasından sonra oluşturulan ve aynı yıl FİAC  (Uluslararası  Özenci  Çiftekercilik Birliği)  üyeliğine kabul edilen Bisiklet Federasyonu, bisiklet sporunun tüm Ülke çapında gelişmesinde önemli rol oynamıştır.
1936 Bisiklet Milli takımımız

Bisikletteki ilk Milli  karşılaşma 1927 de Taksim stadı pistinde Bulgaristan ile yapılmıştır. Daha sonra Milli takımımız 1928 Amsterdam Olimpiyatlarına katılmıştır.
1928  Olimpiyat sonrası” Ege Turu “ adıyla düzenlenen tur  Türkiye’nin ilk uzun etaplı  turudur. Daha sonra 1938 de İstanbul – Edirne – İstanbul etabı  düzenlenmiş, bu etap 1939 – 1941 – 1942  de tekrarlanmıştır.
BELEDİYE  ve  HALKEVLERİ ‘ nin  SPOR  YAPTIRMA MECBURİYETİ
1930 yılında çıkarılan Belediye Yasası, belediyelere “Çocuk bahçesi, spor alanları, yerel ihtiyaçlara uygun stadyumlar yapmak ve işletmek gibi  hükümlülükler getirmiştir.
Ardından 1932 yılında Atatürk’ün talimatıyla kurulan  Halkevlerinin yapması gereken çalışmalar arasında spor da eklenmiştir.
“Halkevleri teşkilatının umumi esaslarından spor beden hareketleri,  Gençlik terbiyesinin ve Milli terbiyenin vazgeçilmeyecek aslı ve mühim bir bölümüdür.” Diyen Atatürk, sporu  kitle hareketinin de ötesinde bir “Milli Hareket “  olarak düşünmüştür. Spor sadece heveskarların işi olmaktan çıkarılmış, halkın tamamının sporla ilgilenmesine çalışılmıştır.
Halkevleri vasıtasıyla, senenin belirli günlerinde atletizm ve spor bayramları düzenlenmiş, federe olmayan amatör  spor kulüpleri halkevleri himayesine alınmış, bölgesel ligler oluşturulmuş, başarılı kulüplere ödüller verilmiştir.
Karadeniz Kız Folklor Ekibi

Bazı halkevlerinde spor salonları yapılmış, bazıları ise bir stadyumun işletmesini üstlenmiş, buralarda ihtisas sahibi öğretmenleri kontrolünde, toplu sportif etkinlikler yapılmıştır.
Mahalli şartlara uygun spor faaliyetleri, Ata Sporu olarak bilinen güreş turnuvaları, çeşitli  jimnastik hareketleri, boks, eskrim, judo, basketbol, voleybol, avcılık, bisiklet yarışları, toplu kültür fizik hareketleri halkevlerinde rağbet gören sporlar arasındadır.
1932 yılında kurulan Halkevleri, halk oyunları açısından da önem kazanmıştır. Halk oyunları belli bir disipline alınmış ve teorik çalışmalara    başlanmıştır.
Atatürk bu konuda özel çalışmalar yapmış olan Beden Eğitimi Öğretmeni Selim Sırrı Tarcan’ı zeybek oyunlarını yaymakla görevlendirmiştir.
Eylül 1935 de Atatürk’ün huzurunda “Beylerbeyi- Balkan festivali” yapılmıştır. Bu festival Türkiye’de  düzenlenen ilk Uluslararası halkoyunları festivalidir.Festivale Yurdun dört yanından gelen halkoyunları toplulukları ile Balkan ülkelerinden gelen ( Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan) halkoyunları toplulukları katılmıştır.
1936 yılında 2. Balkan festivali yapılmıştır.

OKÇULUK
Büyük Atatürk, Türk’ün Ata yadigarı sporlarından biri olan okçuluğa karşı da büyük ilgi göstermiştir. Bir zamanlar Türk’ün şanına şan katan bu sporun yeniden ihyası yolunda ilk emir ve direktifler Atatürk’ten gelmiştir.
Atatürk’ün emir ve direktifleriyle “Milli sporumuz Okçuluğun” canlandırılması, gelişmesi ve eski şöhretine yeniden  sahip olabilmesi amacıyla ilk adım 1937 de atılmıştır.
                                                                  
DENİZ  SPORLARI

Atatürk’ün bilfiil yaptığı üç spor olduğu bilinir. İlki askerlik hayatında başladığı ve ömrünün son yıllarına kadar fırsat buldukça sürdürdüğü  biniciliktir. Diğer ikisi ise  İstanbul’da geçirdiği yaz  tatillerinde, devamlı olarak uğraştığı yüzme  ve zaman,  zaman da kürek sporudur.
Denizciliğin önemini sürekli olarak vurgulayan  Atatürk bu konuda da çalışmalar yapmıştır.
 Florya plajında denizde mayo ile çekilmiş fotoğraflarını gazetelerde yayınlatarak halkımızı denizden yararlanmaya çağıran ilk insan toplumumuzda Atatürk olmuştur.

Kürekçilerimiz
   
Kabotaj hakkının (Gemi işletme hakkı)  tüm olarak uygulanmaya konması, 1 Temmuz 1926 tarihinde çıkarılan  Kabotaj kanunu ile gerçekleşmiş, bu kanunla Türk karasularında yolcu ve yük taşıma hakkı sadece Türk gemilerine verilerek Türkiye’nin denizlerinde tam bağımsızlığı sağlanmıştır.
Her yıl Kaboraj ve Denizcilik bayramı olarak kutlanmaya başlanan 1 Temmuz günü  resmi törenlerin ardından Deniz taşıtları geçit resmi düzenlenmekte, yüzme, yelken, kürek ve  yağlı direkte yürüme gibi yarışmalar  yapılmaktadır.
 Atatürk’ün bu benzeri  deniz yarışlarını sürekli, olarak izlediği, bazen  konukların arasında yabancı devlet adamlarının bulunduğu bilinir.
                                                                                        
KADIKÖY’de  SPOR  TESİSLERİ

Atatürk 1936 yılında Fenerbahçe ve çevresindeki gezinti ve tetkikleri sırasında, Fenerbahçe burnunun Kalamış koyuna  bakan kıyılarını  deniz sporları  açısından pek beğenmiş  ve buradaki köhne mendireğin derhal  onarılması, Fenerbahçe kıyılarının, gençliğin deniz sporlarıyla uğraşacağı bir merkez haline getirilmesi  yolunda ilgililere direktif vermiştir.
 Bu kıyıda bugün, İstanbul Yelken Kulübü, Fenerbahçe Spor Kulübü, Galatasaray Spor Kulübünün deniz sporları tesisleri bulunmaktadır.
KADIN  SPORCULAR

Atatürk’ün Türk Sporuna kazandırdığı en önemli unsurlardan biri de kadın sporculardır.
Türk kadını  Atatürk’ün Devrimleri ve kesin direktifleriyla Türk Sporunun içindeki yerini almış, sporcuların kızları, kız kardeşleri ve hatta eşleriyle başlayan bu girişimler, kısa zamanda geniş kitlelere yayılmıştır.
 Atletizmde ve teniste, spor alanlarında görülmeye başlanan  Türk Kızları, daha sonra kürek, eskrim ve  yüzme dallarında da kendilerini göstermeye başladılar.
Olimpiyat oyunlarında ilk kez 1928  yılında piste çıkan, Dünya kadınlarından daha önde olarak, Türk kadının  1926  yılında  Ömer Rasim Koşalay’ın girişimleri ve çalışmalarıyla, ilk kez atletizm pistlerinde görülmüştür.

Türkiye’de bayan sporunda açılımı atletizmden sonra kürek  sporu takip etti.
Şeref nur, Vecihe, Leyla, Melahat ve Kamran hanımlar  Türkiye’nin ilk  bayan kürekçileri olarak tarihe geçtiler.
Dünya tarihinde, bir ilk olarak 1929 da Yüksek Mühendis Mektebi öğrencisi  Sabiha Fırat, Fenerbahçe erkek voleybol takımının kadrosunda yer alarak resmi maçlarda ter döktü.
Vecihe (Taşçı) , Mediha (Bayar) , Adriyel (Sadak)  ve Hidayet (Karacan) 1927 den itibaren, Fenerbahçe, çimento zeminli kortlarında raket salladılar.
İlk bayan tenisçilerimiz Leyla Asım Turgut ve Cavidan Elbergen, Sovyetler Birliğinde Rus rakipleriyle yarıştıklarında tarih 1933 idi.
Berlin  Olimpiyatlarında iki kızımız Suat Fetgeri Aşeni   (Tarı)  ile Halet Çambel eskrimde  1936 da  Ülkemizi temsil eden  ilk bayan sporcularımız oldular.
Yüzmede Leyla Asım Turgut, Cavidan Elberger, Nazlı Tlabar, Nüshet, Lola, Vecihe, Süheyla, uzun mesafeci Beykozlu Eva ve tramplen atlayıcı Perihan Hanımlar Türkiye’nin ilk bayan yüzücüleri oldular.
ATATÜRK’ün  SPOR  HAKKINDAKİ  SON  DEMECİ

Atatürk’ün direktifiyle, hazırlanan ve Ülkemiz sporunu 48 yıl yönlendiren 3530 sayılı “Beden Terbiyesi Kanunu” 29 Haziran 1938 de kabul edilmiştir.
Atatürk’ün hastalığı nedeniyle TBMM  1 Kasım 10938 açılışında Başbakan Celal Bayar tarafından okunan  nutkunda, spor için söylediği son sözleri şöyledir.
Her çeşit spor faaliyetlerini , Türk Gençliğinin, milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lazımdır. Bu işte hükümetin şimdiye kadar olduğundan da çok daha ciddi ve dikkatli davranması, Türk Gençliğinin spor bakımından da Mili heyecan içinde itina ile yetiştirilmesi önemli tutulmalıdır. Türk Gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması  için yüksek  Kurultayın kabul ettiği Beden Terbiyesi Kanununun tatbikine geçildiğini görmekle memnunum”


GENÇLİK ve SPOR BAYRAMI
Milli  Mücadeleye başlamak, Misak-i Milliyi ilan etmek ve Kuvayi Milliye-yi kurmak amacıyla,  Samsun’da Anadolu topraklarına ayak bastığı 19 Mayıs.1919 günü, Atatürk tarafından  1936 yılında ilk kez kutlanacak “ Gençlik ve Spor Bayramı”  olarak  gençliğe armağan edilmiştir.
“Gençlik ve Spor Bayramı” 20 Haziran 1938 tarih ve 3466 sayılı  kararı ile de resmi bayram olarak ilan edilmiştir.
Gençlik ve spor Bayramı,  daha sonra, “Atatürk’ü  Anma, Gençlik ve Spor Bayramı “ olarak  değiştirilmiştir.
SONUÇ:
Atatürk, bir taraftan yeni bir devletin oluşması için  Dünya  Emperyalist   uluslarla savaş yapıyor, bir taraftan da gençlerin  ruhen, fikren,  bedenen , ahlaken  yetişmesi için mücadele yapıyor.  Hangi devlet adamı bunları düşünebilirdi?Ama ne yazık ki, Atatürk’ün ölümünden sonra,  bütün bu spor alanlarına gereken önem verilmedi. Bütün branşlarda geriledik ve güreşten başka , uluslar arası elle tutulur bir başarımız olmadı.
Atatürk’ün gösterdiği hassasiyeti, Ondan sonra gelenler aynen göstermiş   olsalardı, bugün  erkeklerde ve kadınlarda, yüzmede, atletizmde, eskrimde, yelkende, kürekte, atıcılıkta, binicilikte, bisiklette ve bütün diğer spor dallarında parmakla gösterilecek, tüm Dünyanın taktirini  alacak düzeyde olurduk.
Bugün ise geri kalmamızın diğer sebebi de iç  çekişme, huzursuzluk, çekememezlik ve tesis eksikliğidir. Hazırlıklarda dahi, çeşitli nedenlerden ötürü öğrenci- öğretici uyuşmazlıkları hemen,  hemen tüm branşlarda  görülmektedir.
Kupasını alan Genç Kızlarımız

 Kendimize gelmeliyiz. Bencillikten vazgeçmeliyiz. Kişisel  çıkarlarımızı aklımıza getirmemeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarını  düşünmek ve her yarışma sonucunda, İstiklal Marşımızın eşliğinde, Ay Yıldızlı Bayrağımızın  göndere çekilmesini  görmek, bu Milletin hakkı olmalıdır.
 Bu gençlik, bunu başaracak kabiliyettedir.  Yeter ki , durdurulmasın, engellenmesin ve imkanlar tanınsın.