18 Mart 2010 Perşembe

TARİH SAYFALARINDAN


ÇANAKKALE SAVAŞININ  ANZAK' LARCA
HİKAYESİ

Burhan Bursalıoğlu

Bu gün 18 Mart. Çanakkale Savaşını başlatan İngiliz ve Dominyon ordu ve donanmalarının mağlubiyetlerinin tesçil edildiği gündür.


Tarih, özellikle, Türklere karşı yapılan saldırıların daima hüsranla bittiğini ispat etmiştir. En yakın örnekler de, Çanakkale ve Kurtuluş savaşıdır.

Çanakkale savaşına katılan bir Avustralya’lının, Çanakkale Savaşı hakkındaki düşüncelerini aşağıda okuyacaksınız.


50.000 askerden oluşan güçlü bir ordu ve deniz birlikleri, Türk tehdidinin sonu olucaktır. – ÇORÇİL-

“İngiliz’ler, Türkler’in başkenti İstanbul’u ele geçirerek Almanların müttefiki olan Türkler’i savaş dışı bırakmak istiyorlardı. Bu strateji, Süveyş Kanalı üzerindeki İngiliz hakimiyetini pekiştirmek, İngiliz ve Fransızlar’ın, müttefikleri Rusya’ya, Türk karasuları üzerinden destek vermeleri için 15 Şubat 1915 günü İngiliz gemileri Çanakkale boğazındaki Türk savunma hatlarını top ateşine tutmaya başladı.



Bu deniz saldırısı başarısız oldu.

Bunun üzerine,Gelibolu Yarımadası’nı işgal ederek Türk savunmasının üstesinden gelmek ve donanmanın Çanakkale Boğazı’ndan geçmesine olanak sağlamak için bir plan yapıldı.

Esas olarak İngiliz, Avustralya, Yeni Zelanda , Hint ve Fransız askerlerinden oluşan Akdeniz keşif kuvvetleri ordusu Mısır’da ve Gelibolu Yarımadası yakınındaki Yunan adalarında toplandı. Helles Burnu’na ana çıkartma İngiliz kuvvetleri tarafından gerçekleştirildi. İngiliz çıkartmasından hemen önce, Avustralya ve Yeni Zelandalı’lardan oluşan bir birlik (ANZAK ) daha kuzeydeki Karatepe’ye çıkacaktı.


25 Nisan 1915 yılı sabaha karşı, Avustralya İmporotorluk kuvvetleri kuzey sahiline ve yakındaki Arı Burnu’nun güneyindeki Anzak koyuna çıkartma yapmaya başladılar. Onları Yeni Zelanda piyade birliği gizliyordu . O günkü hedefleri , Sarı Bayır sırtlarının güney yamaçlarını ele geçirmek ve Türkler’in Helles Buırnu’na ulaşmalarını engelliyebilmek için denizden içerideki Mal Tepe’ye saldırmaktı.

Kıyıya çıkan asker birlikleri, çalılarla kaplı dik yokuşları tırmanarak, daha yüksek mıntıkayı ele geçirmeye çalıştılar.

Az sayıdaki Türk savunma birlikleri başlangıçta geri itildiler.Bazı Avustralya ve Yeni Zelanda birlikleri çarpışa çarpışa Çanakkale Boğazı ’nı görebilecekleri yerlere kadar gelmeyi başardılar. Ne var ki, günün ilerleyen saatlerinde Türklerin direnişi güçlenmeye başladı.Gece çöktüğünde hedeflerin hiç birisine ulaşılamamıştı. Savaş alanındaki komutanlar geri çekilme önerisinde bulundularsa da, kendilerine, siper kazarak dayanma emri verildi. Gelibolu yarımadas’ının 25 Nisan günü ele geçirilen bu bölgesi harekatın geri kalan süresi boyunca “ANZAK” olarak anıldı.


25 Nisan günü İngilizler , aynı zamanda Gelibolu yarımadası’nın güney ucundaki Heles Burnu’na da çıkartma yaptılar.Bu birlikler kuzeydeki Kilitbahir platosuna ilerlemek niyetindeydi. Ancak, Türklerden gelen güçlü savunma karşısında ,İngilizler, yarımadanın ucundaki küçük bir alanda çakılı kaldılar. Helles’te, içine düşülen konumdan kurtulmak ve Kirikya köyü ile ,Alçı Baba tepesini ele geçirmek için , İngiliz, Avustralya, Yeni Zelanda ve Fransız birlikleri 6 Mayıs’da başlayacak birleşik bir saldırı planladılar .

Başlangıçta fazla bir ilerleme gösterilemedi.

8 Mayıs’da Avustralya ve Yeni Zelandalı’lara hücum emri verildi. Açık ve korunaksız alanda Alçıtepe doğrultusunda ilerleyen birlikler düşman ateşini o kadar yoğun ve keskin buldular ki, kimi askerler kendilerini korumak için küreklerini yüzlerine sper yapmak zorunda kaldılar.Türk hatlarına ulaşılamadı. Bini aşkın Avustralyalı ile sekiz yüzü aşkın Yeni Zelandalı öldü ve ya yaralandı.

Vakit öğle olduğunda Çanakkale Boğazı’nı ele geçirmek için yapılan ilk saldırı başarısızlıkla sonuçlandı. İngilizler elde ettikleri ufak mevzilere tutunmuşlardı. Türk ordusu, Avustralya ve Yeni Zelanda’lıları Anzak’tan çıkarmak için büyük bir karşı saldırıya girişmekte kararlıydı.

19 Mayıs sabah erken saatlerde, daha gün ağarmadan, Türk askerleri dalgalar halinde düşmanlarına karşı hücüma giriştiler. Fakat karşılaştıkları yoğun ateş, Türk’lerin Anzak siperlerine, bir iki nokta dışında girmelerine olanak vermedi. Türklerin altı saate yakın süre ile uyguladıkları baskılar her defasında geri çekilmeyle sonlandı. Her iki tarafta oldukça fazla zaiyat vermişlerdi. Gelibolu harekatı başladığında bu kadar uzun süreceğini, bunca yaralı verileceğini kimse beklemiyordu. İlk saldırı sırasında yaralananların sayısı, yeterli hazırlıktan yoksun sıhhiye ekiplerinin yetişebileceklerinin çok üstünde idi. Büyük saldırılar sırasında yaralananlara gerekli müdahalede bulunabilmesi için saatler geçmek gerekiyordu. Sonradan, hastane gemilerine ve limni, adası, Mısır ve Malta’daki ana hastanelere gerekli ulaşım sağlandı.

Yaz sıcakları başlayınca, Gelibolu yarımadasında koşullar daha da kötüleşti. İlkel temizlik koşulları, pire salgınına ve diğer hastalıklara yol açtı. Binlerce asker dizanteri, ishal ve zehirli hummaya yakalanarak savaş alanından tahliye edildiler. Boğa eti, bisküvit, reçel ve çaydan oluşan her gün aynı tayin durumu daha da kötüleştiriyordu. Özellikle askerlerin üniformalarında ki bitler, onlara büyük ızdırap veriyordu. Zafer ümitleri sönerken askerin morali de çökmeye başladı. Bir çokları, Gelibolu Yarımadasını asla sağ terketmeyeceklerine inanmaya başladılar.

İnsiyatifi elde tutmak için İngilizler Ağustos başlarında yeni bir saldırı planladılar.

İngilizler, Suvla koyuna çıkacaklar ve Anzak mevzilerinden kuzeye doğru Conkbayırı’na giden tepelik alanı ele geçirmek için büyük bir saldırıya girişeceklerdi. Yalnız Çam ve Nek olarak bilinen dar bir şeride karşı destek saldırıları düzenlenecekti.

6 Ağustos öğleden sonra, Avustralyalı’lar yalnız Çam’daki Türk ileri mevzilerine saldırdılar ve Türkler’in azimli karşı saldırılarına rağmen, burayı ele geçirmeyi başardılar. Bu çarpışmaların büyük bölümü Türk siperleri içerisinde göğüs göğüse gerçekleştirildi. Dört dalga halinde gelen Avustralya askerleri 7 Ağustos sabahı düşman hatlarına ulaşmadan kılıçtan geçirildi. Avustralya resmi tarihçileri, sonraları bu hafif süvariler hakkında, “Viktorya ve batı Avustralya gençliği nin goncaları bu saldırı sırasında düştüler” diye yazacaktı.

Ağustos harekatının esas saldırısı , Yeni Zelanda, Avustralya, İngiliz ve Hint karma kuvvetleri tarafından Conkbayır’ı ve çevredeki tepelere karşı gerçekleştirildi. Bu pozisyonlar ele geçirilebilir ve elde tutulabilirse Anzak’ taki Türk hatlarının tehlikeye düşeceğine ve Çanakkale Boğazına doğru bir açılımın mümkün olabileceğine inanılıyordu.

Birlikler, 7-9 Ağustos tarihleri arasında Conkbayır tepesinin dik yamaçlarına ve derin vadilerine saldırıya giriştiler. Bazı birlikler bu yabani arazide kayboldular. Planlanan saldırılar gecikmeli ve yeterli destekten yoksun olarak gerçekleştirildi. Dişini tırnağına takarak çarpışan Yeni Zelanda birlikleri büyük kayıplar vererek zirveyi ele geçirdiler.Çanakkale Boğazı artık görüş alanları içine girmişti. Yeni Zelandalı’ların yerine İngilizler geçti. 10 Ağustos’ta, Türk’ler kararlı şekilde karşı taarruza geçerek Conkbayır zirvesini geri aldı.

Böylece Ağustos saldırıları başarısızlıkla sona erdi.

Ağustos’tan sonra, İngilizler Gelibolu da başka büyük harekata girişmediler. İngiliz Hükümeti Çanakkale Boğazına umulan açılımın gerçekleştirilmemesi karşısında telaşlanmaya başlamıştı. Ayrıca tüm harekat gitgide daha fazla sorgulanıyordu. Kasım gelipte kış bastırdığında, nöbet yerlerinde donup ölenler oldu. Uzuvlarının donması ve soğuğa maruz kalma nedeniyle 16 bin askerin tahliye edilmesi gerekti.

Sonunda harekatın amacına ulaşmayacağı sonucuna varıldı. Ve Gelibolu Yarımadası’ndaki İngiliz ve Dominyon birliklerinin geri çekilmesine karar verildi.

Ağır kayıplar verilmeden, geri çekilmenin mümkün olmayacağına çokları inanmıyordu. Türkler bu çekilişin farkına varmasınlar diye büyük önlemler alındı.

8 ile 20 Aralık 1915 tarihleri arasında Suvla va Anzak koylarından 90 bin, 8 ile 9 Ocak 1916 da, Helles deki askerler başarıyla geri çekildi. Bu operasyonlarda az miktarda zaiyat verildi.

İngilizler, Türk Ordusunun kendi askerleri karşısında herhangi bir varlık gösteremeyeceklerini ve Gelibolu harekatını çabucak tamamlayacaklarını sanıyordu.

Tam tersine, karşılarında kararlı ve becerikli bir hasım buldular. Kritik saniyelerde, süratlı , kararlı şekilde harekete geçen Türk ve Alman Komutanları, İngiliz İmparatorluk kuvvetlerinin şiddetle ihtiyaç duydukları açılımı yapmalarına fırsat tanımadılar.

Türk’lerin büyük kayıplar verdiği 19 Mayıs’taki karşı saldırıdan sonra Avustralya ve Yeni Zelandalı askerler Türk’lere büyük saygı duymaya başladılar.

Avustralya’lıların Türk sperlerinden birine yaptığı “Teslim Ol “ çağrısına karşılık, Türk’lerden gelen cevap, Gelibolu’lu Türk’lerin ruh hali hakkında fikir vermektedir.

Cevapta şöyle denilmektedir.

“Geride doğru dürüst Türk kalmadı sanıyorsunuz. Amma geride Türk’ler ve onların oğulları var.”

İşin zor kısmını atlattınız. Şimdi kendinizi emniyete alıncaya kadar siper kazın,kazın,kazın.
(İng. Baş. Kum.  General Sir Lan Hamilton )

Ölümle birlikte  yaşadılar, Hastalıkla birlikte sofraya oturdular.
( Bir şiirden )

Burada bizi cehennem bekliyor.
(C.A.Mc Anulty )

Sayısız ölüler, sayısız.  Saymak mümkün değil.
(Memiş Bayraktar. - Türk askeri)

17 Mart 2010 Çarşamba

TARİHİMİZİN SAYFALARINDAN


150  LİKLER DENEN  OLAY

Burhan Bursalıoğlu

"Ne derseniz deyin" başlıklı yazımda, bir nebze değindiğm 150 liklerin anlamını hatırlatma bakımından , aşağıdaki açıklamayı önemli buldum.

Yüzellilikler Türkiye Cumhuriyeti'nden Kurtuluş Savaşı sonrası sürgün edilen ve yeni yönetimin düşman işbilirkçisi ilan ettiği muhalifler  listesine dahil olan Türk vatandaşlarının adıdır.


İçişleri Bakanlığı tarafından oluşturulan ilk liste başlangıçta 600 kişiden oluşmakta idi. Ancak Lozan Antlaşması'nın bir maddesinde sürgün edilecek insanların sayısının 150'yi geçmeyecek şeklinde öngörmesi üzerine bu liste ilk önce 300 ardından da 149 kişiye indirilmiştir. 150’likler adı verilen ve 23 Nisan 1924 tarihinde Bakanlar Kurulu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin oturumunda saptanan bu listeye 1 Haziran 1924 tarihindeki kararla "Köylü Gazetesi" sahibi Refet Bey de eklenerek kesin şekliyle 150 kişi olarak kabul edilmiştir.

28 Haziran 1938 tarihinde, 150'liklerin yurda girmelerini engelleyen yasa kaldırılsa da başta Çerkez Ethem olmak üzere pek çok muhalif ve saltanat taraftarı geri dönmemiştir. Günümüzde bile bu listenin 600 kişilik hali açıklanmamıştır.

Yüzellilikler listesi şu şekildeki başlıklar altınta oluşturulmuştur.
VAHİDETTİN 'İN MAİYETİ
SEVR MUAHEDESİNİ İMZALAYAN VE KUVAY-I İNZİBATİYE'YE DAHİL KABİNE AZALARINDAN
SEVR MUAHEDESİNİ İMZALAYAN HEYET-İ MURAHHASA
KUVAY-I İNZİBATİYE'YE DÂHİL OLANLAR
MÜLKİYE VE ASKERİYEDEN
ÇERKEZ ETHEM VE AVANESİ
ÇERKEZ KONGRESİNE MURAHHAS OLARAK İŞTİRAK EDENLER
POLİSLER
GAZETECİLER
DİĞER EŞHAS


16 Mart 2010 Salı

E Ğ İ T İ M



Öğretmen Okullarının 162.  Kuruluş Yıl Dönümü


Burhan Bursalıoğlu


Birinci Tanzimat fermanından sonra Ülkede, az da olsa bazı özgürlükler ve yenilikler getirilmiştir.

Eğitim alanında yapılan en etkili gelişme, Öğretmen Okullarının açılmasıdır.

, 1838 de küçük çocukların reşit olam yaşlarına kadar okumalarını sağlamak amacıyla, bugünkü ortaokul karşılığı olan Rüştiye okulları açıldı.

Bu okulların açılmış olması meseleyi halletmiyordu. İsim değişmiş ama sistem değişmemişti. Mevcut öğretmenler yeterli değillerdi. İstenen sonuçları veremiyorlardı. “Eski tas ,eski hamam” misali alıştıkları sistemle devam ediyorlardı.

Çare olarak, bu okullardaki öğrencileri yetiştirecek Avrupa’yi öğretmen yetiştiren okulların açılmasıydı. Nihayet 16 Mart 1848 yılında, bugünkü Öğretmen okulları karşılığı olan “Darül Muallim-i Rüşdi “ adında okul açıldı.

İşte bu gün, tüm Ülkedeki bazı eğitim kurumlarında Öğretmen Okullarının 162. Kuruluş yılı kutlamaları yapılmaktadır. Merasimler,paneller, münazaralar yapılır, Darül Muallim-i Rüşdi nin geçirdiği evrelerden bahsederler, üst düzey yöneticiler de bu okullardan sitayişle bahseder ve o okullrda yetişen öğretmenlerin Vatana çok faydalı görevler yaptıklarını ballandıra ballandıra anlatırlar. Doğru söylerler, söylerler de, 1973 yılında kabul edilen 1739 sayılı Milli Eğitim Temel yasasının bazı maddeleri nedeniyle 1975 de kapatılan bu okullar neden kapatıldı veya şimdi neden açılmıyor. Öyle ya, faydalı olduğuna inanılan bu kurumlar neden kapatıldı ve neden açılmıyor?



Öğretmen Okullarının kapatılmasından sonra , öğretmen yetiştirmek için açılan okullar da istenen verimi vermediler. Bu nedenle öğretmen açığı çoğaldı, sınıflar birleştirildi. Çare olarak kurslar açıldı, 25 günlük kurslara gidenler öğretmen olarak okullara atandı. Eğitim Öğretim kalitesi düştü. Değişik üniversitelerden yetişen, öğretmenlikle ilişkisi olmayan, çocuk psikolojisi okumayan, çocuk gelişiminden anlamayanlar öğretmen olarak okullara atandılar. Düz lise ve meslek okullarından sınavla Eğitim Fakültelerine alınan öğrenciler, mezun olsa da kura ile bir kısmı atandı, dışarda, on binlerce Eğitim Fakültesi mezunları kaldı. İleriki yıllarda da, bu mezunlar dağ gibi yığınlar oluşturacaklardır.



Bir an önce, Eğitim kalitesinin düştüğü bu ortamdan Eğitimi kurtarmak için yeniden Öğretmen okullarının açılmasını, bu okullardan mezun olanların, Eğitim Fakültelerine alınmasını, Sevgili H.Hüsnü Tekışık’ın dediği gibi, “Bayrağımın dalgalandığı her yer” e diyebilen bir zihniyetle yetişen öğrencilerin okullara atanmalarını önererek, Azalan Öğretmen Okulu mezunlarından yaşayanlara üzün ömürler diler, 162. kutlama yıllarını tebrik ederim.

ÖĞRETMEN MARŞI

Alnımızda bilgilerden bir çelenk,


Nura doğru can atan Türk genciyiz.


Yer yüzünde yoktur, olmaz Türk'e denk;


Korku bilmez soyumuz.






Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;


Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.




Candan açtık cehle karşı bir savaş,


Ey bu yolda ant içen genç arkadaş!


Öğren, öğret hakkı halka, gürle coş;


Durma durma koş.






Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun;


Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun.

15 Mart 2010 Pazartesi

TARİHİ SAYFALAR

NE  DERSENİZ DEYİN...

Burhan Bursalıoğlu

Bir çok insana Atatürk’ün yaptığı yeni bir devleti, eski bir devletin üzerine kurma işinin kolay olduğu görülür.



Halbuki, silahın yokluğu, ordu ve insan gücünün eksikliğ, ekonomik zorlukları bir tarafa bırakırsak, yıkılmakta olan bir devletin yönetici ve yandaşlarının aleyhte davranışları, beyanatları, fetfaları, hatta idam emirleri veren yetkililerin ciddiyetleri, halkı kışkırtma, içte ve dışta düşman oluşturma, hepsiyle başa çıkma kolay bir şey değildir.


Aşağıda, Osmanlı Devletinin son yöneticileri, yandaşları, din ulema ve görevlilerin sözlü ve yazılı beyanlar, İngiliz ve Amerikan yönetimi altına girmeyi isteme ve kabul için halkı yönlendirme çalışmaları sırasında, Anadoluda Ülkeyi kurtarmaya çalışan hakiki Yurtseverlere yapılan hakaretler, küfürler, TC nin kuruluşunun değerini bir kat daha artırmıştır.


Anadolu’ da, İstiklal mücadelesi veren bir avuç insanı muhatap alıp, yok etmeye çalışan insanlara ne derseniz deyin, ister işbirlikçi, ister hain, ister çıkarcı, ister iç müşman deyin, söylediklerin okuyunca yorumu ve adını siz koyun.
Sevr anlaşması yapılmış, henüz Kurtuluş Savaşı başlamamış 16.12.1918 de Harciye Vekili MUSTAFA REŞİT PAŞA  İngiltere ordu komutanı General Milne’ye " Kendim, kabinedeki arkadaşlarım,Sultan ve geniş bir halk kitlesi adına katiyet ve ciddiyetle temin ederim ki, umumun arzusu İngiltere tarafından idare edilmektir. “ sözleriyle, düşüncelerini açığa vurmuştur.


Padişah Vahdettin. “İngiliz Ulusuna beslediğim sevgi ve hayranlık duygularımı babam Sultan Abdulmecit’ten miras aldım. Ümidimi Allahtan sonra İngiltereye bağladım."   Derse, yandaşları ne demez ki.

( İngiliz Karadeniz ordu komutanı General Milne’nin Londrtaya İngiliz Genel Kurmayına yazdığı rapor da “Sultan Vahdettin, İngilizlerin Osmanlı topraklarında idareyi mümkün olduğu kadar süratle ellerine almasını istiyor.” Diyor.

NOT:  VAHDETTİN:16 Mayıs 1926 da İtalya’da vefat etti.

SADRAZAM DAMAT FERİT PAŞA (ingiliz amiralı Calthorpe’ye.)

“Padişah ve benim yegane ümidimiz, Allahtan sonra İngilteredir.

NOT: 1923 de Fransada Nis kentinde öldü.

SADRAZAM TEVFİK PAŞA  6.6.1919
"İngiltere ile gizli bir anlaşmaya varılarak Osmanlı Devletinin İngiltereye bağlılığının sağlanmasını" istedi.
NOT: 1934 DE Okday soyadını aldı. 1936 da öldü.

İngiliz Muhipler Derneği Başkanı Adliye Nezareti Müsteşarı ve Yazar Sait Molla, 6.6.1919

Tüm belediyelere gönderdiği genelgede: “ İngiltere Osmanlı Devleti yönetimine el koyarsa, saltanat ve Hindistan müslümanlarının da İngiltereyle dost olmanın gereğine inanacakları aşikardır. İngiliz mandası istediğinizi bütün itilaf temsilcilerine, hükümete ve gazetelere bildirin”

NOT: 1925 de K ıbrısa, 1926 da da M ısırda öldü.

Yazar Refik Halit Karay 1919

“Anadoluda bir patırdı, bir gürültü, kongreler, beyannameler falan, sanki birşeyler yapabilecekler. Blöf yapmanın sırası mı? Hangi teşkilatın hangi kuvvetin var* Bu ne hayal kuzum. Mustafa sen deli misin?” derken işin ciddiyetinden uzak görünüyor.


NOT: Beyrutta iken, 150 ler affıyla Türkiye’ye gelip, 1965 de İstanbul’da öldü.

İZMİR VALİSİ KAMBUR İZZETTİN (GENELGE) 26.5.1919

“Yunan kuvvetlerinin özel bir törenle ve saygı ile karşılanması…” istedi

Jandarma Genel Komutanı Kemal Paşa 3.8.1919 da Anadoluya sesleniyor

“ Yunanla çarpışmaktan vazgeçiniz Zira bu teşebbüsünüz beyhudedir.

“Yazar Refi Cevat Ulunay

21.05.1919 da “Türkler kendi güçleri ile adam olamaz. İngiltere elimizden tutup bizi kurtaracak.”

31.8.1919 da “İstiklal diye bağıranlar kötü niyetlidir.”


23.3.1920 de “Tek çarenin galiplerle uyuşmak ve anlamak olacağı bu kafasızlarca ne zaman anlaşılacak” Ulunay Türklüğü hem aşağılıyor, hem de hakaret ediyor.


4.4.1920 de “Anadoludaki Milliyetci hareketi yok etmek, Millet için var olama meselesidir. O alçaklara karşı çıkanlar, islama, halifeye padişahımıza unutulmaz hizmette bulunmuş olacaklardır.”


8.9.1920Yunanistan kısa zamanda M.Kemal kuvvetleri denen çapulcuları tamamen tepeleyecektir”

NOT: 150 le affedilerek, 1938 de yurda döndü. 1968 de öldü.

ANZAVUR AHMETKuva-i Muhammediye Birlikleri komutanı

1.10.1919 da “Göğsümde iman, başımda kuran, ve elimde padişah fermanı olarak geliyorum. Başta Kemal olmak üzere, Kuva-i Milliyeci subayların hepsini keseceğim. Kemal’in kafasını padişaha götüreceğim. “

1920 de“Padişah Yunanlılarla harp edilmesine razı değildir. Yunanlılar bizim dostumuzdur. Padişahın emir ve rızası hilafına olarak onlara silah çekmek küfürdür, isyandır.”

NOT: Yunanlılarla işbirliği yaptı. Yeniçiftlik köyünde Mehmet Efe tarafından 1921 de öldürüldü.

ADLİYE BAKANI ALİ RÜŞTÜ

12.7.1920 “General Paraskevopulo’unm ordusu şimdi sürat ve şiddetle harekata devam eyleyecek olursa, birkaç haftada Ankara önlerinde bulunacaktır. Yunan ordusunun başarısı için dua ediniz. Yunan ordusunun ilerlemesi hükümetimizin programına uygundur. Bu ordu bizim ordumuzdur." Ali Rüştü’nün milliyetini bilen var mı?

BAKAN RIZA TEVFİK

1920 “Anadolu direnişi bir blöftür. Avrupa milliyeti Anadoluyu bu zararlı haşereden temizliyecektir. Hüküm galibindir. Medeniyeti temsil eden İngiltere gibi bir Devlete itiraz etmek küstahlıktır” Hakaretler diz boyu.

NOT: 150 ler affından yararlandı 1946 da yurda döndü. 1949 da öldü.

YAZAR ALİ KEMAL

23.4.1920Bu Ülkedeki yabancı askerler , teşkilat-ı Milliye den bin kere daha iyidir.

7.8.1920 “Ankaradakilerin Yunanlılara hala meydan okumalarına çılgınlıktan başka bir fırsat verilemez. Yunanlılarla aramızda ve her açıdan bu kadar fark varken onlarla muharebeye girilemez.”

8.9.1920Yunanistan kısa zamanda M.Kemal kuvvetleri denen çapulcuları tamamen tepeleyecektir. “

15.10.1920 “Anadolu ile değil, Yunanistan ile anlaşmalıyız. “

11.11.1920 “Ankaradakiler Kars’ı almışlar. Demekki istemediğimiz bir hata kalmıştı. Ermenistan’a taarruz ile onu da tamamladık. Ankaralılar nihayet meramlarına erdiler. Ermenistan’a yürüdüler. Karşı işgal ettiler “

6.2.1921 “Avrupa ile başa çıkmayı asırlardan beri Asya’nın hangi kavni başardı ki biz başarabilelim.” Ali Kemal tarih bilmiyor galiba.

NOT: 1922 DE İzmit’te linç edildi.

Adana valisi Abdurrahman (GENELGE)

5.11.1920 Ayaklanma için sebep yoktur. Fransızlar bizim iyiliğimizi istiyorlar “ Ne iyilik .

AHMET İZZET PAŞA - Kurula -

4.11.1920 “Ankara Sevr anlaşmasını kabul etmelidir.”


19.9.1920Anadolu’yu boşaltması karşılığında Trakya Yunanistan’a verilebilir.” Sanki Anadolu Yunanlıların da İzzet paşa takası öneriyor.

NOT: Furgaç soyadını aldı. 1937 de İstanbul’da öldü.

DİVİTLİ EŞREF HOCA

1920 “İngilizlere meydan okuyoruz . Bu ne büyük küfürdür. “

DELİBAŞ MEHMET

1920 Halifenin müttefiki olan İngilizler Pınarbaşına doğru geliyorlar. Onlarla birlik olup Kuva-i Milliyecileri yeneceğiz… Kim Kemalcı Milliyeci lerle birlikte Yunan’a karşı gelirse şer’an kafirdir.”

NOT: 1921 DE Çumra’da kendi adamlarından, kurtuluş taraftarı olan lar tarafından öldürüldü.


SADRAZAM SALİH PAŞA

20.8.1921 “İngiltere’ye direnip durmak gereksiz ve tehlikelidir .”

NOT. 1936 da öldü.

TEAL-İ İSLAM Bildirisi

1920 “Yunan ordusu Halifenin ordusu sayılır. Hiçte zararlı bir topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlükat Ankarada’dır.” Bu kadarıona da pes.

CEMİYET-İ MÜDERRESSİN (Medrese hocaları Derneği )

“Kuva-i Milliyeciler kudurmuş haydutlardır.” Acaba….

EDİRNE TEM GAZETESİ

13.8.1920 “Müftü Hilmi Efendi, Selimiye camiinde, hürriyetin ve adaletin saygıdeğer temsilcisi olan Venizelos hazretlerinin sağlığı için güzel bir dua okumuş ve hazır bulunanlar şükran duygularını belirterek duaya katılmışlardır."

Konya iline bağlı 27 köy ileri gelenleri İngiliz temsilcisine baş vurarak

28.10.1920 “ Kemal elebaşılığındaki Milliyecileri ezmek için, İngiliz hükümetinin bize yardım elini uzatmasını talep ediyoruz.”

ŞEYHÜLİSLAM DÜRRİZADE ABDULLAH’ın FETVASI

“Padişahın izni olmadan, yabancı askerlere karşı duranları, asker ve para toplayanları tek tek veya topluca öldürmek islamın gereği ve görevidir. Milliyetçileri öldürenler gazi sayılır Bu yolda ölenler şehittir. ..” Ne günlermiş o günler.

NOT: 1923 de Hicazda öldü.


ŞEYHÜLİSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ’nin fikri.

“ Benim elimden gelse Türkleri Arap yaparım. Diğer müslümanları da. Bunların vaktiyle araplaşmadığına da çok eseflenirim. Arap dili ne Türk diliyle, ne de Çerkez diliyle kıyas kabul etmeyecek derecede üstünlüğe sahip olduğundan, insanın, milliyetin küçüğüne sahip olupda, onunla iftihar edeceğine, büyüğüne sahip olarak, onunla iftihar etmesi daha karlı makul olur.”

Bütün fetva ve bildiriler, uçaklarla anadolu, trakya ve işgal edilen bölgelere havadan dağıtılıyor, gazetelerde yayınlanıyor.

NOT: 1954 de Mısır’da öldü.

ANADOLU CEMİYETİNİN İSTANBULDAKİ YUNAN KOMİSERLİĞİNE OLAN ÖNERİSİ

“Amaç Ankara hükümetine karşı Yunanistan’ın yardımıyla, Sultan’ın ve Yunanistan’ın himayesi altında bir batı Anadolu devletinin kurulmasıdır. Kemalist kuvvetler bastırılacak, bütün Anadolu Mustafa Kemal’in elinden kurtarılacak. Bunun için kurulacak gönüllü Anadolu ordusunun talim ve silahların da yunan baş komutanlığı sorumlu olacak, bir miktar yunan subayının bu orduya katılması sağlanacak. Yunanistan masraflarını karşılamak üzere cemiyete 100 000 lira verecek.” Peki, Diğer Anadolu Bölgelerimiz ne olacak?

ULUSAL SAVAŞA KARŞI ÇIKAN CEMİYETLER

Wilson prensipleri cemiyeti.


Teal-i islam cemiyeti


Hürriyet ve itilaf partisi


Selameti Osmaniye partisi.


Mavri Mira cemiyeti


Kürdistan Teal-i cemiyeti.

Bu cemiyetler, Osmanlıcı, Şeriatçı, Kürtçü, Hilafetçi,, Amerika ve İngiltere mandası isteyen cemiyetlerdir.

Görüldüğü gibi, Atatürk nasıl bir ortamda bu Ulusu hürriyete kavuşturmuş, kimlere karşı maddi ve manevi mücadele vermiştir


Allah Türk Ulusuna o günleri tekrar göstermesin.