5 Ağustos 2013 Pazartesi

ŞİİR DÜNYAMIZIN DEĞERLERİ - 8 -





ŞÜKRAN  KURDAKUL
 
Burhan Bursalıoğlu

1927 yılında dünyaya gelen Şükran Kurdakul, yazdığı şiirleri ve kaleme aldığı yazıları ile Türk Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden biri olmuştur. İstanbul’da doğan Şükran Kurdakul, lise öğrenimi sırasında Türk Ceza Kanunu’nun 142. Maddesi gereğince komünizm propagandası yaptığı nedeniyle bir süre tutuklu kalmıştır. Bu süre içerisinde öğrencisi olduğu İzmir Karşıyaka Lisesi’ndeki öğrenimi de yetkililer tarafından sonlandırılmıştır.

Şükran Kurdakul, 1953’te banka memurluğu görevini icra ederken 142.madde tekrar onun tutuklanmasına neden olmuştur. Bir süre daha tutukluluk hayatı yaşayan Kurdakul, bu iki tutuklanışı ile söz konusu madden tutuklanan yazar ve şairler listesinde yerini almıştır. Şükran Kurdakul, hapishanede yazdığı şiirlerinin bir kısmını 1956 yılında “Giderayak” adlı kitabında yayımlar. Cezaevi sonrasında Kurdakul, bir süre Yeni Gazete, Tan Gazetesi, ve Varlık Yayınevi’nde düzeltmenlik yapar.

1958’e kadar “Yelken” adlı bir dergiyi de yöneten Kurdakul, Ataç Yayınevi’ni kurar. Politik bir duruşa sahip olan Kurdakul, 1964 yılında Türkiye İşçi Partisi’ne üye olur. Tip’te belirli görevlerde bulunur ve aynı yıl “Türk Edebiyatçılar Birliği Genel Sekreterliği” ne seçilerek örgütçü bir edebiyata olan inancını fazlasıyla kanıtlar. 1976’dan sonra Kurdakul, “Türkiye Yazarlar Sendikası” ikinci başkanlığı görevini sürdürmektedir. Ülkenin kaderini değiştiren 12 Eylül 1980 Darbesi gerçekleştiğinde ise Kurdakul 141. Madde nedeniyle tutuklanır. Kurdakul 1988’de “Pen Yazarlar Derneği” kurucuğunu üstlenir ve söz konusu dernekte çeşitli görevlerde bulunur. Örgütsel edebiyatı yaşamı boyunca destekleyen Kurdakul, bir süre de “ Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı” yöneticiliğini yapar. Son olarak 1995’ten sonra Şükran Kurdakul, “Özerk Sanat Konseyi” ve “ Ulusal Sanat Kurulu” gibi iki önemli kuruluşun kuruculuğunu ve birinci başkanlığı görevini yerine getirir. Şükran Kurdakul 15 Aralık 2004 yılında ise hayatını kaybeder.
 
 

DALGIÇ
 
Kendi denizlerimin dalgıcıyım ben
Bir alışkanlığı sürdürür gibiyim belki
Soluğum son aşamalarına geldi
Geçtim durdum bilincin dehlizlerinden.
 
Bahçeler mi yoktu, eski ve yeni
Şarkılar mı, anılara benzer
Gemiler mi yoktu, küsmüş yelkenleri
Gözümün önünde eriyip gittiler.
 
Bilirdim çizgen neresiydi, yol neresi
Dalardım mavilerin güneşle buluştuğu yerden
Hevesleri, coşkuları, sevinçleri
Ben yaratmışım gibi dökerdim içimden.
 
Ne varsa doğayla aradığım uyumda
Çiçeğe durmuş ağaçlar gibi iyimser...
Ve sesinin masalında sevdalı,
Bize özgü sözcükler getirdim koynumda.
 
Kendi denizlerimin dalgıcıyım beni
Bir alışkanlığı sürdürür gibiyim belki
Soluğum son aşamalarına geldi,
Gidiyorum içimdeki sesin peşinden.
 
 
HEYBE
 
Doğumu Antalya'dan getirdim,
Yenikapı'nın bilmediğim bir evinden..
Binbaşım yeni gelmiş cepheden,
Anam en güzel yaşında.
 
Çocukluğu Topkapı'da getirdim,
Tarhana çorbası kokar.
Bir gecesini görsem yetimliğin aynasında
Anıları durdurmak gelir içimden.
 
İlk gençliği İzmir'den getirdim,
Özgürlük sözcüğü yetmez anlatmaya...
Nasıl sığmış avuçlarıma koca dünya,
Kitabın biri insan, biri ben.
 
Denizli'den getirdiğim
Mahpushane işi bir fotoğraf..
Kayar gider belleğimden,
Ne kadar yattım, ne zaman çıktım, ne zaman girdim?
 
Balıkesir'den yüz köyün adamını getirdim
Gözleri hüzün çiçekleridir
Kimi kuşkuyla bakar yüzüme,
Kimi kardeş bilir beni.
 
Kadıköy'den kimi getirdim bilirsiniz,
Yılların eskimeyen şiiri..
Yeni çağlara birlikte yürüdüğüm,
Bilmediğim çağlardan gelen.