8 Aralık 2010 Çarşamba

ÇEVRE GEZİSİ

GARİPÇE
 Burhan Bursalıoğlu

Kurban Bayramı’nın son Cumartesi  günü  Ailece,  güzel  havanın zevkini,  bayram yorgunluğunu, bir nebze  olsun  çıkarmak ve kahvaltı yapmak için Garipçe Köyü ne gittik.

Sarıyer’e 11, Taksim’e  31, Eminönü’ne de 34 kilometre  mesafede,   Rumeli  kavağı ile Rumeli feneri arasında  kalmış, taşlı, kayalıklı vadiye sıkışmış, 450 nüfuslu bir köy.

Köy meydanı park yeri olmuş. Kahvaltıya gelenler arabalarını oraya  koyarak,  kısa, dar sahildeki lokantalara   doluşmuş,  kahvaltılarını yapıyorlardı.
Önü deniz , karşı sahilde Poyraz köy görünüyor.  Çardaklı küçük bir lokantaya  girerek  9 kişilik grubumuza masa hazırlatıp, açık  büfeden yiyebileceğimiz  kahvaltılıklarıımızı  alarak,  neşe ve temiz deniz havasını soluyarak , sabah görevimizi yeri ne  getirdik.
Kahvaltımı  bitirip,  Şevval’i de yanıma  alarak, köyü dolaşmaya,  köy hakkında bilgi edinmeye çıktık. 

Dışardan gelen insanların  çok  yoğun  olduğu  Garipçe köyünden görülenler gerçekten çok garip. Yıkık dökük  ahşaptan yapılmış bina enkazları, etrafta yığın halinde olan çöpler, sahilin kirliliği. Topu topu 3 lokanta, muhtarın  odasına bitişik bir bakkal  dükkanı   ilk  göze  çarpanlar. Gazete sorduk, “yok” dediler. Neden ? dedik, “ burada satılmaz  gazete okuyanlar Sarıyer, Kavak veya Fener den alırlar” dediler. Anladım ki bu köy okumuyor. Zaten okul da yokmuş, Nüfusun azlığı, çocukların  az oluşundan okul  kapanmış, bina da bakımsızlıktan viraneye dönmüş, yer yer duvarlar çökmüş, tam bir enkaz.

Üzülerek seyrettiğimiz bu gariplikleri yadırgarken,  bir taraftan da fotoğraflar çekiyoruz. Rastladığımız yaşlı insanlardan da bilgiler almaya  devam  ediyoruz.

Mitolojide lanetlenmiş  kral  Phineas bu köyde yaşamış. Halkın anlattıkları hikayede “Buraya bir garip insan gelmiş” diyerek ifade ettikleri galiba bu lanetli kral olmalı.
Köy adının zaman içinde değişikliklere uğradığı  söylenmekte. Etrafın taşlı, kayalıklı sarp doğal yapıya sahip olmasından dolayı, kartal ve akbabalar  yuva yaparlarmış. Bu nedenla buraya  “Akbaba şehri” derlermiş.
Diğer bir adı da, Osmanlıcada, “yakın, yakında olan, yer  ve zaman yakın “ anlamına gelen  “Karib” sözcüğünün  değişerek önce “ karibce” sonra da “garipçe “ olmuş.

Garipçe köyünün halkı çoğunlukla Rize'li ve Trabzon'lu. Şaşırdım. Çünkü bu yörelerin insanları etraflarını düzenli ve temiz tutar. Ama Garipçe bunlara yakışmıyor.
 Halk balıkçılıkla geçiniyor. Başka hiçbir sanatsal gelirleri yok. Balık avlama yasağının başlamasıyla, yasağın bitimine kadar, Garipçede  av malzemelerinin temini,  bozuk ağ ve motorların tamiri ile uğraşılır, av  yasağının kalktığı Eylül ayında tüm sağlıklı, güçlü erkekler balığa çıkar.  Balığa çıkanlar  yasağın başladığı Haziran ayına kadar  denizde avlanarak yakın oldukları kent ve kasabalara uğrayıp satış yaparlar.  Köy yaşlı ve kadınlara emanet ediliyor.  Gençlerin  çoğu, okumak ve iş aramak için köyden uzaklaşır. Nüfusun azalmasının başlıca sebebi de bu imiş.

Yüzümüzü denize döndürdüğümüzde,  sol  tarafta kalan merdivenlerden  çıkıp 6-7 dakika yürüdüğümüzde  1450 yıllarında Cenevizliler   tarafından  yapılmış bir kale ve kule ile karşılaştık. İki tarafı  taş duvarlarla örülmüş  geçit ten sonra   sağlam demir kapılardan geçtik. Sonra karanlık bir dehlize girdik. Dehlizden çıkınca, kemerli,  tuğla örmeli  iki taraflı duvarların bitiminde merdivenlerden oluşan geçitler, koğuşlar, demir kapılar, çeşitli büyüklükte pencereler,  tabyalar ilk göze çarpan, bakımsız, pislik içinde, çöplük  yuvası.  

Köy muhtarı, kale ve kuleyi   onarıp  restore edilmesi,  işletilmesi , halka açmayı, köye gelir temin etmeyi  planlıyarak,  1994 de müracaat etmiş. Milli Savunma Bakanlığı kale ve yöreyi   ikinci derecede güvenlik bölgesi olarak kabul edip, muhtarın projesinin uygulanmasında bir mahsur olmadığına karar vermiş. Bu iyi ve faydalı kararın uygulanmaya geçirilmesi için, brokratik engellerin kaldırılması mümkün olmamış. 15 yıl,   bu engelleri  kaldırmaya yetmemiş.  

Ne yazık ki, işlevlerde karşımıza çıkan brokratik engelleri  hiçbir iktidar, “söz vermelerine rağmen”  en aza indiremedi.  Bu  sebepledir ki,  birçok tarihi değerlerimiz çürümekte,  enkaz olmakta,  heba olup yok olmaktadır.
Garipçe  Köyünden öğle vakti  Rumeli Fenerine doğru hareket ettik.  Bir başka yazımda da Rümeli Feneri  gezimizi anlatacağım.

5 Aralık 2010 Pazar

ÖNEMLİ HAFTALAR

Dünya RAKICILAR gününüz kutlu olsun.


        RAKI haftası başlıyor
            

Balığı çok, mevsimi soğuk, geceleri uzun ve harflerinden rakı yazılabilen tek ay olan "Aralık" ayının ilk haftasında kutlanmaya başlanan, "Dünya Rakı Haftası"  başlıyor.
Bu nedenle, yerli, yabancı, tüm rakıseverler kadehlerini aynı anda kaldırmak için bir araya geliyorlar.
"Dünya Rakı Günü" 2006 yılında ilk kez kutlanmaya başladı.


Birbirine karafını, bardağını, 70'liğini hediye etmeyen, böyle bir gecede içmeyen, muhabbet etmeyen, en çok da bilmeyen o an itibariyle ayıplanmaya başladı. Bu özel gün hem tarihi hem de manası itibariyle hep bir "yeni yıl"ın şenlikli bir provasını yapmak gibiydi.
Rivayete göre, rakıcıların piri Bekri Mustafa'da Aralık ayının ilk cumartesi günü doğmuştu.

               
Dediler ki, Meksika'nın "Tekila", Brezilya'nın "Kakaça" ve İspanya'nın "Sangria" festivalleri varken, bizimki nasıl olmaz?
Kutlasın tüm dünya, sakilere iş çıkaralım zevk-ü sefa ile...

Rakıname


İçmesini bilene zevk-u sefadır.
İçme'yi bilmeyene cevr-ü cefadır rakı
.


Bir münasip mikdarı, muhabbet anahtarı
Kaçırırsan ayarı, can'a ezadır rakı.


Ne dert kalır, ne keder, içeni mes'ut eder.
İçebilirsen eğer, ruha ciladır rakı


Ham ervahsan yanaşma, arif'sen ondan şaşma,
İç ama, haddi aşma ferahfezadır rakı.


Yarattığı ahengi, ne saz verir ne çengi,
Terbiyenin mihengi, dense sezadır rakı.


Beyaz peynir, domates, yanına bir kavun kes,
Çiğ köfteyle ne enfes bir iptiladır rakı.


Biraz tuzlu leblebi, kadehin billur leb'i,
Dudakları öpmeli, yoksa hebadır rakı
.


Ehli kemal olana zevkle hem'hal olana,
Sohbette tad bulana, yar'ı vefadır rakı
.

Dost bezminde sohbette, neşe-i muhabbette
Her manevi lezzete, bir vasıtadır rakı.


Nükte, cinas anlayan, ahengi-i bezm'e uyan,
İçip zırvalamayan, işte o'nadır rakı.


Eşek içince zırlar, köpek içerse hırlar
Kedi içse tırmalar, insanlar'adır rakı.

TURİZM

YUNAN  ADALARI  - 4  - PİRE - ATİNA Burhan BURSALIOĞLU Sabah saat 06 da Pire limanına yanaştık. Gemimiz iskeleye yanaştığı için...