27 Şubat 2009 Cuma






TEMİZLİK




Burhan BURSALIOĞLU
Kültürümüzde, hemen, hemen her konuda çok güzel Atasözleri vardır. Temizlik konusunda” “Herkes kendi kapısının önünü temizlese, her taraf temiz olurdu” şeklindeki söz ne kadar doğru bir söz. Bu güzel sözü hatırlayıp uygulayan var mı acaba? Hiç zannetmiyorum. “Bana ne” cilik, öteden beri gelmiş, gidiyor.
Biz Türk Milleti olarak, temizliği, sanal olarak seven bir topluluğuz. Ama uygulamaya gelince, neden yapmıyoruz? Anlamak güç. “Temizliğin imandan olduğunu bilen çok, ama uygulayan yok. Temizlik sadece vücut temizliği değildir. Vücut ne kadar temiz olursa olsun, çevren pisse, vücut temizliği boşunadır. Vücut pisliği kendine zarar verir, ama, çevre pisliği tüm topluma zarar verir. Unutmayalım ki, çevrenin temizliği, oradaki insanların görüntüsüdür.
Şöyle bir çevreye çıkalım. Önce, kapımızın açıldığı sokağa bakalım. Haftada 3 gün, sokaklardan belediye çöp kamyonları çöpleri toplar. O günü, akşamdan sonra, apartmanların balkon ve pencerelerinden, çöp dolu poşetler, önce etrafa bakıp, görenin olup olmadığını gözetledikten sonra sokağa fırlatılır. Gece, köpek ve kediler tarafından çöpler etrafa saçılır. Sabah araba gelene dek o çöpler sokakta kalır, kokar ve görüntüleri mide bulandırır. Saçtığı mikroplar cabası. Değer mi yani, arabaların geliş saatine doğru, birkaç merdiven basamağı inip çöpünü belirli yere koyma çok mu zor.? Gören var mı düşüncesiyle, etrafı kaçamak bakışlarla süzmek daha mı uygun? Sorun sadece bu kadar değil tabii. Parklarda, sahillerde, belediyelerin, dinlenme açlı koyduğu bankların etrafları da sokaklardan farklı değil. Yenen kabak çekirdeği, ayçiçeği çekirdeği, kabuklu, çekirdekli yiyecekler, etrafa saçılıyor, poşet, mendil, kağıt, içki şişeleri, meze artıkları da ayrı bir çirkin görüntü oluşturuyorlar. Bu çirkinliği oluşturan insanlar, çöplerini, yanlarındaki poşet ve kağıt torbalarına koyup, yakınlarındaki çöp kutularına koymak niye zor gelmektedir? Yerlere tükürmenin, yere izmarit atmanın bir müdafaası olabilir mi? Bu hareketlerin adına, görgüsüzlük mü demeli, eğitimsizlik mi demeli, adını sizler koyun.
Bunlar düzelir mi sorusu karşısında, tereddütsüz “Evet” diyebiliriz. Bugüne dek lakayt kalan, başta belediye görevlileri, zabıta,polis teşkilatı, sivil toplum kuruluşları, eğitim kurumları, kurslar açmalı, broşürler dağıtmalı, paneller, konferanslar tertiplemeli, ceza maddelerinin rakamları çoğaltılarak uygulanmasına titizlik gösterilmeli, gazeteler, ve ücretsiz dağıtılan belediye gazetelerine ilanlar ve yazılar verilmeli, özellikle halk, görülen yanlışlıklara tepkili olunmalıdır. Belediye, sokaklarda ve caddelerde, kapalı çöp kutularını, fazla meydanda olmamak şeklinde çoğaltmalılar. Okullardaki çevremiz ve temizlik konuları kapsamı genişletilip, uygulamalar yaptırılmalıdır. Görsel ve yazılı basın olayın önemi üzerinde uyarıcı yayınlar yapmalıdır. Cadde ve sokaklar bez afişlerle, halk sık sık uyarılmalıdır. “Temizlik imandandır” sözü lafta bırakılmamalıdır. Yabancı turistlere, utancımızın görüntüsü resimlerini çekme fırsatı vermiyelim.
Temizlik ve çevre temizliği konusunda, halkımızın, “eğitimsiz” yakıştırılması silinmelidir. Bu konuda, tüm sağduyulu insanlarımızı göreve davet ediyorum.




EFSANE GERİ DÖNDÜ G.S. TUR ATLADI 4 - 3

23 Şubat 2009 Pazartesi

EĞİTİM SİSTEMİMİZ - 5 -




OKULLARDA DİSİPLİN


Burhan BURSALIOĞLU



Eğitim sistemimiz 3 ü yazan arkadaşım Kerem Akçasu’ yun düşüncelerine aynen katıldığımı belirterek, konuyu biraz daha geniş açıdan irdelemek istiyorum.
Konu disiplin: Değişen yönetmeliklerin yanında, disiplin yönetmeliği de sık, sık değişmektedir. Buna mecbur olunuyor. Öyle disiplinsizlikler meydana geliyor ki, tedbir almak,vukuunda gerekli işlemleri yapmak ve cezayı belirlemek açısından , yönetmelikte ,ister istemez değiştirilmektedir.
Son yıl ve aylarda, okul ve eğitim kurumlarında meydana gelen disiplinsizlik olayları, hızla artmakta ve disiplinin bu kadar bozulduğu bir dönem yaşanmamıştır. Gün geçmiyor ki, silahlı gasp,bıçakla yaralama, öldürme,baskın, ırza tecavüz, öğretmen ve idareci dövme, uyuşturucu gibi olayları basın yazmasın.
Önce şiddet gündemde idi. Yaralama, okul basma idareci ve öğretmenlere saldırı, öğrencilere yol bağı yapmak, sınıflara bıçak, kesici alet ve silah sokmak, taşımak sık,sık duyduklarımız ve okuduklarımızın başında geliyor. Sonra uyuşturucu olayları başladı. İlköğretim okullarına kadar girip, kantinlerde el altından satılan uyuşturucu belası. Şimdi ise, taciz, tecavüz ve seks. Sınıflara kadar girebilen, şantaj tecavüz, 11-12 yaşlarındaki kız öğrencileri pazarlama olayları. Bu çocuklar, bu insanlar nerede yaşıyorlar? Bunlara bu cesareti verenler kimlerdir? Bunlarda sıkılma, utanma, arlanma, baba ,ana korkusu toplum ve yasa korkusu yok mudur? Demek ki yok. Olsa herhalde yapmazlar.
Gidiş iyi bir gidiş değildir. Bunun önüne geçmek lazımdır. Toplumca önlemler alınmalı. Disiplin yönetmelikleri yeterli olmuyorsa, başka, başka tedbirler düşünülmelidir. Başta velilerin bu konularda eğitilmesi lazım. Sık, sık okul öğretmen ve idarecileriyle, görüşmeli, sık, sık konferans, açık oturum, yapılmalı, , psikologlar, aile bireyleri, Emniyet teşkilatlarından yetkili görevliler, eğitimciler, doktorlar, sivil ve meslek örgütleri temsilcileri, öğrenci kuruluşları ve bakanlık temsilcilerinin katılacağı şuralar tertiplenmeli.
Olaylar sonucunda, gerek müfettişlerin, gerekse polis ve adli mercilerin tuttukları raporlar, neticeler, uygulamalar Bakanlığa , yetkili mercilere gönderilmeli, yönetmelikler bunların sonuçlarına göre hazırlanmalıdır.
Okul öğretmen ve idarecilerin de disiplin yönetmeliklerini, müfredat programlarını, öğretme, tanıtma ve uygulama görevlerinin dışında başka görevleri de vardır. Okullarının manevi değerleri hakkında, arkadaşlık sevgisi, birlik ve beraberlik, dayanışma, Türk Ulusunun manevi duyguları, anane, gelenek ve görenek konuları hakkında her fırsatta bilgiler verilmeli ve bunlar işlenmelidir. Öğretmen okulunda iken, liselilerle hiç geçinemezdik. Hafta sonlarında, liseliler tarafından, bir arkadaşımızın kıstırıldığını duyar duymaz, nerede olursak olalım onu kurtarmaya giderdik. Tabii liseliler de öyle yapardı. Burada önemli olan arkadaşın kurtarılması yanında, okulun şeref ve haysiyetini, onurunu korumak ve üstünlüğünü kabul etmek ve ettirmektir. Bugün bunlar yok. Bırakın korumayı, saymayı ve saydırmayı, bugün, okul arkadaşını başkalarına peşkeş çeken bir zihniyete hizmet eden insanlar var. Sevgi ve şevkattan yoksullar. Arkadaşlık ve dayanışma duyguları gelişmemiş. Bunlar çok az da olsalar mide bulundurmaktadırlar.
Sayın Kerem Akçasu’nun bahsettiği acayip kıyafet giyme gerçekten çok çirkin görünmektedirler. Şekilsiz, düzensiz kıyafetler onları gülünç duruma düşürmektedir. Bu tür giyiniş o kadar yaygın ki, “ acaba gözümden kaçan tarif var mı” diye yönetmeliklere tekrar, tekrar göz gezdirdim. Hayır bu tür giyiniş, çocukların kendi özentileri veya rahatlığı olsa gerek. Gençlik ne kadar sıkılgan olmuş, hayret ediyorum.
Yönetmeliklerde böyle bir giyiniş yoksa, öğretmen ve idareciler, teftişe gelen müfettişler, kaymakamlar, Valiler durumu görmüyorlar mı? İkaz etmiyorlar mı? Anlamakta güçlük çekiyorum.
Okul idaresi, renk ve kıyafetleri, yönetmeliğin ifade ettiği biçimde kendi seçer. Amlemini, rozetini flamasını kendi oluşturur.. Bunlara bir diyeceğim yok. Ancak, bir eğitimci olarak şunu ifade edeyim ki, Özellikle, ilköğretim okullarında, Türkiye çapında, öğrenci kıyafeti tek tip, tek model ve tek renk olmalıdır. Önerim, eskiden olduğu gibi, beyaz yaka, siyah önlük. Orta öğretim okullarında her okul kendi kıyafetini belirlemeli ama, onu öğrencilere adam gibi giydirtmelidirler
Açıkçası, okullarda bir kaostur gidiyor. Çözümleri de çok kolaydır ama, bu işe soyunacakların, önce inanmaları gerektir.. Sınıf veli toplantılarında, öğretme tarafından veli kovuluyorsa, okul müdürü velilerle görüşme yapmaktan kaçıyorsa, öğrenciler, tahta başında tek ayakta durduruluyorsa, tek parmakla duvara yaslandırılıyorsa, ödevler kontrol edilmiyor, çocuklar başı boş bırakılıyorsa, velilerce çocuklar takip edilmiyor, onlarla ilgilenilmiyorsa, yardımcı olunmuyorsa, dışarıdaki vatandaş gördüğü yanlışlıklara, “bana ne” gözüyle bakıyorsa,müfettişler, ve üst teftiş amirleri çirkinliklere es geçiyorlar sa bu işler düzelmez..

UNUTULMAYACAK GÜNLERİMİZDEN

ATAMIZIN 79. ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ Burhan Bursalıoğlu Büyük kurtarıcı ve Cumhuriyetimizin kurucusu MUSTAFA KEMAL ATATÜRK sağl...