7 Nisan 2009 Salı

S.Ö.O MEZUNLARININ OKUL ANILARI

Sivas Öğretmen Okulu 2-B sınıfı, Tarih öğretmenimiz
Makbule Özdoğan'la (Naylon) birlikte. M.Özdoğan'ın
arkasındaki açık caketli benim

Burhan BURSALIOĞLU

Yayınlanan bu anılar, Sivas Öğretmen Okulu Mezunları olarak 2002 de ikinci baskısını yaptığımız " BİR ZAMANLAR KABAKYAZISI " albümünden alınmıştır. B.B.



NEREDE
--- Nezir ÖZMEN’den ---

“İstanbul Haydarpaşa Lisesi mezunuyum Okul dışı bitirme sınavlarına gireceğim. Okulun bahçesine adım attım, karşılaştığım kişiler öğretmen mi, öğrenci mi ? şaştım kaldım. Kılık kıyafetleri, davranışları, kişilikleri beni o kadar etkilediler ki…”Seçkin bir eğitimci böyle söylüyordu.
Anılar… Demir almış giden sessiz gemiler…
Kimileri rahmetli olmuş, lakaplı, lakapsız öğretmenler, öğrenciler. Kaptan Naciler, Horozlar, Atlar, Keşler… Dostluğun doruğu Canlar, Erdemler, Karababalar, Berkerler, öte yandan
Kadri Kiperler, Fazıl Beyler, Tömekçeler, Naylonlar,Kelleciler, Coniler, düdükler, Uykusuzlar, Gogiler.
Eyüp Hamdi ve Nazım’ın, suratında patlayan tokadı, olamazın olması. Anılar, varsın oldukları yerde, yüreklerde kalsın.
“…Cumhuriyet Gençleriyiz…”
İlkelere, ruhlara işleyen bir ulusal bilinç, inanç, hücrelere sinen öğretmenlik ruhu.
Sivas Öğretmen Okulu mu? Okul değil EKOL.


AFERİN 9 --- Ragıp HANDIR’dan ---


Ders Pedegoji. Öğretmenimiz, (Allah rahmet etsin ) Eyüp Hamdi Akman --Gogi –
Ağabeylerimizden duymuştum. Yazılıda çok kağıt dolduran iyi notlar alır. Ama yazılıda cevap olarak ne yazarsan yaz. Yeter ki çok kağıt yazılmış olsun.
Ben de bir yazılıda kağıdıma; her soruyu yeniden yazarak o günün devrinde aklıma ne gelirse yazdım. Hatta, baş ağrısı çekiyordum. Sayın Hocamıza cevaplarımın bir tanesinde de bu baş ağrısının sebebini ve kendisinin de psikoloji öğretmeni olması hasebiyle, bunu sebeplerini bilebileceğini, tavsiyelerinin ne olacağını sordum. Tabii bu arada da 9-10 kağıt doldurdum. Ancak, ikinci ilginç bir durum var. Kalemim yoktu, kendisinden kalem istedim, istemez olaydım. Her dolanışta yanıma gelip kulağıma, “ Aman Handır, yavaş bastır kalemi, bir şey olmasın “ ikazından da bir hayli sıkılmıştım.
Sonuç olarak, notlar okunduğunda, “Handır, aferin, çok iyi çalışmışsın, 9 aldın” demez mi?


DONUYORDUK --- Remzi BAŞAK’tan ---


1952-1953 öğretim yılı. Köy okulu stajına gittiğimiz merkez Şimkürek köyü İlkokulunda nöbet günü bende idi.
Kışın Kızılırmak donduğundan, arkadaşların ve köyün ihtiyaçlarını çimento fabrikasından temin ediyorduk.
Nöbetçi olmam dolayısıyla ihtiyaçları almak bana düştü. Bafra’lı Osman’ı alarak yola çıktık. Kızılırmak’ın tam ortasında buz kırıldı.. İkimiz de belimize kadar suya gömüldük. Birbirimize yardım ederek karaya çıktık. Ölümle yarım saat pençeleşmiştik. Tekrar köye döndük. Dersteki arkadaşlar bizi görünce şaşırdılar. Hemen sobayı yakarak bizi donmaktan kurtardılar.
Bu olayı hayat boyu unutamıyorum.

--- Ulviye (Torun ) SARAÇOĞLU’ ndan ---
HAVUZA PARA

Okul bahçesindeki havuz kışın buzlanırdı. Bu hali, okul mensuplarına, eğlence pisti olurdu. Öğle tatilinde, hocalarımız, mesela, Fazıl Bey havuza para atar, cesaretli bir öğrencinin almasını isterdi.
Bir gün yine cesur bir öğrenci buzun kırılmasıyla sulara batmıştı. Bütün okul bahçeye toplanmış gülmekten kırılmıştık.

KAÇAMAK
--- Kemal SEZER’ den ---

Yatılı öğrenciler hafta sonları, akşam hamama giderdik. Zannediyorum Kurşunlu hahamı idi. Herhalde 2. sınıftaydım.
Hamam çıkışı okula dönmemiz lazım. İki arkadaş sinemaya gittik. Güzel bir film vartdı. Geç saatte okula döndük. Fazıl Erdine öğretmenimiz nöbetçi imiş. Bizi yakaladı. Çok korktuk. Bağırdı, fakat dövmedi. “Yarın görüşürüz” dedi.
Disiplin kuruluna verilmemizden korkuyorduk.
Ertesi günü bizi çağırdı. Kırgınlığı geçmişti
Biraz konuştu, öğüt verdi ve affetti. O zaman çok sevindik…