26 Şubat 2010 Cuma

S A Ğ L I K

MAAŞLARIMIZDAN KESİLEN
SAĞLIK PAYLARI

Burhan Bursalıoğlu

Biz emekliler, çoğumuz aldığımız üç aylıklarımızın ne kadar olduğunu bilmeyiz. Devlet ne verirse “maaşımız o kadardır” der geçeriz. Zamlar söz konusu olunca da, kaba taslak bir hesap yapar, çıkan sonuca dudak büker, ümitlerimizi gelecek yıla bırakırız.

Bazen benim yaptığım gibi, arada bir internete girerek, Sosyal Güvenlik Kurumu ( SGK ) sitesinden Emekli Sandığındaki sayfaya girerek birşeyler öğrenilebiliyor.

15 Şubat Pazartesi günü, SGK sitesinden Emekli Sandığı, oradan da kendi sayfama girdim. Maaş çizelgesini inceledim. Aylık maaşımı, üç aylık tutarını, % 2.5 zam tutarını öğrendim. Daha önce kabataslak hesap yaptığım %2.5 zam tutarının hemen hemen aynı olduğunu gördüm.

Yazılı ve sözlü medyada yaygarası yapılan enflasyon karşılığı verilecek ek ödemeden eser göremedim. Doğal karşıladım, hiç şaşmadım. Alıştık artık. Kürsülerden müjde verir gibi, böbürlene böbürlene söylenen vaadler söylendiği yerde kalmış. Kimbilir belki bütçede karşılığı yoktur. Belkide,” bu çilekeş emeklim saygılıdır, bana zaman tanır, itiraz etmez, onlar alışkandır” deyip , fark için ayrılan parayı duvar kağıtları için harcamış olabilirler. Kim bilir, belkide enflasyon farkının çok gülünç bir meblağ olduğu için “ayıptır, görünmesin “ diye maaşın içine atmış olabilirler. Her ne ise, Devlet paramızı yemez…
Belkide verecektirde zaman bulamıyordur.
Aynı çizelgenin altında, "maaştan kesilen kesintiler" ibaresini tıklayarak, kesintiler çizelgesine ulaştım.
Bu sayfada, genellikle ilaç, sağlık muayene ve katkı paylarından oluşan kesintiler bulunmaktadır.
Sayfayı görünce şaşırdım.
2010 Ocak maaşımdan, ilaç ve muayene katkı payı olarak 131 lira 25 kuruş kesilmiş. Dökümlere baktım, 106 lira 98 kuruş, 28 Ekim 2009 tarihinde, Bodrum Devlet Hastanesinde yaptırdığım ultrason muayenesi karşılığı kesilmiş. 24 lira 27 kuruş da, 10 Ağustos, 01 Eylül,
18 Eylül 2009 tarihlerinde aldığım, hepsinin raporlu olduğu ilaç reçeteleri karşılığı kesilmiş. Her reçete karşılığı eczacı bizden 3 lira alıyor. Muayene katkı payı diyor. Ayrıca, sandığın verilmesini istediği ilacın farklısı olunca, fark ücreti de alıyorlar. Bu nedir? Anlamadım.
Bu konuda yorum yapmayacağım. Hadisede yorum da içinde zaten.
Altı ay süreyle , % 2.5 katkı karşılığı 31 lira veren, ki 3 ayda aldığım 93 liraya karşılık, benden , Ağustos, Eylül ve Ekim aldığım reçetelerde yazan ilaç parası olarak kesilen 131 lira 25 kuruş.
İşte size yorum.

Kasım, Aralık 2009 ve Ocak 2010 aylarında yaptırdığım, peryodik kontrollerimde, Nisan 2010 maaşımdan yapılacak kesintileri de merak ediyorum.
Sizde kendi kesintilerinizi kontrol edin. Görebildiğiniz anormallik varsa, bana yazın. Yazın ki, bende aydınlanayım, gerçeği öğreneyim. Genel mi, yoksa, bende yanlışlıkmı var bileyim.
Sağlıklı günler sizler için olsun.

23 Şubat 2010 Salı

A T A T Ü R K

İ Kİ K A D E H R A K I

AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE
YAZMIŞ.

İNANILMAZ GÜZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI

İYİ DE YAPMIŞ.

İLETELİM LÜTFEN...

Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini
borçlu olduğu insan:
ATATÜRK...

Gençliğinde kot pantolon giyememiş.

Sevgilisinin elinden tutup
hasılat rekorları kıran bir sinema filmine gidememiş...

Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde,
lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş...

Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej
eşliğinde Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...


Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş....

Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli ponpon kızlar da yokmuş...

Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunan'lıları İzmir'den denize
döktükten sonra
timsah yürüyüşü de yapmamışlar...

Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not
alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları
da cep telefonundan öğrenememiş!

Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks
çekemeden, İsmet Pasa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti ..




Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra
arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı
.
Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.

Atatürk'e acıyorum...

Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir
dönemde dünyaya gel,
sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini
getir.
aaah ah..
.
Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak,
babasının mersedesini alıp şöyle bir Emirgan turu çekmek dururken...

Bunları yapmadı Atatürk....

Keyif çatmadı...

Yan gelip yatmadı...

Vatan topraklarını satmadı...
.
Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı...

İŞTE ONUN İÇİN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK. HER FIRSAT ELİNDE VARDI.
O İSE SADECE

BU MİLLETİN BAĞIMSIZLIĞINI İSTEDİ.

BÜTÜN SUÇU

2 KADEH RAKI İÇMEKTİ

O KADAR.....

22 Şubat 2010 Pazartesi

G E Z İ

YARIM GÜNLÜK GEZİ

Burhan Bursalıoğlu

20 Şubat 2010 Cumartesi günü, arkadaşım Ahmet Karslı ile sözleşerek, eşlerimizle birlikte, Beykoz yöresinde gezelim dedik.
Hava güneşsiz, bulutlu,puslu ama yağmursuz, lodos ve sıcaklık 14 derece. Kış ortasında bu sıcaklığı bulmak şans eseri.
Saat 11.45 de Yeniköy’den, Yeniköy-Beykoz dolmuş motoruyla Beykoz’a geçtik. Arabasıyla Göztepe’den, eşiyle gelen Ahmet Beyle buluşup Akbaba köyü istikametine doğru yola koyulduk.

Beykoz’a 5 km. uzaklıkta bulunan Akbaba köyünü 45 yıldır görmüyordum. Rahmetli babamın Beykoz’da görev yaptığı yıllarda sık sık Beykoz’a gider, Akbaba ‘daki, Kaymakdonduran mesire yerinde piknik yapardık. Hatırlayabildiğim yerler çok değişmiş. Tektük tek katlı evler kaybolmuş. Her taraf binalarla dolmuş. Yeşillikler azalmış, ceviz ağaçları azalmış. Çarpık bir kentleşme olmuş.

Fatih Sultan Mehmet’in askerlerinden Akbaba Mehmet efendi’nin kurduğu bu köyde, Ahmet Mithat Efendi’nin çiftliği, Molakof Hasan Paşa’nın konağı, bir hamam, bir çeşme ve Canfeda Hatun Camii vardı. Bu tarihi eserler hala durmakta.
Etraftaki yeşillikler arasından, muhteşem manzaraları seyrede seyrede, Beykoz’ a 15 km. mesafedeki Anadolu Kavağı’na geldik.


Muhteşem doğası, bozulmamış tarihi yapısı ve insanı kendine hayran bırakan manzarasıyla Anadolu Kavağı yerli yabancı herkesi mıknatıs gibi kendine çeken bir büyüsü var..
Sahilde bol miktarda balık lokantaları bulunmaktadır. Yaz aylarında ve hafta sonlarında tüm masalar doludur.


Anadolu Kavağı’ndan ayrılarak tepede bulunan YOROS Kalesine doğru, virajlı ve rampalı yolu takip ederek zirveye ulaştık. Enfes bir manzara. Boğaz ayaklarının altında. Her taraf yeşillik. Karşıda Rumeli Kavağı, sol tarafta bir kısmı görünen Sarıyer. Aşağıya baktığında gördüğün Anadolu Kavağı. Sanki uçaktan boğazı seyrediyormuşuz gibi, boğazla Karadeniz’in birleştiği görüntüler.


İlk bakışta Yoros kalesi, doğanın amansız afetine terkedilmiş, bakımsız ve harabe bir tarihi eser. Yaklaştıkça, tahmini 1500-1600 yıllık kalenin muhteşem kalın duvarlarının bu zamana kadar nasıl dayandığını, nasıl yapıldığını hayretler içinde düşünmeden edemiyorsunuz. Ama yinede duvarlardaki tehlikeli çatlakların oluşması gözardı edilmiş. Her an bir kazanın olması muhtemeldir.


Küçük daracık , yıkık bir duvar boşluğundan iç kısma geçtik. Geniş bir alan, oldukça da meyilli. Doğudan batıya doğru 500 m. Genişlik te 60 ila 130 m. Boyunda.
YOROS Kalesinin kesin yapılış tarihi bilinmemektedir. Doğü Roma İmparatorluğu zamanında yapıldığı, sonradan da Cenevizliler tarafından alındiğı söylenmekte. Duvarlardaki Yunanca yazılar,kalenin Romalılarca yapıldığı savını kuvvetlendirmektedir.


Aşık Paşazade’nin notlarından, 1391 yılında, Yıldırım Beyazıt, güçlü bir orduyla Kocaeli’nden,karayolu ile gelip YOROS Kalesini zaptetmiş, küçük bir birliklede Yahşi Beyi gönderip Şile hisarını ele geçirdiğini belirtmiştir. Amaç İstanbul’un alınması için, Karadenizden gelebilecek savaş gemilerini durdurma önlemini almakmiş.
Kale içinde 25 evlik bir mahalle barınıyormuş.

Bu tür tarihi eserler, vakıfların himayesindedir. YOROS ta tanıtıcı bir levhası dahi yok. Bakım sıfır. Çıkış yolu kenarında bulunan birkaç turistik kafeler kaleye canlılık getirmektedir.
YOROS ‘ tan ayrılarak Riva’ya doğru hareketlendik.
Yollar otoban gibi. Genişlemiş, asfaltlanmış. Şile yolu tamamlanmış. Herhalde 3. Köprü için yollar ayarlanıyordur.


Beykoz’a 18 km. olan Riva’da hiç birşeyin değişmediğini gördüm. Cumartesi olmasına rağmen, kimsecikler yoktu. Her taraf sessizlik içindeydi. Birkaç emlakçı ile bir eczane açılmış. Kumsal genişlemiş ama hala makineler çalışıyor, Riva çayının denizle birleştiği yerden kumlar çekiliyor. Kumsalın girişine, kalenin denize yakın kısmına açılan kafede yorgunluk giderdik. Servis ve gizmetten memnun ayrıldık.


Riva Kalesinde çok az bir kısım kalmış. Bir ara orada çay ocağı vardı. Kale Cenovalılar tarafından inşa edilmiş. Bir ordunun öncü birliği gibi, YAROS Kalesinin görevini hafifletmek amacıyla yapılmış.
Riva’nın diğer bir özelliği de TFF. Burada 3 futbol sahası ve tesisleri bulunmasıdır. Genellikle Milli Takım burada kamp yapar.


Dönüşe başladık. Yol kenarında, hazırladıkları yiyecekleri, gözleme, çay, meşrubat, kabaktan cevize, turşudan kestaneye, kurutulmuş yemişlerden bademe kadar, bir çadır içinde satış yapan aile dikkatimizi çekti. Bir hanım yufka açıyor, bir hanım sacda gözleme kızartıyor, bir hanım da iç hazırlıyor. Beyler de diğer yiyeceklerle ilgileniyor. Gözlemenin kokusu iştahlandırdı. Oturduk gözlemelerimizi bir kısmımız çayla, bir kısmımız ayranla yedik. Birkaç öteberi alarak oradan da ayrıldık.

Yeşillikler arasından, Tokat köyünün içinden geçerek, günün yüztutmuş aydınlığın karanlığa dönüşüne başladığı saatte Beykoz’a vardık. Vedalaştık ve yine motorla Yeniköy iskelesine çıktık.
Yarım güne sığdırdığımız bu kısa anlamlı gezimiz, kışın mahmurluğundan kurtulmamıza yaradı. Bu nedenle, bizi yönlendiren değerli arkadaşım Ahmet Karslı ve eşi Nursel Hanıma teşekkür ediyorum