3 Mayıs 2012 Perşembe

23 Nisan bahane

NASILSINIZ?

Burhan Bursalıoğlu                                                                                                  Alıntı

24 Nisan Salı günü saat 13:00 te bir yurttaşımız Dikmen kapısından Meclis  girmek ve ziyaret etmek istemiş...
Ama kapıdaki polisler, yassak hemşerim  demişler...
Neden demişler biliyor musunuz?
Çünkü o yurttaşımızın boynunda, üzerinde Atatürk ün fotoğrafı olan ve Milletin istiklalini, yine milletin azim kararı kurtaracaktı  sözleri bulunan bir fular varmış...
Polise göre, bu fotoğraf ve sözler siyasi simge ymiş ve Meclise  sokulması yasakmış!
O yüzden içeri almamışlar vatandaşımızı...
Ama Meclisteki bazı şeriatçılar, kendi söyleyemediklerini Ulusal Egemenlik ve Çocuk Haftası etkinlikleri kapsamında, küçük çocuklara söyletmeyi alışkanlık haline getirdi.
Kara türbanlı bir kız,şeriata son veren Meclisin kürsüsüne çıkarak, şeriat talebinde bulundu.
Çocuk Meclisi adını taşıyan o oluşumda yer alan öğrencileri, kimin, nasıl seçtiği belli...
Amaçları da...

GÜNÜN SORUSU
Polis bir yurttaşımızı, Üzerinde Atatürk ün resminin ve sözünün bulunduğu bir fular taktığı gerekçesiyle Atatürkün Meclisine sokmadı ama bu olaydan sadece iki gün sonra 17 yaşındaki türbanlı bir kız, Meclis Kürsüsüne çıkıp, Meclis Başkanının gözünün önünde demokrasi nutku attı! Yani Atatürk siyasi simge; kara türban ise demokrasi göstergesi... Sorum size:Yazıyı okuyup bitirdiğiniz şu anda, kendinizi nasıl hissediyorsunuz?


1 Mayıs 2012 Salı

GERÇEKLER




Bir Mayıs İşçi ve Bahar bayramımızın, tüm Türk Emekçilerine kutlu olsun.
Taksim'de yapılacak olan  kutlamaların, eğlence ve bayram havasında, Türk Emekçisine yakışır şekilde geçmesini diliyorum.


AGOP


 Burhan Bursalıoğlu
1915'lerde ve tabii bugün de Türkiye'de pek çok Agop Martayan'lar vardır.  Eğer Türkler Ermenilere soykırım uygulasaydı bu topraklarda bir tek bile Agop Martayan'ın mezarı dahi kalmazdı.
Agop  Dilaçar ( MARTAYAN )

Agop Martayan İsminden de anlaşıldığı üzere bir Ermenidir. 
22 Mayıs 1895'te İstanbul Büyükdere'de ticaretle uğraşan köklü bir Ermeni ailesinin çocuğu olarak doğmuştur. 

Sizlerin, "Osmanlı bize soykırım uyguladı" dediğiniz 1915'te Robert Kolej'i bitirmiştir. 

Neymiş? Demek ki, 
Bir Ermeni 1915'te Robert Kolej'de okuyabiliyormuş. 
Ticaretle uğraşan ailesine yan gözle bakılmıyormuş. 
Üstelik Agop Martayan bir Ermeni olarak Osmanlı ordusunda Birinci Dünya Savaşı'nda,KAFKASLARDA yedek subay olarak görev alır. 

Demek ki yine neymiş: 
Osmanlı o yıllarda bir Ermeni'yi en mahrem noktasında eline silah verip vatan ve bayrağını ona emanet edebiliyormuş.. Soykırım yapan bir millet böyle abukluklar yapar mı?
Hitler, 
Yahudileri orduya alıp subay yaptı mı,  ellerine silah verdi mi?
Doğu cephesinde yani kimi Ermenilerin Osmanlıyı arkadan vurduğu cephede Osmanlı saflarında görev yapan Agop Martayan bu cephenin, ihanet eden soydaşlarının da yardımıyla çözülmesi üzerine Güney Cephesinde görev alır. 
Ve burada Mustafa Kemal Paşa'nın karşısına kötü bir talih olarak "esir" diye çıkartılır.
Uzatmayalım...
Mustafa Kemal Paşa Agop Martayan'a hürriyetini iade eder. Cebine para koyar, eline serbestçe dolaşabileceğini  belirtir bir belge verir. Bu süreçte gelişen ilgi çekici olayları bilmeyenlerin merakını tahrik için atlıyor, sonuca geçiyorum.
Hani biz Mustafa Kemal Paşa'ya "Atatürk" diyoruz ya.. 
İşte bu Agop Martayan, Mustafa Kemal Paşa  için, TBMM  ne "Atatürk" soyadını teklif eden adamdır. 

Agop Martayan, Mustafa Kemal Paşa'ya "Atatürk" dediği için
biz O'na Atatürk diyoruz. 

Çünkü Mustafa Kemal vatanı kurtarıp Cumhuriyeti kurduktan sonra her alanda olduğu gibi Türk dili üzerinde de derinlik ve genişliğine çalışmalara başlar. 

22 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayı'nda gerçekleştirilen Türk Dili Konferansı'na Agop Martayan ile birlikte İstepan Gurdikyan ve Kevork Şimşyikyan da uzman olarak davet edilirler. 

Çünkü Agop Martayan devrin en büyük dil alimlerinden biridir. İngilizce, Yunanca, İspanyolca, Latince, Almanca, Rusça ve Bulgarca bildiği gibi, "Türkçe gramer" kitabı da yazmıştır. 

"Türk-Sümer ve Hitit Dilleri Arasındaki İlişkiler" bildirisini Agop bu kurultayda sunar. 

Ve 1934 yılında Atatürk tarafından TDK Başuzmanı olarak atanır. Yabancı sözcüklerin kökünü açmada uzman olduğu için Atatürk tarafından kendisine "Dilaçar" soyadı teklif edilir, 
O da bu soyadı memnunlukla kabul eder. 

"Beni buraya Atatürk getirdi, ölünceye kadar O'na ve Türkçeye layık olmaya çalışacağım" diyen Agop Dilaçar TDK Başuzmanı olarak 45 yıl görev yaptı. Agop Dilaçar, 12 Eylül 1979 da öldüğünde TRT  ölüm haberini Adil Dilaçar olarak yanlış vermişti. Sonradan bunu düzelten TRT  A. Dilaçar olarak verdi. 

Ey, "Türkler Ermenilere soykırım uygulanmıştır" diyen iftiracılar, Agop Martayan'ı bu tezinizde nereye oturtacaksınız?