11 Haziran 2010 Cuma

TANITIM - VE EFSANELER


SEVGİLİ DOSTLAR

Burhan Bursalıoğlu


DEĞERLİ EĞİTİMCİ, EFSANE ÖĞRETMEN  HÜSEYİN HÜSNÜ TEKIŞIK, BEKLENEN “ANILAR KİTABINI YAZDI.

82 YILA  SIĞDIRDIĞI  MÜCADELE VE BAŞARILARINI “TEKIŞIK ÖĞRETMENİN  EĞİTİM SEVDASI “ BAŞLIKLI “ANILAR “ KİTABI, “YAYIN MARKETLER “ de  SEVDALILARINA SUNULMUŞTUR.

1948 DE SİVAS ÖĞRETMEN OKULUNDAN MEZUN OLAN TEKIŞIK, BÜYÜKLE BÜYÜK, KÜÇÜKLE KÜÇÜK, HERKESE AYNI MESAFEDE, DOSTCA YAKLAŞMASI,  TÜRK MİLLİ EĞİTİMİNE, KESESİ VE BİLGİSİ İLE YAPTIĞI KATKILAR,  BİNLERCE GENCE VERDİĞİ  BURSLAR, ONU  UNUTULMAZLAR GRUBUNA KATMIŞTIR.

OKUYACAĞINIZ “ANILR” DA , H.H.TEKIŞIK’IN NE KADAR SEVİLDİĞİNE  ŞAHİT OLACAK, YAŞAMINIZA YÖN VERECEK DERSLER ALACAKSINIZ.
ÇOK SEVDİĞİM, AĞABEYİMİZ OLAN H.H.TEKIŞIK’IN BU KİTABINI DOSTLARIMA İÇTEN VE GÖNÜLDEN TAVSİYE EDİYORUM.  




Karadut efsanesi


Bir zamanlar birbirlerine âşık iki genç vardı.



Kızın adı Tispe, delikanlının ki, Piremus idi.
Yan yana evlerde otururlardı; birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine âşıktılar. Aileleri bu aşka karşıydı. Ama onlar, bu derin sevgiden vazgeçemiyorlardı. 
Bir gece, gizlice ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler. Tispe, ağaca Piremus’tan önce varmıştı. Uzaktan ağzından kanlar akan kocaman bir aslan gördü. Korktu; hemen yakındaki bir mağaraya saklandı. Ama koşarken boynundaki eşarbı düşürmüştü.
O sırada Piremus geldi. Kocaman aslan, biricik sevgilisi Tispe’nin eşarbını parçalıyordu. Tispe’nin öldüğünü düşündü; onsuz yaşayamazdı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Cansız bedeni kanlar içinde yere düştü.
Tispe korkusunu yendi; mağaradan çıktı. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle karşı karşıya geldi. Piremus’un cansız bedeni yerdeydi; elinde Tispe’nin düşürdüğü eşarbını tutuyordu. Piremus’un, kendisinin öldüğünü sanıp, canına kıydığını anladı. Bir an bile düşünmeden hançeri alıp göğsüne sapladı. Ölüm bile onları ayıramadı. Bedeni, Piremus’un vücudunun üzerine düştü.
Ve Tanrı, o yüce aşkı ölümsüzleştirmek amacıyla, bu çiftin buluştuğu ağacı onlara adadı.
Piremus’un kanını bu ağacın meyvelerine, Tispe’nin gözyaşlarını ise, ağacın yapraklarına verdi. O günden beri, karadut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini (Piremus’un kan lekesini), dut ağacının yaprakları (Tispe’nin gözyaşları) temizler…
Bilir misiniz, karadutun lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yaprağını alıp ovuşturursanız, o lekenin çıktığını görürsünüz._











9 Haziran 2010 Çarşamba

S A Ğ L I K

MUCİZEVİ  ÜZÜM  ÇEKİRDEĞİ
Burhan Bursalıoğlu
Üzüm Çekirdeği Avrupa'da ilaç niyetine satılıyor. Mucizevî çekirdek ödemden, nezleye kadar bir çok hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Üzümün çok faydalı olduğu bilinir. Özelliklede zihin açıcı yönü ile sınavlardan önce kuru üzüm tavsiye edilir. Ama birçoğumuz üzümü yerken çekirdeğinden muzdarip oluruz. Onu tüketmez, atarız. Hatta marketlerde en çok çekirdeksiz üzümler rağbet görür. Halbuki üzümün çekirdeği bugün birçok Avrupa ülkesinde ilaç niyetine, tabletler halinde satılıyor. Yavaş yavaş Türkiye'de de yaygınlaşmaya başlayan üzüm çekirdeği, yakında bütün eczanelerdeki yerini alacak gibi. Bu çekirdeğin en önemli faydası kan damarı onarıcısı olması. Kan damarları insan için hayati önem taşıyor. Başınızdan ayak uçlarınıza kadar her doku kanla beslenir. İncecik kılcal damarlardan, geniş atardamarlara kadar, karmaşık kan damarları ağı sizin yaşam hattımızdır. Eğer kan damarları yaşlanır, hastalanır, zayıflar, incelir ve kan sızdırırsa, sağlığınız tehlikede demektir. Eğer oksijeni taşıyan kan düzgün bir biçimde akmıyorsa kalp kasınız hasar görebilir. İşte üzüm çekirdeği, zayıflamış kan damarlarını güçlendirip normal sağlıklarına döndürebilen, dolaşım bozukluklarının düzeltebilen ve önleyebilen bir yapıya sahip. Özelliği ise tamamen doğal olması... Çekirdek, damar hastalıklarını tedavi ediyor. Zayıflamış kan damarlarının yapısını güçlendiriyor.

Ayrıca üzüm çekirdeği bilinen en güçlü antioksidan... Yapılan bazı testlerde, E vitamininden 50 kat daha güçlü olduğu ortaya çıkmış. İlk Fransa'da keşfedildi Üzüm çekirdeği 40 yıldır Avrupa'da, özellikle üzüm bağlarının çokluğu ile bilinen Fransa'da etkili bir biçimde kullanılıyor.

Üzüm çekirdeği 1947 yılında Bordeaux Üniversitesi'nden emekli tıp profesörü, Fransız Kimyacı Jack Masquelier tarafından keşfedilmiş.

Çekirdek ilk olarak hamileliğinden dolayı aşırı ödemi olan fakültenin dekanının eşine, dekan tarafından verilmiş.

Masquelier o günü şöyle anlatıyor;

"Kadın, şişmiş bacakları ile o kadar yorgun görünüyordu ki, güçlükle yürüyebiliyordu. Yüzünden, çektiği acıları okumak mümkündü.

Ne yapabilirim de bu kadının acılarını dindirebilirim diye düşündüm.

Sonra dekanın eşine çekirdek verdiğini gördüm.

Dekanın eşi 48 saat içinde iyileşti. O halde, ben üzüm çekirdeğinde özel bir şeyler olabileceğini düşündüm.

"1950'de üzüm çekirdeği Resivit olarak bilinen ve Fransa'da satılan ilk damar koruyucu ilaç olmuş.

Doktor Masquelier ve meslektaşları, üzüm çekirdeğinin varis üzerindeki etkisini doğrulayan dokuz deney yapmışlar. Bununla birlikte çekirdek, göz kamaşması, gece körlüğü, maküler dejenerasyon gibi göz sorunlarının, arterit, saman nezlesi, alerji ve burun kanamalarını tedavisinde de kullanılmış.

"Eğer düzenli olarak üzüm çekirdeği alırsanız, damar duvarlarınız güçlenecektir." diyor Dr. Masquelier. Diş eti kanayanlar kullanmalı. Peki üzüm çekirdeğine ihtiyacınız olup olmadığını nasıl öğreneceksiniz? Doktor Masquelier'in konu ile ilgili görüşleri şu şekilde:

"Sabahleyin dişlerinizi fırçalarsınız ve diş etlerinizin kanadığını görürsünüz. Ya da göz korneasında bir kan lekesi fark edersiniz. Veya geceleri kendinizi yorgun hissedersiniz, baldırlarınız şişer, ödem olduğunu fark edersiniz. Bu durumda damar zayıflığından muzdaripsinizdir ve üzüm çekirdeği tüm bu patolojik mekanizmalarla mücadele eder.

"1995 yılında İtalya'da yapılan bir araştırmada 150 miligramlık üzüm çekirdeğinin ağrıyı, yanma karıncalanma hissini ve atardamarların şişme derecesini azaltmada, yaygın olarak kullanılan bir eczacılık ilacından daha hızlı ve üzün sureli etkili olduğu bulunmuş. 1985 yılında da Fransa'da 92 hasta üzerinde yapılan kur kontrollü deney, 28 gün boyunca 300 miligram üzüm çekirdeği almanın, ağrıyı, karıncalanma geceleyin giren bacak kramplarını ve şişkinliği yüzde 50'den daha fazla azalttığını göstermiş. Üzüm çekirdeğini diğer bir faydası ise gözlere... Gece görüşünde önemli olan parlak ısıların neden olduğu göz kamaşmasını geçirmeye yardımcı oluyor.

Yine Fransa'da 100 denek üzerinde yapılan iki ayrı araştırmada 5 hafta boyunca günde 200 miligram üzüm çekirdeği almanın parlak ısılara maruz kaldıktan sonra görme keskinliğine yeniden kavuşma durumunu artırdığı ortaya çıkmış. Ayrıca testlerde üzüm çekirdeği ürünün bir bilgisayar ekrani karşısında çalışmanın neden olduğu göz gerilimini geçirdiği ve miyop kişilerde retinanın işlevini ve duyarlılığını düzelttiği görülmüş.

Üzüm çekirdeğinin tansiyonu ve onun sonuçlarını düzenlemeye yardımcı olabileceği de belirtiliyor. Araştırmaların gösterdiğine göre, yüksek tansiyonlu insanlar genellikle çok geçirgen olan, zayıf kılcal damarlara sahipler. Bu da onların kılcal damar kanaması geçirme ve göz retinasındaki kan damarlarının yırtılma olasılıklarını artırıyor. Dr. Miklos Gabor'un yaptığı araştırmada üzüm çekirdeği yüksek tansiyonlu deneklerde kılcal damarları güçlendirmiş.

Anti-Aging etkisi Üzüm çekirdeği damarları yenilediği için ayrıca anti-aging etkisine sahip. Yenilenen damarlar yaşlılığı geciktiriyor. Böylelikle cildinizdeki yaşlanma belirtileri azalıyor. Uluslararası sertifikalı Organik Üzüm Çekirdeği Ekstraktinin içerdiği Proantosiyanidin, bilinen en güçlü etkisi antioksidant. Üzüm çekirdeğinin antioksidant etkisi vitamin E'den 50, vitamin C'den 20 kat daha fazla.

Antioksidantlar, vucudumuzdaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışarıdan sigara, alkol, kirli hava v.s . ile alınan zararlı maddeleri etkisiz hale getiriyor.

Uzmanlara göre vücudun antioksidant üretimi 25 yaşından sonra yavaşlamaktadır. Bu yavaşlamanın yol açtığı deformasyonları yok etmek için bilinen en kuvvetli antioksidant ise organik üzüm çekirdeği ekstraktıdı olduğu belirtiliyor.

Çekirdek, bağ dokularını güçlendirerek cilt sarkmasına engel oluyor. Cildin elastik, yumuşak ve düzgün olmasını sağlıyor. Üzüm çekirdeğinde tavsiye edilen miktar günde 150 ile 300 miligram.

Damar sağlığını korumak için gerekli doz ise günde 5-10 gram. Üzüm çekirdeğinin insanlar üzerinde her hangi bir yan etkisi görülmemiş.

Prof. Peter Rohdewald tarafından laboratuar fareleri, Hint domuzları ve köpekler üzerinde yapılan araştırmada doğal çekirdeğin, toksik, mutajenik, karsinojenik olmadığı tespit edilmiş.

Kimler kullanmalı?
* Kan damarlarının yardıma ihtiyaç duyduğunu düşünenler.
* Cildindeki kırışıklıklar günden güne fazlalaşanlar
* Cildi cansız ve solgun görünenler
* Cinsel yaşantısında kendini yetersiz hissedenler
* Kalple ilgili sorunları olanlar
* Ani kalp krizi riski olanlar
* Görme gücünde yaşlanmaya bağlı bozulma olanlar
* Şişlikler ve ödem alerjilerinde
* Yüksek tansiyonda
* Kolayca kanama ve morarma eğilimi olanlar
* Daha önce kanamaya bağlı felç geçirenler
* Şeker hastalığı olanlar
* Varis ve hemoroit gibi soruları olanlar

Sunu belirtmek gerekiyor ki; yukarıda bahsettiğimiz faydaların birçoğu çekirdeğin damarları onarıcı özelliğinden kaynaklanıyor.

Çünkü damarlar, insan bedenini ayakta tutan ana mekanizmalar.  Onların bozukluğu insan bünyesinde birçok hastalığa neden oluyor.

Damarları onaran çekirdek, böylelikle diğer hastalıkların iyileşmesinde de önemli bir etkiye sahip oluyor.




Bir tatlı kaşığı  Nival Üzüm Çekirdeğini bir miktar bal veya yoğurt ile karıştırılarak yemeklerden önce alınması tavsiye olunur.



7 Haziran 2010 Pazartesi


Aşkın böyle güzel anlatımı olur mu?

MİMARIN  HESAPLAŞMASI


Büyük Cihan  Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın
ve büyük aşk'ı  Hürrem Sultan'ın bir kız çocukları gelir Dünyaya.

Efsane  bir aşk'ın meyvesidir bu çocuk ve bu yüzden belki  efsane  aşkların en emeline nail olanına, en masalsı olanına  ithafen ismi Mihrimah konur.


Mihr-ü Mah Farsça da "Güneş  + Ay" demektir.

Zaman hızla geçmiş Mihrimah Sultan  büyümüş 17 yaşına gelmiştir ki o zamanlar için evlendirilmesi  uygun olan bir yaştadır. İki talibi olur, biri diyarbakır  valisi Rüstem Paşa'dır, diğeri ise saray'ın baş mimarı Mimar  Sinan...

Padişah biricik kızını Rüstem Paşa ile  evlendirir.
Sinan evlidir ve 50 yaşındadır ama bilinen odur ki  Mihrimah Sultan'a deliler gibi aşıktır.

Mimar Sinan o  derece derin bir tutku ile aşık olduğu Mihrimah  Sultan'a kavuşamamıştır, fakat o'na olan aşkını olanca  güzelliğiyle** **sanatına yansıtmıştır.

İstanbul'un en  güzel yerlerinden birine, Üsküdar'a, Mihrimah  Sultan adına bir cami yapması istenir kendisinden.
1540  yılında inşa etmeye başladığı cami'yi 1548 yılında  tamamlar.
Cami inşa edilirken bir yandan kendi aşkını anlatır  hiç şüphesiz ve eserine sanki "eteklerini giymiş bir  kadın" ın dış-çizgilerini verir.

Bahsi geçen bu cami 2  Minareli olup,padişah fermanı ile yaptırılan bir eserdir, ama  Sinan'ın söyleyecekleri bununla bitmemiş olacak  ki...

Bu eserden 14 yıl sonra o güne kadar ilk  defa, padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı'da surların  yakınına, pek kimsenin ilgilenmediği ıssız, yalnız  ama  İstanbul'un en yüksek tepesi olan bir yere, sanki aşkının  gizli, ıssız ve  yalnızlığını ama bir o kadar büyüklüğünü  haykırmak istermişcesine
ikinci bir eser yapmaya  koyulur...  Mihrimah Sultan'a.

Derler ki; cami  Mihrimah Sultan'ın o duru, gösterişsiz ve bir o kadar asil  güzelliğine istinaden küçücüktür ve sadece 38 mt bir minareye  sahiptir.
Bir adet incecik kubbesinin üzerindeki 161 pencere  ise iç güzelliğinin ne kadar aydınlık ve berrak olduğunu  temsil eder; bu sayede gün ışığının her
köşede adeta dans  ettiği kadınsı edalı.

(O tarihte bu açıklıktaki ve  bu kalınlıktaki bir kubbeye o kadar pencere, dünya üzerinde  sadece Mimar Sinan tarafından yapılabilirdi. )

Cami  içindeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki upuzun  işlemelerde de Mihrimah Sultan'ın o güzel ayak topuklarını  döven,upuzun saçları tasvir
edilmiştir.

Ve yine denir  ki, Mihrimah Sultan'ın toplumdaki konumu iki minareli  cami yaptırmaya yetmesine rağmen, yalnızlığını simgelemesi  anlamında tek
minareli yapılmıştır bu cami.

Ama Sinan  aşk'ını öyle sihirli bir tılsımla mühürlemiştir ki, bu  sırra erene aşkolsun! Şaşırmamak,o sevdaların naifliğine  imrenmemek elde değil.
Sinan Usta'nın aşk'ının vesikasıdır  sanki...

İki caminin de yerleri özenle  seçilmiştir:
Güneşin doğum ve batım yerleri tespit edilerek  yapılmış camilerdir.

Edirnekapı'daki Mihrimah Sultan  Camii'ni ve Üsküdar'daki Mihrimah Camii'ni aynı anda  görebileceğiniz bir yer seçin.
Günbatımında (elbette, yılın  sadece bir gününde ki, o gün 21 Mart (AyTakvimi ile Mart  9'u)  günüdür; yani gece ile gündüzün uzunluğunun birbirine  eşit
olduğu gündür.

Ve tabii daha ilginç yanı,  o günün Mihrimah Sultan'ın doğum günü olmasıdır!
Mihrimah  Sultan bir Nevruz günü doğmuştur.

Göreceğiniz  muhteşem manzara şudur:
Edirnekapı Camii'nin tek minaresinin  arkasından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar'daki  camiin minareleri arasından ay doğar!

Mihr ü Mah = Güneş  ve Ay

Bu nasıl bir hesaplamadır, nasıl bir  hesaplaşmadır, nasıl bir güzellik  anlayışıdır?
AŞKOLSUN!