5 Temmuz 2012 Perşembe

G Ü N C E L


  Sünnet...
Bekir Coşkun                  

 - Alıntıdır -

                                                                                                  
Ayıptır...
Günahtır...
Haddini bilmezliktir...
Pipimize müdahaledir...
*
Şimdi diyor ki Alman’ın Köln Eyalet Mahkemesi:
“Sünnet ile ebeveynler çocuğun beden bütünlüğü üzerinde söz sahibi olamazlar. Bıçakla kesmek, bedene müdahaledir.”
Protesto edildi tabii...
*
Bizim AB’den Sorumlu Bakan da pipi üzerine eğilerek dedi ki:
“Bu cahilliktir, gaftır, bilmezliktir.”
*
Almanlar bizim şöyle dikine uzun neyimiz varsa müdahale ediyorlar bir bakıma...
Deniz Feneri...
Şimdi pipi...
*
Alman mahkemesi pipinin sünnetle kesilmesini “çocuğun bedenine müdahale” olarak görünce, bizim bakan da tabii ki el attı:
“Bu sünnet işi mahkeme salonlarında tartışılmayacak kadar değerli ve kutsal bir meseledir. Bu inanç özgürlüğünün kısıtlanmasıdır. Bireysel tercihtir yani. Bireysel tercihin kısıtlanması anlamına gelir ki katılmamız mümkün değildir.”
Hadi bu da doğru...
*
İyi de...
Kürtaj ve sezaryen ne oluyor?..
Pipinin kesilmesi mahkemenin önüne gelmeyecek kadar kutsal...
Tamam...
Ama kadınımızın kutsal rahminin dolandığı yerlere bakın; grup toplantısı, parti MYK’si, Meclis komisyonları, kabine, TBMM Genel Kurulu, Arena Stadyumu, il kongresi, teşkilat, meydan, miting...
Böyle yarıştırırsan...
Pipi kalkıp Birleşmiş Milletler (BM) kürsüsünde konuşma yapsa az...
*
Yazgıya bakın...
Arkadaşlar tam “Anne baba, çocuğun bedeni üzerinde söz sahibi değildir” diyerek kürtaj ve sezaryene karşı çıktıkları bir zamanda, Alman mahkemesi de sünnet nedeniyle “Anne baba, çocuğun bedeni üzerinde söz sahibi değildir” kararını koydu önlerine...
Badem çıkamadı işin içinden...
Düşünüyor...
“Yanlış” dese, “kürtaj bedene müdahaledir” tezi çürüyor...
“Doğru” dese, “sünnet” elden gidiyor...
*
Kısacası...
Çağdaş dünyanın akıl değerlerini tekmelemeye başladı mı, çelişkiler içine yuvarlanıyor da çıkamıyor insan...
En iyisi mi...
Almanya Almanya şaşırma...
Pipimize karışma...
          

1 Temmuz 2012 Pazar

ADALET


İ    D    A    M

Burhan Bursalıoğlu

Gün  geçmiyor ki sözlü ve yazılı basında, Ülkemizin değişik yörelerinden cinayet haberleri  duymayalım. Bu haberlerin  çokluğu, cinayetlerin işleniş tarzı, kişilerin düşmanlık nedenleri, kişilerin yakınlıkları, sebepleri insanın kanını donduruyor.

Annenin çocuklarını, babanın eşi ve çocuklarını, kardeşlerin birbirlerini, hala,teyze, dayı, amcanın yeğenlerini veya bunun tersi  işlenen cinayetlerin sebeplerine baktığımızda, “cinayet işlemek, adam öldürmek bu kadar ucuz mu? “ sorusunu ister istemez soruyoruz.  Özellikle cinayetlerin çoğu, ekonomik,  namus, ümitsiz aşk, taciz, hırs, kan davası, tedhiş, taammüden  ve isyan eylemlerinde, bilerek veya bilmeyerek oluşan ölümlerdir.  Son bir ölüm haberi, çöp taşıyan birinin elindeki çöpten yere düşen şişe için işlenmiş. Görüyorsunuz, sanki karınca  veya sivri sinek öldürüyorlar. Sebep mi?  Aşağıda sırası geldiğinde açıklayacağım.

Toplu  yaşamın bazı sıkıntıları da ölümleri getirmektedir.

Şanlıurfa ceza evinde meydana gelen, ve ikinci kez aynı yerde başlatılan yangınlı, ölümlü isyan hareketini  örnek olarak  gösterebiliriz.  Bu olayın sebebi  ne olursa olsun, toplu bir hareketin meydana getirdiği ölümlü ve maddi zararlı eylemin de, korkusuzca yapılması bir güvenceden kaynaklanıyor olabilir. Nedir güvence?  “Ölmeyeceği” güvencesi.  Bu güvenceyi   veren  Devlet ve Ceza İnfaz Yasasıdır.

13 kişinin öldüğü 5 kişinin yaralandığı olayda,  8 kişilik koğuşta 18 kişi yatarsa olacağı budur. Resmi açıklamalarda, 20 kişilik koğuşa 60 tutuklu veya hükümlü konursa,  bir kişilik ranzaya 2-3 kişi sığdırılmaya çalışılırsa, bir kısım mahkümları yerde yatırılırsa, 50-60 kişilik koğuşlarda tek tuvalet olursa, ihtiyacı karşılayacak su verilmezse, aydan aya banyo yaptırılırsa, orada ne olmaz ki? Kavga da çıkar, yangında olur, taciz de olur, insanlar da ölür.

Bu insanlar en ağır suçu işlerlerken asla ölüm akıllarına gelmez. Çünkü, işlediği suçun cezası ölüm olmayacaktır.  Hele, hele bu insanlar yaşamları boyu  yoksulsalar, başkalarının himmetine muhtaçsalar, işlediği suçu bir çıkar karşılığında işlemişse, hayatta kimsesi yoksa, ömür boyu hapishanelerde   yatmak, onun için kurtuluş saymaktadır. Yatağı var, yemeği var, koğuş dolusu da  arkadaşı var. İşin ucunda ölüm de olmayınca hapishaneye, onlar için girmek suç değil  mükafat gibidir.

Bugünkü şartlar, ceza evlerinde yatanların sayıları, kapasitenin çok  üstündedir.  

Cinayetlerin bu kadar kolay işlenmesinin ve ceza evlerinin  mahküm veya tutuklulara yetmediğinin nedeni  ne  olabilir.? Yukarıda sebeplerini saydığımız nedenlerin bir kısmı, eğitimsizlik, örf ve adet, yaşama, mekan ve koşullarının yanında, caydırıcılığı olmayan ceza yasalarıdır. Hatta mevcut yasaların , kişiler tarafından yanlış algılanıp, yanlış kararlar da  vermesidir.

Ceza yasasında eksik olan İDAM dır.  İşlenen suç ve cinayetin arkasında idamın olmasını bilmek, acaba o insanın daha sakin olmasına neden olmaz mı?

 İdamı yasalarda var olduğunu  bilen ,” sonunda beni de idam ederler” diye düşünen bir insan bile bile cinayet işler mi? Tabii ki münferit olaylar olacaktır. Tabii ki hırsına yenilmiş olacaktır. Tabii ki kan arayacaktır. Ama bunların sayıları bir ellin parmakları kadardır.  İdam caydırıcıdır. Özellikle orta ve geçkin yaşlılar bilir. İdamın yasalarda olduğu zaman içerisinde, bu kadar cinayet işleniyor muydu? Asla. İşlenen cinayetleri günlerce konuşurduk, yorum yapardık. İnsanlara  tuhaf gelirdi cinayetler.  1920 den 1984 de kadar  yani 64 yılda , mahkemelerin verdiği idam kararı toplamı sadece 712  dir.  (Bu rakama, İstiklal Mahkemelerinin verdiği idam kararları dahil değildir)  Son 10 yılda işlenen cinayetleri toplasak binleri geçer kanısındayım.

Her şeyde olduğu gibi, her şeye çabuk kanan bir millet olduğumuz için Avrupa Birliği ne girme şartlarını bize Avrupa’lılar sunarken, içinde idamın kaldırılması da vardı.  Her şey yerine oturmuş, hemen AB ye girecekmişiz gibi idamı kaldırmaya soyunduık . Bu nedenle, 1984 den sonra  TBMM  idamları onaylamıyordu.      Bu arada terörist başı Abdullah Öcalan yakalanmış ve idama mahküm olmuştu.  Öcalan’ın idam edilmesini bazı yöneticiler gibi Avrupa da istemiyordu. İdamın kaldırılmasına bu olayda kılıf olmuştur. O zamanın Başbakan!ı Sayın Bülent Ecevit’in  söylediği  ABD  Öcalanı bize neden teslim etti”  sözü            manidardı.  ABD Ecevit’i sevmediğini herkes biliyordu. ABD,  Öcalan’ı teslim etmekle   “Ecevit’i   onurluyor” düşüncesi   saçma geliyordu. Bunu Ecevit’de bildiği için , Öcalan’ın teslim edilmesinde, onun geleceği topunu  ABD Ecevit’e atmıştı. İdam edilse Kürtlerin,  edilmese Türklerin gazabına geleceğini ABD iyi planlamıştı.  Nitekim 2002 seçimlerinde Ecevit ve ortakları tepetaklak düştüler.  

AB uyum sürecinde  2002 de kısmi, 2006 da da 5218 sayılı yasayla , Anayasa’nın değiştirilen  10,15,17,30,38,87,90,131 ve 160. Maddelerin yanında 143 madde kaldırılarak, idam tamamen  ceza yasalarından çıkarılmış oldu.

 Bu arada, topluma yapılan en büyük kötülük de, zinanın suç olmaktan çıkarılmasıdır.

İşte, 1984 den itibaren idamların uygulanmamasaı, 2006 da tamamen kaldırılması, cinayetlerin artması, ceza evlerinin kapasitelerinin üstünde insan barındırması, ölümlerin bu kadar ucuz olmasının en büyük  nedenidir.

Devlet, TBMM  idam kararını tekrar koymalıdır.  Koymalıdır ki, ceza evleri ölüm evleri olmasın, koymalıdır ki önüne gelen cinayet işlemesin. Koymalıdır ki, devlet canileri besler olmasın. Koymalıdır ki,  İDAM caydırıcı olsun. Koymalıdır ki hem ölen hem de cinayet işleyen yaşayabilsin. Ocaklar sönmesin. Analar, babalar, kardeşler ve akrabalar ağlamasın. Koymalıdır ki, davalar azalsın, mahkemeler nefes alsın.Koymalıdır ki, Ulusumuz huzur içinde olsun.