25 Kasım 2010 Perşembe

Ş İ İ R

DÜNYANIN
BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

"Bana çiçek getirin, dünyanın bütün
çiçeklerini buraya getirin!"

Köy öğretmeni Şefik Sınığ'ın son sözleri.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçekleri getirin buraya
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya
Son bir ders vereceğim onlara
Son şarkımı söyleyeceğim
Getirin getirin... ve sonra öleceğim.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum
Kaderleri bana benzeyen
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri
Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini
Avluların pembe entarili hatmisini
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın.
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden
Ne güller fışkırır çilelerimden
Kandır, hayattır, emektir, benim güllerim
Korkmadım, korkmuyorum ölümden
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Baharda Polatlı kırlarında açan
Güz geldi mi Kopdağına göçen
Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen.
Muş ovasından, Ağrı eteğinden
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
En güzellerini saymadım çiçeklerin
Çocukları, öğrencilerimi istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum.
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın
Tarümar olmasın istiyorum, perişan olmasın
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Okulun duvarı çöktü altında kaldım
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta
Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım
Yurdumun çiçeklenmesi için daima, yaşadım
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.



23 Kasım 2010 Salı

ÖNEMLİ GÜNLER


Bütün  Öğretmenlerin,  24  Kasım,  Öğretmenler  Gününü,  Gönülden  Kutluyor,  Ata'mızı  Mahçup  Etmeyecek Azim  ve  Kararlılıkla,  Eriyene  Kadar  Göreve  Devam  Edilmesini  Diliyorum.
Burhan BURSALIOĞLU


22 Kasım 2010 Pazartesi

BAYRAMLARIMIZ

ESKİ  BAYRAMLARI  YAŞATALIM
Burhan Bursalıoğlu
Dört günü bayram, beş günü de bayramın ekleri olan  dokuz günlük tatil de bitti. Emekliler için tatilin bir anlamı zaten yok.  Ama  çalışan ve öğrenciler 9 günlük sürede  dinlenerek kısmen de olsa biraz yorgunluk giderdiler…
Bayramla ek tatilleri  birbirine karıştırmadan değerlendirmek lazım. Bayramda bayramın gereklerini, tatilde ise tatilin sunduğu imkanları değerlendirmek gerektir. Birleştirerek  gerekenler birlikte yapılınca, takma kollu, takma bacaklı vücuta benziyor! 

Zamanımızda insanlar işi bütün olarak ele almakta. Ya bayramın  görevlerini yerine getirmekte ve orada diğer günlerini değerlendirmekte veya  bütünüyle tatile çıkarak,  tatilin imkanlarından istifade etmektedir. Bu tür Aileler bayramın şartlarını yerine getirmemektedirler.
 Bizim ve bizden evvel  yaşayanların  dönemlerinde,  bayramların özel değeri  vardı. Bayramlara değer verilir,  şartlar yerine getirilirdi.  Günler öncesinden  hazırlıklar yapılırdı. Evler temizlenir, badana , boya  yapılır; perdeler, kilimler, halılar yıkanır; tamirler yapılırdı.
Yine günler öncesinde, Ramazan bayramında, tepsi tepsi tatlılar evde yapılır, fırınlarda pişirilerek bayrama hazırlanırdı.  Kurban Bayramında günler hatta haftalar öncesinde kurbanlıklar tedarik edilir, onlar bayram gününe kadar beslenir,  süslenir, hatta çocukların  sevgili arkadaşı olurdu. Kesileceği zaman  kesim yerine çocuklar asla sokulmazdı…
Bayram öncesi  kurban etlerinin kimlere verileceği de bir mesele idi. Mümkün oldukca, çok titizlikle,  fakir, muhtaç isimler tespit edilir, 7 parçaya ayrılan kurbanın bir parçası evde ,  gerisi listedeki  ailelere dağıtılacak şekilde plan yapılırdı.   Çocuklar için paralar hazırlanır, şekerler alınırdı… 

Bayram öncesi mezarlıklar ziyaret edilir, mezarlara çiçek konur, dualar yapılır ve su dökülürdü. Bayramlar aynı zamanda küskünlerin barıştırılması için bir sebepti. “ Bayramda küsülü kalınmaz” inancı hakimdi.
Bayram öncesinden kılık kıyafet durumu da gözden geçirilir;   özellikle  çocuklara yeni  giysiler alınır, onlar  sevindirilirlerdi. Yeni alınan giysiler yatağın baş ucuna konur, çocuklar arada bir gider onları ellerine alarak  kontrol ederlerdi.  Bayram sabahı sabırsızlıkla beklenirdi. Büyüklerin giysileri gözden geçirilir, lekeli  ve kirliler  kuru temizleyiciye gider,  düğmesi, iliği  söküğü gözden geçirilir, ütüler yapılır, askılara asılır,  ayakkabılar boyanır, berbere gidilir,  bayram beklenirdi…

O dönemlerde telefon   ve  vasıtanın çok kıt olmasından dolayı , şimdiki gibi kaçıp turistik yerlere gidilmezdi.  Uzakta bulunan dost ve akrabalara, bayramlarını kutlamak için “bayram tebriği”  gönderilirdi. Bayram için en önemli iletişim aracı kartlardı. Bu tebrik kartları geldiğinde sevinilir ve uzun zaman da saklanırdı. Bu gün ise ortam ve insanlar   okadar değişti ki, 7 yaşında bir çocuğun  dahi sahip olduğu telefon dünyasında, kimi dostlar iki kelam etmeyip telefon mesajıyla kutlama görevini  yerine getiriyor!..

Bayram sabahı tüm erkekler erken kalkıp bayram namazına giderler. Namazdan sonra top atışıyla, bayramın başladığı ilan edilir ve camideki cemaat birbirleriyla bayramlaşırlardı.  Eve geldiklerinde, bol ve çeşitli kahvaltı yiyeceklerle bezenmiş sofraya  otururlar. Neşe ve zevkle geçen  kahvaltı sonrası, hane halkı birbirleriyle bayramlaşır, yeni giysilerini giyen çocuklar el öper ve harçlıklarını alarak diğer büyüklerinin ellerini öpmek için dışarı çıkarlar. Büyükler de giyinir ve misafirleri beklerler. Şayet kendilerinden daha büyük dost ve akraba varsa hep birlikte ziyarete gider, el öper, gönüllerini alırlardı. Bunu yaparlarken de tanıdık, yabancı diye ayırmazlardı.
 Kurban kesilecekse,   erkekler  bahçeye iner, kasapla buluşarak kurbanı keserler.  Dağıtırlar.
Çocukların  bir  kısmı,  topladıkları harçlıklarla bayram yerine gider,  dönme dolaplara salıncaklara, kaykaylara biner, varsa cambazlara, sirke, duvarda yürüyen motorlara, Karagöz Hacivat oyununa gider, bir kısmı paraların birazını kumbaraya atar,  diğerleriyle  bayram yerine giderek, çatapat, mantar alır, oyuncaklara binerlerdi.  

O zamanın sokak satıcılarında da bir asalet vardı. Bayramlıklarını giyer sokağa öyle çıkarlardı. Pamuk helva, macun, elma şekeri, horoz şekeri, sakız, mevsim yaz sa, dondurma, limonata, şira satıcıları, rastladıkları büyüklerin bayramlarını kutlar, satışlarını yaparken de parası eksik veya hiç olmayanlara da güler yüzle sattıklarından verirlerdi.  Bu cömertlik bayram için olurdu.

Bizim zamanımızdaki çocular, ben de dahil olmak üzere, çocukluğumuzu tam olarak yaşadık. Okulumuzdan geri kalmazdık ama oyunumuzdan da  geri kalmazdık. Belki sokak lambası altında, gazlı şinanay ışığı altında ders çalıştık ama, doya doya da çocukluğumuzu yaşadık.  Lüks arabalara binmedik, renkli flimler seyretmedik, uçaklara binmedik, televizyon karşısına geçip elimize kumanda almadık, bilgisayarın tuşlarına dokunarak ders yapmadık,  istediğimiz konuyu maos vasıtasıyla  aramadık;  playstation, psp oynamadık;  her arzuladığımız, istediğimiz olmadı veya alınmadı; özel okullara, kurslara gitmedik,  gitmedik ama çocukluğun gerektiği her şeyi yaşadık.

 Bu günkü çocuklar geçmişin yaşantısını bilmedikleri  için, “ Yaşamınızdan memnun musunuz?”  sorusunu   sorduğumuzda tümünün “Evet “ diyeceğinden şüphem yok. Hatta ve hatta, bu günkü gençler, bayram ziyaretlerine aileleri ile gitmeyip, arkadaşları ile birlikte olmalarını tercih ediyorlar. Bu demektir ki,  yıllar sonra bayramlaşacak insan kalmayacak.

Bu günkü bayramları anlatmaya gerek yok. Hepiniz yaşıyorsunuz.  Aynı apartmanda, bitişik dairelerde, altlı üstlü kat ve dairelerde birbirini tanımayan, selam vermeyen , bayramlaşmayan, kapınızı  açmayan insanlar var.  Bayram görevini  yerine getirmeyip, bayramın sebep olduğu fırsatları kullanmak için yurt dışına ve deniz kenarına gitmeyi tercih eden aileler, ne yazık ki her geçen yıl daha da artmaktadır. Bunları herkes mi yapıyor? Hayır. Bayram vecibelerini yerine getiren, bizim zamanımızın bayramlarını uygulayan ailelerimiz de elbette var.  Ama bunlar da zaman içinde azalma gösterecektir.
Zamanın değiştiğini, insanların değişen ortama uyum sağladığını, sağlamakta olduğunu ben de kabul ediyorum.Kimseyi kınadığım yok. Ama bazı gelenek, göreneklerimizi de değişen zaman içinde  kaybetmeyelim.  Çocuklarımız robot olmasın. Kişiliksiz yetişmesinler. Büyüklerine karşı saygı ve hürmeti,  küçüklerine karşı da sevgiyi, korumayı,  kollamayı  unutmasınlar.  Bayram zevkini tatsınlar.  Elimizden geliyor, becerebiliyorsak, veya öğrenmemiz zor gelmiyorsa, tatlımızı pastahaneden almayı düşünmeyip kendimiz yapalım.  Bayram sevincini, bayram zevkini ailece, toplumca yaşayalım.
 Eski bayramları yaşayalım, yaşatalım.