1 Kasım 2011 Salı

GÜNCEL.

ELVEDA  BODRUM

Burhan Bursalıoğlu

Değerli  okurlarım, 2011  in yaz sezonu bitti.  Bence, çeşitli  nedenlerden ötürü, bu yaz  çok engebeli geçti. Kaybettiğimiz dostlar, durmak bilmeyen trafik canavarı, şehitlik mertebesine çıkan , vatani görevini yapan  gencecik  askerlerimiz  ve  600 ün üzerinde  vatandaşımızı  kaybettiğimiz , 3000 ne yakın  Vanlı mızın da  yaralandığı Van  depremi, gülen yüzümüzü somurttu, kuru  gözlerimizi yaşlarla doldurdu. Son olarak da, Cumhuriyet Bayramı etkinliklerinin ve resmi geçitlerinin iptal edilmesi, yaz sezonunu kışa çevirdi. Onun için  sezon engebeli geçti diyorum. İyi günlerimiz olmadı mı? Sizi bilmem ama benim oldu.
1 Eylül'de Sivas'a gittim. Dost, saygı değer  Hüseyn Hüsnü Tekışık ve İzzettin Uzınca ile. Sivas Öğretmen Okulu Mezunlarından genç bir grubun daveti üzerine. Yeni  arkadaşlar edindik.
18 Eylül'de,  Sivas Öğretmen Okulu Mezunlarından oluşan geniş bir kadroyla , 33 senedir hiç aksatmadan , Sivas'ın Kabakyazısında içilen Kepenek suyu ve havasını , nostalji de olsa yaşayabilme, geçmişin tüm anılarını yadetme amaçlı, 10 gün birlikte olmak için Didim'e gittim. 13 gün devam eden beraberliğimiz, bana yukarda saydığım olumsuzluklardan bir nebze uzak kalmamı sağladı.
Beni, mutlu kılan bir diğer olay, Milli futbol  takımının galibiyeti, Galatasarayın  galip olduğu maçlar, Erkek ve kız takımlarımızın Avrupa'da başarılı  ve kupalar getirici maçlarıydı.
SON VEDA ÇAYI

Nisan'da geldiğim Bodrum'a,  Ekim ayına kadar yağmur yüzü görmedik. Taşıma  su  ile değirmen dönmez. Biz burada taşıma misali kısıtlı suyla ağaçlarımızı ve çiçeklerimizi yaşatmaya çalıştık.  Bodrum'un kavurucu sıcağına insanlar dahi dayanamazken,  toprak, beslediği çiçek ve ağaçlarını  güç bela canlı tutmaya çalıştı.  Ekim ayı içinde çok güzel yağmur yağdı. Toprak ancak suyunu içebildi.  Ölmemeye çalışan yeşillikler güç kazandı,canlandılar, renkleri bir başka oldu. Çorak topraklar görülmeye değerdi. Her taraftan yoncalar fışkırmaya, kaya,taş, düzlük,yamaç demeden   kokusu ve rengiyle, "Ben de varım" diyen katır tırnaklarını görünce mutlu olmamak  mümkün mü? 
SİVAS  YOLUNDA

İşte bu yaz böyle sonlandı. Daha düne kadar denizin tadı çıkarılıyordu. Bugün öğleden sonra hava bulutlu geçti. Artık Bodrum'da tüm tanıdık arkadaşlarımız da ayrıldılar. Bize de yol göründü.
3 Kasım Perşembe günü biz de ayrılıyoruz.
Bayramı İstanbul'daki çocuk, torun, akraba, ve dostlarımla geçirmek istiyorum. ( Aynı gerekçeyle  bayram iptal  edilmezse (!)
Ayrılış nedeniyle:
1 - Bilgisayarım ve  blogum bir kaç gün susacak.
2 - Yayınlanmakta olan  "KİŞİSEL GELİŞME, TOPLUMSAL GELİŞ!!!   yazının son bölümü bayramdan sonra  11 Kasım  Cuma günü yayınlanacaktır.
3 - 10 Kasım'da Atatürk'ümüzün ölüm yıldönümü nedeniyle, blogum yayına girecektir.
4 - 20 Kasım' da Emirgan İlkokulu Mezunlarının, geleneksel , tanışma, görüşme, unutulmama amaçlı toplantısı yapılacaktır.
Tekrar kavuşma dileğiyle esen kalın.
Kurban Bayramınız,  tüm Ulusumuza, Ailenize huzur, mutluluk getirsin, acı göstermesin.

31 Ekim 2011 Pazartesi

EDEBİYAT

KİŞİSEL GELİŞME, TOPLUMSAL GELİŞ !!!       

                                                                         9.  BÖLÜM



Eyyyyy kendini kişisel olarak geliştirmiş ve bu kitabı okumakta olan kardeşim ! Şu an hakkımda içinden

            - Pinti deyyus! İki damla su parasından tasarruf ediyorum demiyor da toplum savaşçısıyım diyor

diyorsun değil mi ? E be asrın en güzide lalesi. Ben de sana şunu söyleyeyim. Oturduğum ev lojman. Dolayısı ile ne harcamadığım veya tasarruf ettiğim suyun, ne açmadığım radyatörün açarsam yakacağı yakıtın, ne boşa yanarken gördüğümde küçücük kızımın kalbini kırdığım lambanın yaktığı elektriğin parasını ben vermiyorum.

Ama senin tasarruf edilmesi söz konusu olunca gerekli fedakârlıkları yapmamak için şeytanın aklına gelmeyecek bahaneleri saniyede düşündüğün bu gibi hizmetleri alabilmek için yani başka bir değişle senin gibi kişisel gelişimini tamamlamış serseri yavşakların yüzünden dünyanın gelecekte ne hale geleceği belli değil, ayrıca senin bakış açına göre senin yüzünden ben DE it gibi vergi ödüyorum.

Açıkçası özellikle büyük şehirlerde yaşayanların, daha doğrusu merkezi ısıtmalı binalarda oturanların büyük bölümü olarak unuttuk artık kış günlerinde evde kazakla oturularak yakıttan tasarruf edilebileceğini. Ölür müyüz radyatörleri yarım açsak da, uzun kollu penye yerine kazakla otursak ? Hatta görüyorum da bırakın uzun kollu penyeyi, kışın bile tişörtlerle, şortlarla geziyor millet evin içinde.

Övünürüz:

-          İstanbul’ dan Antalya’ ya yedi saatte gittim !

İyi b….  yedin ! Ne olurdu on saatte gideydin de iki depo benzin yerine bir buçuk depo benzin yakaydın ? Lastiklerini daha az eskiteydin ? De; milli servetleri daha az tüketerekten ülke ekonomisine acık katkın olaydı. Dünyanın daha az kirlenmesine neden olaydın. Hatta saate ortalama yüzelli değil de yüz kilometre hızla gideydin de yoldaki insanların hayatını daha az tehlikeye ataydın ?

Ne dedin anlamadım? Hızın normaldi ama hiç mola mı vermedin ? Yine iyi b…. yedin! Yüzelli ile gitmeni tercih ederdim açıkcası.

Oraya iki saat önce varmaktaki amacın ne ise, yaptın da boyun mu uzadı? Efendim ?

Başka şeyler yok mu ? Aklıma gelenleri yazayım. Elini vicdanına, başını da ellerinin arasına koy ve düşün:

-          Sırf zevk için sokakta ağaç dalını koparan (ki nedenini sorsan ona bile cevap veremez)
-          Yere tüküren
-          Hele ki sümküren
-          Geri dönüşüm kutusuna çöp, onu da geçtik yanan izmarit atan
-          Kırmızı ışıkta geçenin fotoğrafını çeken kamera yok diye kırmızı ışıkta geçen
-          Sağa veya sola sapmak için cebe girmiş bekleyen insanları yani toplumu enayi yerine koyarak onların önüne giren
-          Ters yöne giren
-          Kuyruğa kaynak yapan
-          Piknik yapmak yasaktır tabelasının altında mangal yakan
-          Yaktığı ateşi söndürmeyen
-          Tüm çöpünü piknik alanında bırakan
-          Çöp kutusuna uzaktan atış yapıp isabet ettiremedikten sonra sonra attığı şeyi düştüğü yerde bırakan
-          Hele ki 3-5 metre ileride çöp kutusu olduğu halde yerinden kalkmaya üşendiği için elindekini yere atan
-          Kapalı yerde sigara içmeye para cezası olduğu için dışarıda içtiği sigaranın izmaritini yere atan
-          Arabasını kaldırıma park etmiş
-          Veya dik park edilmesi gereken yere enlemesine park edip üç arabalık yer kaplamış sonra da inince zahmet edip nasıl park ettiğine dönüp bir bakmamış
-          Trafik tıkanınca acele emniyet şeridine dalan
-          Kavşağın köşesine park edip, kavşağa giren çıkanların birbirini görmesi engellediği için onların kaza yapmasına neden olan
-          Veya aynı nedenden ötürü kavşaktan dönüşü imkansız hale getiren
-          Engelli vatandaşlar için yapılan eğimli kaldırımın önüne parkeden
-          Hiç bir sebebi yokken bahçede gördüğü kirpiyi öldüren
-          Çok açmış, muhtaçmış, müptelaymış gibi, papağan misali otobüs beklediği durakta bile çitlediği çekirdeğin kabuğunu yere atan
-          Sevgi dolu yüreği ile beslediği köpeğin sıçtığı boku yanında taşıması gereken poşete koymayıp, üzerine biri bassın diye kaldırım üzerinde bırakan
-          Suyu boşa akıtan
-          Elektriği boşa yakan
-          Boşa akanı, yananı gördüğünde söndürmek yerine “Banane be, ben mi açtım ?” diyen
-          Arabasını boşa çalıştıran, çalıştırtan
-          Gerekse de gerekmese de sırf alışkanlık nedeniyle her gün ve saatlerce duş alan
-          Yiyemeyeceğini bile bile tabağına beş çeşit yemek alıp üçünü yemeyen ve bu nedenle dökülmesine neden olan
-          Genel anlamda yaptırım ve / veya yaptırımı uygulayacak kimse yok diye, hatayı yapmaktan çekinmeyen
-          Kaldırımlarda engelli vatandaşların inip çıkması için alçaltılmış yerlerin önüne parkeden
-          Benzer şekilde sitelerin yollara açılan girişlerine acil durumlarda ambulans itfaiye gibi araçların girişini engelleyecek şekilde araba parkeden
-          Belli bir mevki sahibi oldu diye birçok konuda diğerlerinden üstün ve dolayısı ile diğerlerinin yapamadığı bir sürü şeyi kendinin yapabileceğini zanneden

bir yaratıksan ve hatta bunları yapan diğer bir yaratığa (yaratık diyorum çünkü hayvanlar bunu yapmıyor - en azından bilerek) sadece o an sinirini bozmamak,

-          Aman yapsın canım ne yapayım, bir de onunla mı uğraşayım

düşüncesi ile tepki göstermiyor isen, işte o zaman sen de kişisel gelişimini tamamlamışsın demektir. Ama toplum için bir kanser hücresinden farksızsın. Çok güzel bir söz okumuştum.

-          Affederiz, çünkü ileride biz de aynı şeyi yapacağız.

Göz yummak aynı hatayı kendinin de yapacağını kabul etmektir.

Çünkü maalesef insanoğluna taviz bir kere veriliyor. Ondan sonra bu taviz görevin oluyor.

            Yapı olarak ticarete zaten yatkın olmadığım için bugün ben tüccarım diye geçinen ama iş olarak insanları veya devleti, hükümeti dolandırmaktan başka bir şey yapmayan insanların yaptıklarını saymayacağım zira onlar şeytanın bile aklına gelmediği için benim hiç gelmiyor !

Ayrıca başkalarının dallamalıklarına engel olmak kadar, senin kendinin yapacağı bir sürü şey var. Düşündükçe bulursun. Yeter ki düşünürken tek odak noktan toplum ve onun geleceği olsun kendinin değil.

Sonlara yaklaştıkça son ürettiğim fikri zikredeyim:

Kendini ileri derecede kişisel olarak geliştirirsen en fazla zengin olursun. Parada gözün yoksa da olsa olsa evliya olursun. Hele ki günümüz koşullarında ya rezil, sefil ya da meczup olursun. Yüzüne karşı herkes

-          Ulan evliya gibi, peygamber gibi adamsın

der ama sen uzaklaştığında seni acele hıyar olarak damgalayıverir. Ama kendini değil toplumu gözeten insan isen ancak lider olursun.

Sen her şeye hoşgörü ile yaklaşan,

-          E bir de onu dinleyelim

diyen, bana ne, sana ne diyen,

-          Emrin olur abim
-          Yeter ki sen iste abim

sözleri ağzından düşmeyen, iyi niyetle de olsa, sırf kendi şerefsiz menfaati için de olsa herkesin her derdine derman olmaya çalışan veya çalışmış bir tane lider, yönetici, göstersene.

SON  BÖLÜM:  2. KASIM. 2011  de.

UNUTULMAYACAK GÜNLERİMİZDEN

ATAMIZIN 79. ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ Burhan Bursalıoğlu Büyük kurtarıcı ve Cumhuriyetimizin kurucusu MUSTAFA KEMAL ATATÜRK sağl...