6 Mart 2015 Cuma

ATATÜRK'ten ANILAR




ATATÜRK 'den  ANILAR


Burhan  BURSALIOĞLU

Ülu Önder   Atatürk'den, Gerek iç gerekse dış devlet adamlarıyla olan diyaloğları  kitaplara sığmaz  anılar oluşturmuştur. Bunların her biri ders mahiyetindedir. Bir devlet adamının nasıl olması gerektiğini göstermektedir. Bu nedenledir ki, birçok devlet Atatürk'ü örnek almıştır.  Ama ne yazık ki biz hala Atatürk'ün büyüklüğünü kavrayamamışız.

Bu günden itibaren bu sayfalarda Atamızın  müdahale ettiği, yaşadığı, şahit olduğu  anılarını siz sayın okurlarımıza sunacağım.
İlk anı Atatürk - Stalin gerginliğine ait.

Prof. Dr. Sadık Tural Atatürk ve Stalin arasında yaşanan ilginç bir gerginliği ilk kez Sovyetler Birliği gizli arşivlerine dayandırarak açıklıyor.

Olayın, Atatürk’ün 1936 yılında Ankara’da Rus Büyükelçiliğinin verdiği bir resepsiyona gitmesiyle yaşandığını belirten Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Sadık Tural, Atatürk’ün resepsiyona gece saat 01.30’da, şahsi dostları ve manevi kızlarıyla ve zeybek çaldırmak üzere yanında getirdiği müzisyenlerle gittiğinin bilindiğini söyledi.


Bundan sonraki olayların 1952 yılında bir İstanbul gazetesinde yayınlananlardan farklı olduğunu, kendisindeki belgenin Sovyetler Birliği’nin gizli arşivinden alındığını ve Stalin’in kendi imzası ve yazıları olduğunu ifade eden Tural, olayı şöyle aktardı:

“Buna göre, Gazi Paşa, Rusya Büyükelçiliğine bir soru soruyor. ‘Cumhuriyet Bayramımız dolayısıyla sizin lideriniz beni niçin kutlamadı?
 O zamanın Rus Büyükelçisi Karahan, Cumhurbaşkanları Kalinin kendilerini kutladığını söylüyor. Atatürk’ün cevabı müthiş;
 ‘Sizin Cumhurbaşkanınız, aynı zamanda önderiniz midir?’ 
Cevap, ‘Hayır’.
 Atatürk soruyor; ‘Önderiniz kim?
 Cevap; ‘Stalin’
Atatürk; ‘Öyleyse, o beni kutlayacak. Ben ülkemin hem Cumhurbaşkanı, hem önderiyim. Kalinin değil, bana kutlama mesajını Stalin göndersin’ diyor.

Büyükelçi Karahan, Atatürk’ün Stalin’i doğrudan aramasını isteyerek, bu işe karışmak istemediğini söylüyor.
 Atatürk de bunun üzerine: ‘Niçin ben ilk adımı atayım’ dedikten sonra, tarihi cümleler geliyor:

‘Ben bunu ancak eşit şartlarda yapabilirim. Eğer beni kabul ettiklerini hissediyorsam yapabilirim. Başka türlü işlerine evet diyemem. Sizin biliyorum, güçlü ve mekanize edilmiş büyük ordunuz var ve ondan korkmuyorum, sizlerden korkmuyorum. Benim arkamda 18 milyon halkım var. Benim emretmem yeterlidir. Halkım arkamdan nereye isterse gelir. Ben çok zarar verebilirim, elbette bunu hiçbir zaman yapmam, çünkü benim sözüm, benim dostluğum gibi kutsaldır.’

Atatürk ile Büyükelçi’nin bu diyalogu “çok gizli” damgası ve “Stalin ile Molotov tarafından okunması” notu ile eklenerek Stalin’e sunulduğunu belirten Tural, Stalin’in Atatürk’ün sözlerini okuduktan sonra, “Dostumuz, Atatürk’ün sözleri ilgiyle, dikkatle okunsun” dediğini kaydetti.

Tural, “O tarihlerde dünyanın yüreğini hoplatan Stalin’in Atatürk konusunda daima dikkatli olduğu, Atatürk ölünceye kadar Türkiye aleyhine hiçbir şeyi açıktan söylemediği gerekçesini, buradan aldığı hususunu arz ediyorum” diye konuştu.

3 Mart 2015 Salı

YAŞAR KEMAL




Yaşar Kemal'in hayatının bilinmeyenleri

Türk Edebiyatının büyük çınarı Yaşar Kemal  92 yaşında, 28.Şubat 2015  Cumartesi günü hayatını kaybetti.
Solunum güçlüğü ve kalp ritmi bozukluğu nedeniyle  45 gün , İst.Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi hastanesinde ,yoğun bakımda tutuluyordu. Hastane yetkililerin açıklamasına göre, çoklu organ yetmezliğinden  hayatını kaybettiği açıklandı.
Usta yazar Yaşar Kemal, (Kemal Sadık Gökçeli) geride sayısız roman, hikaye ve şiir bırakan Yaşar Kemal, adeta feleğin çemberinde geçen bir hayat yaşadı. Yaşadıklarını yazdı, onlar da roman oldu. İşte Yaşar Kemal'in hayatıyla ilgili bilinmeyenler...


Yaşar Kemal, Çukurova’da başlayan yazın hayatına, 26 roman, 11 deneme, 9 röportaj, 2 öykü, 1 şiir alanında eser sığdırarak, Türk edebiyatında büyük halk şairi Karacaoğlan gibi efsane bir yere sahip oldu.
 Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli olan "Türk edebiyatının koca çınarı" Yaşar Kemal, 1923’teOsmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde, Van Gölü yakınlarındaki eski adı "Ernis" olan Ünseli köyünden Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden göç etmek zorunda kalan Halime-Sadık çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Nüfus cüzdanına ancak ilkokulda sahip olabilen Yaşar Kemal’in doğum tarihi kayıtlara 1926 olarak geçti.


ÇOCUKLUĞU 

Yaşar Kemal, "romanlarının ülkesi" Çukurova’da, roman gibi bir çocukluk geçirdi. Evlerinde Kürtçe, köylerinde ise Türkçe konuşulurdu. Türkmen köyüne göç etmiş Van muhaciri ailesiyle köylüler arasındaki ilişkiyi yıllar sonra Yaşar Kemal, "Doğduğum bu Türkmen köyünde bizi Kürt diye hiç ayrı saymıyorlardı. Biz de kendimizi onlardan hiç ayırmıyorduk. Bütün köylülerle akraba gibiydik" diye anlatmıştı.


KAZADA KAYBEDİLEN GÖZ

Talihsiz bir olay sonucunda bir gözünü kaybetti. Yaşar Kemal, 3,5 yaşındayken, evlerinin avlusunda koyun kesen halasının eşini izlerken, bıçak deriden kayıp sağ gözüne saplandı ve bu gözü kör oldu. Bu olaydan bir yıl sonra babası cinayete kurban gitti.

BABASININ ÖLÜMÜ

Babasını, Van’dan göç ederken ölümden kurtarıp büyüttüğü oğulluğu Yusuf, camide namaz kılarken kalbinden bıçaklamıştı. Bu olaya tanık olan Yaşar Kemal, kekeme oldu ve 12 yaşına dek konuşmakta zorlandı. Yalnızca türkü söylerken kekemeliği geçiyordu.
Babasının ölümüne çok üzülen Yaşar Kemal, uzun süre mezarlıkların önünden dahi geçemedi. Okur-yazar olduktan sonra kekemelikten kurtuldu. Babasının ölümünün ardından annesi, evli olan ve Yaşar Kemal’in "iyi bir adamdı" diye nitelediği amcası Tahir’in ikinci eşi olurken, aile yoksullukla karşı karşıya kaldı. Yaşar Kemal ise "çocukluğunun krallığında" canının her istediğini yapıyor, aşıkların anlattığı destanları, eşkıya hikayelerini dinleyip ileride romanlarda anlatacağı bir atmosferde kendisini geliştiriyordu. "Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor" kitabında çocukluğunu "Ben köyden ayrılıp şehre düşünce çocukların çocuk olduğunu anladım. Elbette çocuktuk biz de ama hiç kimse bize küçültücü bir davranışta bulunmadı. Bizim köyde çocuklar da insandı" sözleriyle aktardı.
Küçük yaşlarda ozanların anlattığı efsaneler, okudukları şiirler Yaşar Kemal’i derinden etkiledi. Yaşar Kemal de küçük yaşına rağmen ozanlara öykünerek türküler, şiirler söylemeye başladı. Kendisiyle atışan görme engelli Aşık Ali’nin "Sen bu yaşta bu kadarsan sonunda Karacaoğlan gibi olacaksın" sözleri onu çok mutlu etti.

Yaşar Kemal, Kürtçe konuşulan bir evde büyümesine karşın niçin Kürtçe yazmadığı konusunda eleştirilere maruz kaldı. Yaşar Kemal, şunları aktarmıştı: "Evde çoğunlukla Kürtçe konuşuluyordu. Evdekiler kırık dökük bir Türkçe öğrenmişlerdi. Biz çocuklara gelince evde de dışarıda da hemen hemen hiç Kürtçe konuşmuyorduk. Evdekiler bize Kürtçe ne söylerse söylesinler biz onlara Türkçe cevap veriyorduk. Bizimkiler de bize hiç kızmıyorlardı. Ben şimdi Kürtçeyi ne konuşulursa konuşulsun anlıyorum. Uzun olmamak koşuluyla da konuşabiliyorum ama bir hikaye anlat derlerse anlatamıyorum. Tabii yazamıyorum da... Yazılanları da öyle pek anlayamıyorum. Türkçeyi ne zaman öğrendim, Kürtçeyi ne zaman anlamaya başladım anımsamıyorum."


OKULU TERCİH EDİYOR

İlkokulu bitirdiğinde Yaşar Kemal’in önünde iki seçenek vardı: Kendisinin ileride Karacaoğlan gibi bir aşık olacağından emin Aşık Rahmi ile Anadolu’yu köy köy dolaşmak ya da ortaokula gitmek... Uykusuz gecelerin ardından ortaokula gitme kararı aldı. Adana’nın yolunu tuttu. Yaşar Kemal, çırçır fabrikasında çalışıp okuduğu ortaokulu son sınıfında maddi imkansızlıklar nedeniyle terk etmek zorunda kaldı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği’nde ırgat katipliği, Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk, Zirai Mücadele’de ırgat başlığı, daha sonra Kadirli’nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği, pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.
 Çukurova’dan ve Toros’lardan derlediği ağıtları içeren ilk kitabı "Ağıtlar", Adana Halkevi tarafından 1943’te yayımlandı. Yaşar Kemal 17 yaşındayken, İstanbul’dan Adana’ya sürgün gelen Arif Dino’nun "Eskiyene kadar tekrar tekrar okuman için" diyerek 3 adet hediye ettiği "Don Kişot" romanı ona yeni kapılar açtı. Kemal, “İspanyol yazar Cervantes ile kurduğu bağı "Don Kişot’u okuyunca yeni bir dünya buldum. Günlerce etkisinde kaldım. Cervantes bütün insanlığımı, yüreğimde sakladığım birçok gizi açıklamıştı. Bir karanlığa gömülmüş, sonra da içimde bir yücelme olmuştu" sözleriyle aktarmıştı. İstanbul’dan Adana’ya sürgün edilen Arif ve Abidin Dino kardeşler, onun yaşamında önemli yer tuttu.

BIÇAKLANIYOR

Yaşar Kemal, Adana Kadirli’de arzuhalcilik yaparken "komünizm propagandası suçlamasıyla" karşılaştı. Evi birkaç kez jandarma baskınına uğradı, hakkındaki bir ifade nedeniyle gözaltına alınıp tutuklandı Cezaevinde kendisine, "Senin ailen bana çok yardım etti, hayatımı kurtardı desem doğru olur ama bu hapishanede tek düşmanın benim. Benden kork. Katillikten, hırsızlıktan, ırza geçmekten düşseydin başım üstünde yerin vardı" diyen eşkıya Hilmi’nin bıçaklı saldırısına maruz kaldı.
 Bir öyküsünü okuyan ve anlatımına hayran kalan mahkeme başkanının "Buralarda durmayın. Sizi öldürürler, yazık olur" şeklindeki sözleri üzerine önce Ankara’ya, oradan da İstanbul’a gitti.

YAŞAR KEMAL CUMHURİYET’te

İlk olarak 1951-63 arasında Cumhuriyet gazetesinde fıkra ve röportaj yazarı olarak çalışan Kemal, burada "Yaşar Kemal" ismini kullandı. Bu arada 1952’de ilk öykü kitabı "Sarı Sıcak"ı, 1955’te ise bugüne dek 40’tan fazla dile çevrilen romanı "İnce Memed"i yayımladı. 1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde genel yönetim kurulu üyeliği ve merkez yürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğradı. 1967’de haftalık siyasi dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı ve 1974-75 arasında ilk genel başkanlığını üstlendi. 1988’de kurulan PEN Yazarlar Derneği’nin de ilk başkanı oldu. 1995’te Der Spiegel’deki bir yazısı nedeniyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı, aklandı. Aynı yıl bu kez Index on Censorhip’teki yazısı nedeniyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkum edildiyse de cezası ertelendi.
 Roman ve öykülerinde çoğunlukla Çukurova’da yaşanan insan dramlarını işledi. Büyük ün kazanan "İnce Memed" romanı 40 dile çevrilirken, büyük dünya yazarları arasında yer aldı. "İnce Memed"in de aralarında bulunduğu 9 eseri filme çekildi.
2. Abdülhamit’in baştabibi Jak Mandil Efendi’nin torunu Thilda Kemal ile evliliği ona dış dünyanın da kapılarını araladı. Türkçe, İngilizceFransızca ve İspanyolcayı iyi bilen Thilda Kemal, Yaşar Kemal’in, 17 eserinin yabancı dillere çevirisini yaptı. 50 yıl evli kalan ve bir çocukları olan çifti ölüm ayırdı. Thilda Kemal, 17 Ocak 2001’de hayatını kaybetti. Yaşar Kemal, Ayşe Semiha Baban ile ikinci evliliğini yaptı.

NOBEL   ALAMADI

Yaşar Kemal, pek çok kez Nobel’e aday gösterilmesine karşın bu ödül kendisine verilmedi. Yakın dostu Zülfü Livaneli, Nobel ödülünün küçük hesaplar ve kıskançlıklar dolayısıyla Yaşar Kemal’e verilmediğini, "Sevdalım Hayat"  kitabında  açıkladı.
Yaşar Kemal’e Nobel ödülü verilemedi  ama, yazdığı kitaplardan ötürü 38  ödül aldı.

Büyük usta Yaşar Kemal'i uğurladık
Yaşar Kemal'in cenazesi, 2 Mart Pazartesi, Teşvikiye Camisi'nde kılınan öğle namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda 50 yıl evli kaldığı ve 2001'de hayatını kaybeden Thilda Kemal'in kabrinin yanına defnedildi.
Cenazeye katılanlar Yaşar Kemal'ın eşi Ayşe Semiha Baban ve manevi oğlu Ahmet Güneştekin'e taziyelerini sundu.
Cami girişinde taziyeleri kabul eden Ayşe Semiha Baban, "Hepimizin başı sağ olsun. Hepimizin kaybı” dedi.
Yaşar Kemal’e Allahtan rahmet diliyor, yattığı yerin aydınlık ve nur içinde olmasını diliyorum.


UNUTULMAYACAK GÜNLERİMİZDEN

ATAMIZIN 79. ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ Burhan Bursalıoğlu Büyük kurtarıcı ve Cumhuriyetimizin kurucusu MUSTAFA KEMAL ATATÜRK sağl...