9 Temmuz 2009 Perşembe

E Ğ İ T İ M












“ ESSAH ÖĞRETMEN “

Çağdaş Eğitim Dergisinden alıntı.

YAZAN: Hüseyin Hüsnü TEKIŞIK

Saadettin Çavuş’la konuşa, konuşa geldik okula. Okul iki pencereli, 70 – 80 metrekarelik,iki odalı bir toprak damdı. İçeri girdik. Genç bir hizmetli karşıladı bizi. Ona, yeni atanan öğretmen olduğumu söyledim. İki oda sınıf olarak kullanılıyormuş. Odalardan biri hem sınıf, hem de İlçe Milli Eğitim Memurunun (Müdürünün) odasıymış. Odalara baktık. Sıraların çoğu kırık, parçalar bir köşeye atılmış. Kırık olmayanlar da eğilmiş bükülmüş. Öğretmen odası da öyle.

Dolapların kapıları sökülmüş. Yazı tahtaları yine öyle. Türkiye haritaları yırtılmış, çıtaları sallanıyordu. Atatürk resimleri solmuş, sararmıştı.

Saadettin Çavuş, “ Başarılar dilerim “ dedi ve ayrıldı.

Okula bir bayan geldi. Yeni atanan öğretmen olduğumu söyleyip kendimi tanıttım.

Bayan, “ Ben de öğretmen vekiliyim. “ dedi.

Hizmetli zili çaldı. Öğrenciler sıra oldu… Okulun mevcudu 25 kişiymiş. Kısacık kısacık 5 sıra oldular. Birinci sınıfta 6, ikinci sınıfta 4, üçüncü sınıfta 4, dördüncü sınıfta 6 ve beşinci sınıfta 5 öğrenci varmış.

Öğrencilere yeni gelen öğretmen olduğumu söyleyip, kendimi tanıttım.

“Andımızı “ birlikte söyledik. Ben söyledim, öğrenciler tekrar ettiler. Sonra onlara yapacağımız işi anlattım.

“Sıralar oturulmayacak durumda. Bugün iki dersimiz, sıraları, dolapları tamir etmek, okulu, çevresini ve sınıfları temizlemek ve düzenlemektir. Büyük öğrenciler sıraları ve sıra kırıklarını dışarı çıkarsın. Evlerinde çivi, keser , testere, çalı süpürgesi olan 5-6 öğrenci çivi, keser, testere ve süpürge getirsin. Dördüncü ve beşinci sınıflardaki erkek öğrencilerle sıraları tamir edeceğiz. Kız öğrenciler, sınıfları temizliyecek. Diğer öğrenciler de okulumuzun çevresini temizleyip düzenleyecek “ dedim.

Dışarı çıkarılan kırık dökük sıralar pek hurdaydı. Vekil öğretmene ve hizmetliye, “ Buralarda marangoz bulunmaz mı “ diye sordum. “ Bulunmaz hocam “ dediler.

Eli keser, testere tutan, çivi çakan birisini beklemişler yıllarca. O da gelmeyince, sıralar, dolaplar, masalar eskimiş, kırılmış, dökülmüş ve parça parça olmuş

Biz bunları konuşup düşünürken, öğrenciler evlerine koşup çivi, testere, keser ve süpürge getirmişlerdi. Çantamdan çıkarıp giydim önlüğümü. Hizmetli ve büyük öğrencilerle birlikte başladık sıraları tamir etmeye. Ben çalışırken dikkatle beni izliyorlar ve işlerini gösterdiğim şekilde yapmaya çalışıyorlardı. Bu sırada, kıyafetlerinden memur oldukları anlaşılan iki kişi yanıma yaklaştı. “ Kolay gelsin usta “ . Bizim evde de tamir edilecek eşyalar var. Bu işi bitirince onları da tamir eder misin?. “ diye sordular.

“ Ben bu okula yeni atanan öğretmenim. Sıralar kırılıp dökülmüş. Onları tamir ediyoruz “ dedim.

Yanıldıklarını anlayınca özür dilediler. “ Af edersiniz hocam! Bu manzarayı görünce biz, sizi marangoz sandık. Tekrar af edersiniz” dediler ve bize başarılar dileyerek yürüdüler.

Sıraların, öğretmen masası, yazı tahtalarının ve dolapların tamir işi kısa zamanda bitti.

Yazı tahtaları boyandı. Haritalar ve çıtaları onarıldı. Bavulumda getirdiğim Atatürk resimleri çevrelerine kondu.

Vekil öğretmen, “Hocam, marangoz yanında çalıştınız mı? Marangozluk yaptınız mı? “ diye sordu. “Hayır” dedim. “ Bir marangoz gibi beceriklisiniz “ deyince, “Ben marangoz değilim ama öğretmenim! Bir öğretmen gerekince marangoz kadar beceri sahibi olmalı ve bunu öğrencilere de öğretmeli” diye cevap verdim.

Sıraları tamir ederken bizi seyreden ve bu konuşmamızı dinleyen yaşlı bir köylü “ Sen essah öğretmensin Bey “ dedi ve kalkıp gitti.

Vekil öğretmen ,“ Hocam, önemli bir noksanımız daha var. Bayrağımız da eskidi, rüzgarda yırtıldı “ dedi. “ O da var “ dedim ve bavulumu açtım. Yanımda getirdiğim bayrağı çıkarıp hizmetliye, “Al bu sana teslim, iyi sakla. Bayrak töreninde direğe çekeceksin “ dedim.

İlk atandığım zaman sıralarını, dolaplarını ve yazı tahtalarını tamir ettiğim Karlıova Merkez İlkokulunun yerine, 2001 yılında tek kişilik sıraları vebilhisayar laboratuarları olan modern “ Öğretmen Hüseyin Hüsnü Tekışık İlköğretim Okulu “ nu yaptırdım.

Tamir, temizlik ve düzenleme işleri bitmişti. Derslere başlayabilirdik artık…

İkinci ve üçüncü sınıfları vekil öğretmene verdim. Bir sorunu olursa bana gelmesini, kendine yardımcı olacağımı söyledim. Birinci, dördüncü ve beşinci sınıfların eğitimi çok önemli olduğu için bu sınıfları kendim aldım. Birinci sınıf öğrencilerine iyi bir okuma yazma öğretmem, okulu ve okumayı sevdirmem, okuma zevkini ve alışkanlığını, tertipli, temiz ve düzenli çalışma becerisini kazandırmam ve yeteneklerini geliştirmem gerekiyordu

Dördüncü ve beşinci sınıf öğrencilerine hayatta gerekli olan bilgi, beceri, alışkanlık ve davranışları kazandırmam ve onları yeteneklerine uygun bir mesleğe yönlendirmem gerekiyor ve onları;

· Ailesini, Vatanını, Milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan,

· Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluğunu bilen ve bunları davranış yaline getiren,

* Türk Milletinin milli, ahlaki, manevi ve kültürel değerlerini, Atatürk ilke ve inkilaplarını benimseyen, koruyan ve geliştiren, yaratıcı, üretici iyi bir insan ve iyi bir vatandaş olarak yetiştirmem gerekiyor.

Öğrencilerimi iyi yetiştirebilmek için, onların derslerde şimdiye kadar neler öğrendiğini bilmem gerekiyordu. Bu amaçla öğrencilerin defterlerini inceledim. Öğrencilerle konuştuk. Birinci sınıftakilere adlarını, soyadlarını yazdırdım, okuttum. Dördüncü ve beşinci sınıftakiler, kitaptan birer parça okuttum.. Yaz tatilini nasıl geçirdiklerini yazmalarını istedim. Matematikten dört işlemle ilgili problemler yaptırdım. Matematik bilgilerini yokladım.

Öğrencilerin bilgi düzeyi zayıftı. Çok çalışmam, onlara önce doğru ve düzgün konuşma, okuma, yazma ve matematik becerilerini kazandırmam gerekiyordu. Yıllık ve günlük planlarımı buna göre hazırladım.

Dersler bittikten sonra Hükümet Konağına gittim. Kaymakam Muhtar Körükçü Bey le görüştüm. Merkez okuluna atanan öğretmen olduğumu söyledim.

Kaymakam Bey, Karlıona’nın şartları hakkında bilgi verdi.Okulun Baş öğretmenliğine, İlçe Maarif memurluğuna da vekaleten bakacağımı söyledi. “ Göreve başlama yazısını yazıp getirin Vilayete gönderelim”. Dedi.

Göreve başlama yazısının nasıl yazılacağını bilmiyordum. Böyle resmi yazıların nasıl yazılacağını Öğretmen okulunda öğrenmemiştik: Çünkü resmi yazışma ve yöneticilik konusunda bir dersimiz yoktu.

Göreve başlama yazısını nasıl yazacağımı düşüne düşüne okula gittim. Maarif Memurluğuna ait defterlere baktım. Göreve başlama yazısı örneği buldum. Milli eğitimin yazı makinesi yoktu.

Göreve başlama yazısını, bulduğum örnekten yararlanarak el yazısıyla iki kopya yazdım. Kaymakam Bey’ye imza ettirdim. Giden yazılar defterine kayıt ettikten sonra, posta ile Vilayete gönderdim. Yazının bir kopyasını da dosyaya koydum.

Öğretmen Okulu Müdürüne aşağıdaki mektubu yazdım.

Sayın Müdürüm,

Bingöl’ün Karlıova ilçesi Merkez İlkokulunda öğretmen olarak göreve başladım. Merkezde benden başka öğretmen olmadığı için okulun başöğretmenliğine ve maarif memurluğuna da vekaleten ben bakıyorum.

Öğretmen Okulunda, yönetim ve resmi yazışmalarla ilgili bir dersimiz olmadığı için yazışmalar ve yönetim konusunda sıkıntı çekiliyor

Dairedeki gelen- giden yazılarını, dosyalarını ve defterlerini inceleyip bir örnek bularak bu sorunumu halletmeye çalışıyorum.

Okulda yönetim işleri, resmi yazışmalar, baş öğretmen ve maarif memurlarının (İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerinin) görevleri konularıyla ilgili bir dersin öğretmen okullarında okutulması gerektiğini düşünüyorum.

Saygılarımı sunar, ellerinizden öperim.

Hüseyin Hüsnü Tekışık

124 lira maaşla başladım öğretmenliğe.

Öğrenciler beni çok seviyordu. Ben de onları çok seviyordum. Hepsinin gözlerinden sevgi ve zeka fışkırıyordu. Onlarda kendi çocukluğumu görür gibi oldum. Seve seve geliyorlardı okula. Çevremde toplanıp “ Öğretmenim, bugün ne öğreneceğiz?” diyorlardı Yapılacak iş, onları iyi yönlendirmek, cesaretlendirmek ve çalıştırmaktı.

İlk derslerimizde nasıl çalışacağımızı, bu öğretim yılında neler öğreneceğimizi konuştuk. Harflerin ve rakamların doğru ve güzel yazılması üzerinde çalıştık.

Öğretmenliğe başladıktan 15 gün sonra, İlçe Askerlik Şubesinden çağırdılar. Gittim. Şube Başkanı genç bir teğmendi.” Şubemize telgraf geldi Yedek Subaylığınızı yapmak üzere Ankara Yedek Subay Okuluna gitmeniz gerekiyor “ dedi.

Yedek Subay Okuluna gidebilmem için, önce 2 aylık Hazırlık Kıtası eğitimi görmem gerektiğini, bu eğitimi görmediğimi şube başkanına anlattım.

Başkan olan teğmen , bu konuda bilgisi olmadığı için Yedek Subay Okuluna gitmemde israr etti. Aksi halde asker kaçağı olacağımı söyledi. Ve sevk yazısını verdi elime.

Benim için çok değerli olan iki odalı bir toprak damdan oluşan okulumu, tamir ettiğim sıraları, Türkiye haritalarını, bavulumdan çıkarıp sınıflara astığım Atatürk resimlerini, göndere çektiğim bayrağı ve “ Bizi bırakıp gitme öğretmenim “ diye ağlayan öğrencilerimle bütün dünyamı geride bırakıp ayrıldım Karlıova’ dan.



5 Temmuz 2009 Pazar

G Ü N C E L
















HERKESE MERHABA

Burhan BURSALIOĞLU


3 Günlük ayrılıktan sonra hepinize merhaba deme şansına sahip olduğum için mutluyum.

Biliyorsunuz, Emirgan İlkokulu öğretmeni Hanife Ersoy'un kızı , aynı zamanda, Emirgan İlkokuılundan mezun, Sevil Ersoy, kendi gibi Taner adlı ve Uşak'lı öğretmenle evlenme merasimini Uşak'ta yapmaya karar verdikleri için, malüm, kız tarafı olarak ben, eşim ve torunum Şevval'le 3 Temmuz'da Uşak'a gittik.

Uşak, 904 metre rakımı olan, gördüğüm kadarıyla eski ve yeni Uşak olarak ayrılabilir. İzmir caddesi adı verilen bölgedeki tüm binalar yeni. Daha merkezi yerlerdeki binalar ise eski. Tüm caddelerin etrafı çeşitli yüksekliklerde binalarla kaplı. Dikkatimi çeken diğer bir görüntü ise, kuaförlerin çokluğu. Okadar ki , bir caddenin 200 metrelik bölümünde en az 50 kuaför tabelası var. Sorduğumda, Uşak hanımları saç yaptırmakta çok meraklıymışlar. Hatta küçük kızlar bile saçlarını yaptırırmışlar. Gezdiğim bölgede ise kahvehaneye hiç rastlamadım. Büyük bir bina, öğretmen evi olarak görev yapıyor.
Yine, çok geniş bir alana yapılmış olan , kağnı ile mermi taşıyan Türk kadını, Türk askeri, ön cephede, kültürü temsil eden, ortada Atatürk, sağında , solunda kız ve erkek öğrenciler, Önlerinde atlılardan oluşan heykel grubu var.
Uşak, diğer illere göre su yönünden çok şanslı. Çünkü bol. Ama elektrik konusunda bukadar şanslı değil. Sık sık kesintiye uğramakta. Esnaf ise genellikle sabak saat 9 dan önce kepenklerini açmıyor. Gece ise cadde ve sokaklar sakin.

Sevil ve Taner çiftinin nikah ve düğünleri oldukca geniş bir arazide, zevkle yapılmış,döşenmiş, süslenmiş açık hava düğün yerinde yapıldı. Şehir merkezinden , araba ile 15-20 dakika dışında.
Reklam olmasın diye teferruata girmiyorum. Herkes eğlendi. Güzel bir düğün oldu. Bol bol yörenin oyunu, tabi Sevil'in Ordu'lu oluşu nedeniyle de o yörenin de havaları çalındı folkloru oynandı.
Çok az miktarda çektiğim resimler, yarından sonra sunu olarak tüm adreslere göndereceğim gibi, Facabook da da yayınlayacağım.

Okuyucularım olan sizler adına da, Sevil ve Eşine mutluluklar dileklerimi ilettim. Darısının da bekarlara olbasını da ekledim.

Yukarıda, size merhaba deme şansına eriştiğimi belirtmiştim. Uşak'a Pamukkale firmasına ait otobüsüyle gidip geldik. Dönüşte Bodrum'a 20 km. kala, Güvercinlik bölgesini bitirdik, araba süratlandı, tam bu anda, ortadaki refüjden bir genç kız yola atladı. O anda kaptan, direksiyonu refüjlere doğru kırıp kızı otobüsün altına almaktan kurtardı, ama tüm yolcular tehlike yaşadı. Lastikler refüjdeki kaldırım taşlarına çarparak sağ tarafa doğru savrulduk. Şayet, kaptan uyanık olmasa, olayın önceden olabileceğini kestirmese idi, denize uçmamız an meselesiydi. Bu arada arkamızda başka bir araba olmuş olsaydı, kızı çığneyecekti. Ne var ki bu kaza zararsız atlatıldı. Kaptana , teşekkür ettim, şimdi de ediyorum.
Başka yazılarda buluşmak üzere selam ve sevgiler.

UNUTULMAYACAK GÜNLERİMİZDEN

ATAMIZIN 79. ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ Burhan Bursalıoğlu Büyük kurtarıcı ve Cumhuriyetimizin kurucusu MUSTAFA KEMAL ATATÜRK sağl...