4 Şubat 2010 Perşembe

E Ğ İ T İ M













M E B ÖZEL OKULLAR KADAR DEVLET OKULLARINA DA İHTİMAM GÖSTERMELİDİR
Burhan Bursalıoğlu

Türkiye Özel Okullar Birliği tarafından, 28- 30 Ocak. 2010 tarihleri arasında, Antalya’da düzenlenen “Okulda yenilenme “ konulu 9. Sempozyuma, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ile Özel Öğretim Genel Müdürü Mehmet Küçük de katılmış.
Özel okullar, adından da anlaşılacağı gibi “Özel kişiler “ tarafından, kazanç elde etme amacıyla kurulan eğitim kurumlarıdır. Bu kurullar, kurulduklarından itibaren, öğrencilerini artırmak, daha çok kazanç elde etmelerini sağlamak için, Maliye ve MEB. eşiklerini aşındırırlar. “Ne koparırsam faydadır” felsefesini uygularlar. Yapılan sempozyum da bu amaçladır.
Sempozyuma katılan, Özel Öğretim Genel Müdürü Mehmet Küçük, Posta Gazetesi Muhabiri Fatih Öztürk’e Özel okulların eğitim sistemimize kalitenin yanında, her yönden olumlu katkı yaptığını, SBS ve ÖSS sınavlarında ciddi başarılar elde ettiklerini, ulusal ve uluslar arası bilim olimpiyatlarında sosyal ve sportif yarışmalarda başarılı olduklarını, özel okullarda 9 öğrenciye bir öğretmenin düştüğünü, Özel okullardaki öğrenci oranının genele göre çok düşük olduğunu, bunu yükseltmek için MEB. Nimet Çubukçu’nın talimat verdiğini, özel okul açmanın kolaylaştırılacağını, bunun için standartlar yönergesinin değiştirileceğini, özel okulların çoğalması durumunda dershanelerine giden öğrencilerin azalacağını, 2010 da yürürlüğe girecek mevzuatların özel okullar lehine kolaylaştırılacağını “ söylemiş.
MEB Nimet Çubukçu ‘ da “Özel okulların eğitim kalitesinin artırılmasında, birçok yeniliğin eğitim sistemimize girmesinde ve yeni eğitim yaklaşımlarının eğitimimize kazandırılmasında öncü bir görev üslenmektedir. Resmi okullarla özel okulları kıyaslamayı doğru bulmadığını, özel öğretim kurumlarını Milli Eğitimin alternatifi olmadığını, kardeşi,yakını paydası olarak gördüğünü, küresel krizde özel okullarda öğrenci sayısının 25 bin artarak 419 bine ulaştığını, bu sayının artırılması için ellerinde geleni yapacaklarını “ söylemiş.
Genel olarak özel okullara karşı değilim. Ama şu bir gerçek. Devlet okulları, özel okullar gibi Bakanlıktan maalesef ilgi görmemektedir. “Üvey evlat “ gibidir. Özel okullardaki modern araç gereç yanında, Devlet okullarının bir çoğu sobalı, kömürlü, elektriksiz, susuz, çatısı akar, boyasız, badanasız, spor salonsuz, kütüphanesiz, oyun sahasız, laboratuvarsız, atölyesiz, araçsız gereçsiz…. Daha önemlisi öğretmensiz. Niye olmasın ki? Devlet okullarındaki başarılı öğretmenlere, maaşının 2-3 katı teklif edilince soluk özel okullarda alınıyor. Boş zamanında ikinci iş için gece gündüz çalışan öğretmen bu teklif karşısında " düşüneyim " der mi acaba? Zannetmiyorum.

Görüldüğü gibi, Bakanlığın özel okullara olan ilgi ağırlıkları her zaman, terazinin kefesini bastırmaktadır.
Ben bu adaletsizliğe karşıyım. 33 yıl Devlet okullarında, 7 yıl da özel okullarda idarecilik yaptığımdan , her iki kuruluş arasındaki farkları iyi bililirim. İstiyorum ki, Bakan Nimet Çubukçu’nun ifade ettiği paydaşlık, kardeşlik, alternatifsizlik gerçekleşsin.
Özel okullardaki öğretmenlerin çoğu Devlet okullarından gelmedir. Deneyimli ve kalitelidirler. Bunlara ," sabit ücret politikası uygulanmadığını, performanslarına göre maaş aldıklarını" söyleyen Mehmet Küçük, aynı sistemi de Devlet okullarındaki öğretmenlere de uygulamayı düşünmez mi acaba? Devlet okullarındaki öğretmenler 40 -50 öğrencili sınıflarda eğitim verirken, performasına göre en az Devlet okulu öğretmenlerinin maaşlarından 2-3 kat maaş alan öğretmen 15-20 öğrenciye eğitim vermektedir. Üstelik , ilkokul sınıflarında, yabancı dil, resim, beden eğitimi, müzik , bilgisayar gibi derslere de başka öğretmenler girmektedir.
Öğrenci sayısının artması için uğraşan Bakanlık temsilcileri, özel okullarda, 9 öğrenciye bir öğretmen düşüyor diyorlar. Şöyle bir küçük hesap yapalım. Özel okulda bir öğrencinin yıllık ücreti yaklaşık 20 bin lira. İki öğrencinin ki 40 bin lira. Bu iki öğrencinin yıllık ücretini bir öğretmene yıllık maaş karşılığı olarak verseler, geriye 7 öğrencinin yıllık ücreti okula kalır. Yani gelirin % 77 si.
Bakanlık temsilcileri, özel okullardaki öğrenci oranlarının, gelişmiş ülkelerde çok yüksek, bizde çok düşük olduğunu söyleyip, Hollanda, Avustralya, Belçika ABD ve diğer gelişmiş ülkelerin seviyesine çıkarmak için destek vermek gerektiğini söylemektedirler.

Türkiye, saydıkları ülkeler gibi gelişmiş bir ülke midir? Onlarla, ekonomik açıdan aynı kefeye girebilirmiyiz? Onların, fert başına düşen milli gelirlerine ulaşabilir miyiz? Onlarla kıyaslanabilir miyiz?
Ülkemizde, bir memur çocuğu yıllığı 20 bin lira olan bir özel okula gidebilir mi? Orta halli bir esnafın oğlu, kızı bu okullara gidebiliyor mu? Bakanlık, acaba bu tür bir istatistik bilgiye sahip mi? Belki sahip bilemiyorum. Çabalarının başarıya ulaşması, gelişmiş ülkelerdeki orana ulaşmak için halkın yaşam seviyesini yükseltme uğraşı verilsin ki, vatandaş, " Devleti mi, özel okulu mu" seçebilme imkanını kazansın.

Bakan Çubukçu ,Özel okullarla Devlet okulları nın alternatifsiz, kardeş ve paydaş olduklarını belirtiyor: Bu nasıl söylenebir anlamıyorum. Bırakın, iç donanımları, personeli, ekonomik imkanları, öğrencilerin sosyal kalitesi, kıyafetleri ve fiziki yapılar dahi birbirinden farklı. Eğitim programları, müfredat konuları dahi değişik. Hatta ve hatta, bir kısım özel okullar, kurucusunun görüşüne uygun olarak eğitim verir.
Özel okullardan mezun olanlar daha mı başarılı? Kendilerine verilen hizmet ve imkanlar karşısında başarılı oldukları düşünülebilir. Başarılılar da vardır. İnkar etmiyorum. Ama tüm imkansızlıklara, sıkıntılara, yoksulluklara rağmen SBS, ÖSS, ÖSYS gibi sınavlarda ön sıraları işgal eden öğrencilerin okullarının devlet okulları olduklarını herkes biliyor. Burada özel okulları aşağılamıyorum. Ama bu bir gerçek. "Yiğidin hakkını verelim dersek" yabancı dil, sanatsal ve sportif faaliyetlerde ki başarının, özel okulların hakimiyetinde olduğunu kabul etmekteyim.

SONUÇ: Bakanlık olarak, özel okullara gösterilen ihtimam Devlet okullarına da gösterilsin. Devlet okullarındaki öğretmenlere, öyle maaş verilsin ki, özel okul sahiplerinin tekliflerini cazip bulup uçmasınlar.
Özel okul öğretmenlerinin alacakları maaşlarda bir tavan belirlensin. Veya, özel okul öğretmenlerinin maaşları da, diğer öğretmenlerin aldıkları maaş baremine bağlansın.
Okul açmak için konan koşulları kapsayan standartlar yönergesi değişmesin. Yani, her önüne gelen, parası olan, mantar gibi okul açamasın.

2 Şubat 2010 Salı

A T A T Ü R K



















Atatürk’ün Kitap Sevgisi
Burhan Bursalıoğlu
Kitap, Atatürk’ün sevdiklerinin başında gelir. Öyle olmasa, bir subayın, kurulan yepyeni bir devletin, asırlarca yaşayabilmesi için atacağı temelin, demirini, harcını,derinliğini, yüksekliğini, o temel üzerine kurulan binanın, yarayışlı, faydalı, kullanılacak çürümeyen,eskimeyen, dökülmeyen, solmayan malzemelerini , bir mühendis edasıyla seçip, yerli yerinde kullanmasını becerebilir miydi?
Atatürk, çocukluğunda başladığı kitap okumayı, ölünceye kadar devam ettirmiştir.Bu nedenledir ki, eğitime çok önem verir ve her fırsatta okulları ziyaret eder, öğretmen ve öğrencilerle konuşurdu.

Atatürk, okumanın dışında iyi de bir yazardı. CHP nin 15-20 Ekim 10927 tarihinde, ikinci genel kurulunda 36.5 saatte, 6 gün süren ve bizzat okuduğu NUTUK’ un haricinde,
TAKIMIN MUHAREBE TALİMİ
BÖLÜĞÜN MUHAREBE EĞİTİMİ,
SUBAY VE KOMUTAN İLE KONUŞMALAR,
TAKTİK, TATBİKAT VE SEYAHAT,
CUMA ORDUGAHI
VATANDAŞ İÇİN MEDENİ BİLGİLER
GEOMETRİ KLAVUZU
Adlı kitapları yazmıştır.
Atatürk’ün tüm bilinen özelliklerinin yanısıra kitap sevgisini, yakınında bulunmuş olan arkadaşları da zaman zaman dile getirirler. “Onun bir kitabı merak ettiğinde, bitirmeden uyumadığı ya da çok az uyuyarak okumaya devam ettiği” ni anlatırlar. Kitap okumayı tutku derecesinde seven Atatürk, Cumhuriyet sonrası zamana kadar yerleşik bir hayatı olmadığı için, çok istemesine rağmen kütüphane kurmaya muvaffak olamamış, yanında okumak istediği, sevdiği, faydalı bulduğu kitapları taşımakla yetinmiştir. Ancak Ankara ve İstanbul'da sürekli olarak kalmaya başladıktan sonra kütüphane kurabilmiştir.

Atatürk, Ankara'ya yerleşmesinin ardından Keçiören'deki köşkünde kütüphanesini kurmuş, fakat zamanla bu evin, ihtiyacı karşılayamaması üzerine yeni bir köşk yapılmıştır. Atatürk, köşkü yapacak olan mimardan iki özel istekte bulunmuştur: Birincisi, geniş ve ferah bir yemek odasının, ikincisi de geniş bir kütüphanesinin olmasıdır.

Aslında Atatürk'ün yeni bir köşke ihtiyaç duymasının temel nedenlerinden biri, Afet İnan'ın dediğine göre, geniş bir kütüphaneye olan ihtiyaçtı. Eski köşkün kütüphanesi Atatürk'ün hem çalıştığı, hem de gündüz misafirlerini kabul ettiği bir yerdi. 1930'dan sonra yeni alınan kitaplar kütüphaneye sığmaz olmuştu. Atatürk bu kütüphanede saatlerce çalışır, okur, okuduğu kitapların altını kırmızı ve mor renkli kalemlerle çizer, kenarlarını işaretler, notlar alırdı. ( 1970 LERDE OKUNAN KİTAPLARDA ALTLARI KIRMIZI İLE ÇİZİLEN KİTAP SAHİPLERİ İÇERİ ALINIYORDU.)Atatürk, yeni yapılacak köşkte geniş bir kütüphane olmasını, bu kütüphanede haritalarını rahatça yayabileceği ve kitaplarını koyabileceği geniş bir masa istemişti.

Atatürk'ün hizmetinde bulunanlardan Cemal Granada, Atatürk'le Vasfi Çınar arasında geçen bir konuşmayı anlatırken; ondaki okuma alışkanlığının çocuk yaşlarında kazanıldığını da belirtir:

“Boş zamanlarında Atatürk'ün elinden tarihle ilgili kitapların düşmediğini hatırlarım. Bir gün yine Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki, çevresini görecek hali yoktu. Bir sürü yurt meselesi dururken devlet başkanının kendini tarihe vermesi, Vasfi Çınar'ın biraz canını sıkmış olmalı ki, Atatürk'e şöyle dediğini duydum:

- Paşam! Tarihle uğraşıp kafanı yorma... 19 Mayıs'ta kitap okuyarak mı Samsun'a çıktın?

Atatürk, Vasfi Çınar'ın bu çok samimi yakınmasına gülümseyerek şöyle karşılık verdi:

- Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiç birisini yapamazdım.”

Kitaplar ve okuma konusundaki hassasiyeti diğer devlet temsilcileri tarafından da fark edilmişti. Türkiye'de görev yapan Amerikan büyükelçisi General Charles H. Sherril, Atatürk'ün kendisini kütüphanesinde kabul etmesinin ardından hissettiklerini şöyle anlatmaktadır: "Bugün Mustafa Kemal kendisini ilk günkünden daha rahat hissediyordur, çünkü kütüphanesindeydi. Yaradılışı itibarıyla okumayı ve araştırmayı seven insanlar kendi kitaplıklarında, kitapları arasında bütün güçleri ve büyüklükleriyle görünürler. Şimdi ne masanın üstünde yayılı duran haritalardan, ne de odayı tüm duvarlarıyla dolduran kitaplardan bahsetmeyeceğim..."


Atatürk’ün kitaplığında bulunan ve okuduğu bazı kitaplar aşağıdaki gibidir;

Ahmet Vefik Paşa : Lehçe-i Osmani
Ahmet Vefik Paşa : Lehçe-i Osmani
Mehmet Salahi : Kamus-u Osmani
Avram Galanti : Türkçede Arabi ve Latin Harfleri ve İmla Meselesi
Mehmet Ali : Tahsil-i Lisan-ı Alman
Nüzhet : Kendi Kendine Almanca
Ahmet Cevat : Türkçe sarf ve nahif
Kazım Nami : Türkçe Oku, Türkçe Yaz
Mithat Sadullah : Latin Harflerinin Türkçeye tatbiki
İbn Emin Mahmut Esat : Tarih-i Din-i İslam
Osman Bin Süleyman : Kamus
Lütfullah Ahmet : Hayat-ı Hazret-i Muhammet
Abdunnaim Bin Hasan : Ceridetül Evail ve Hamidetül Evahir
Ahmet Halit : İslam Büyükleri
Abdurrahmanil Cami : Tercüme-i Nefhatül İnsan
Mehmet Cemil : Hukuku Düvel
Katip Çelebi : Cihannuma
Feridun Bey : Feridun Bey Münşeatı
Mehmet Bin Sait : Kitabü’l Tabakatü’l-Kebir
Şemseddin Sami : Kamusu Alam (6 cilt)
Şemseddin Sami : Kamusu Okyanus
H.Z. Ülken : Aristo Metafizik
Süheyl Ünver : İbn-i Sina
Ahmet Rifat : Lügat-ı Tarihiye ve Osmaniye
M.Fuat : Amerika’da Tükler ve Gördüklerim
Rıza Tevfik : Kamus-u Felsefe
Cemal Paşa : Hatırat (1913 - 1922)
Mehmet Cemil : Sulhta ve Harpte Hukuku Düvel
Evliya Çelebi : Seyyahatname
Suphi : Tekmiletül’l-iber
Lütfi Simavi : Devr-i İnkılap
Mustafa Necip : Selimname
Osmanzade Taib : Hakikatü’l Vüzera
Ahmet Saip : Vaka-i Sultan Aziz
Ahmet Hilmi : Tarih-i İslam
Mazhar Fevzi : Hayr-i Sahil
Ziya Paşa : Endülüs Tarihi
Resulzade Mehmet Emin : Azerbaycan Cumhuriyeti
Ali Reşat : Tarih-i Osmaniye
Ali Reşat : Kurun-u Cedide Tarihi
Sebahattin : İttihat ve Terakki Cemiyetine Açık Mektuplar
Mahmut Esat : Tarih-i Dini İslam
Ahmet Mithat : İnkılap
Ahmet Cevdet : Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefa
Mustafa Efendi : Tarih-i Selanik
M. Şemsettin : İslam Tarihi
Ahmet Rasim : Osmanlı Tarihi
Necip Asım : Türk Tarihi
Mustafa Nuri Paşa : Netayic-ül Vukuat
Mehmet Zihni : Neşahir-ün Nisa
Mehmet Şemsettin : Mufassal Türk Tarihi
Ziya Gökalp : Türk Medeniyeti Tarihi