7 Şubat 2009 Cumartesi

SEVİL ERSOY NİŞANLANDI


MUTLU BİR GECE


Bu gece, , Boyacıköy, Polis Moral Eğitim tesislerinde, Emirgan İlkokulu eski öğretmenlerinden Hanife Eroy'un kızı, aynı okul öğrencilerinden Sevil Ersoy nişanlandı.

Emirgan İlkokulu emekli öğretmenlerinden Hanife Ersoy'un kızı, çalıştığı dersanede tanıştığı, kendisi gibi öğretmen olan Taner'le , evliliğin ilk aşaması olan nişan töreniyle, yüzüklerini taktılar.

Tören yemekli ve müzikli olup, o zamanın okul eğitim kadrosu,eksiksiz olarak katıldılar. Çok neşeli geçen törene, ablası Serap Ersoy Aydın' da Londradan eşiyle birlikte gelerek, iştirak ettiler.

Genç çiftlere, ömür boyu sağlıklı mutluluk diliyorum.

4 Şubat 2009 Çarşamba

TABU GEREKLİDİR

Kerem AKCASU

TABU GEREKLIDIR. EN IYI TABU SEVGI - SAYGIDIR… Ben insan hayatinda tabularin olmasi gerektigine inananlardanim. Insani bazi seylerden alikoyan, ve/veya insani hayata baglayan bazi guclerin olmasi gerekir. Din, gelenek, gorenek, milliyet, vatan, varlik… Saymakla bitmez. Toplumdan topluma, insandan insana degisir. Ama hepsinin ortak bir yani vardir. Dozlarini iyi ayarlamak gerekir. Fazla baglanmak tum insanligin felaketlere, gerilige surukler. En kotuleri de mal varligidir. Mal varligina tapinmaya baslarsaniz, baska hicbir seyi gozunuz gormez. Tabularin arasinda bu kaideyi bozan iki tanesi vardir. Aslinda iki tane degillerdir. Cogu zaman kol kola gezerler. Sevgi ve saygi ikilisi. Fazlaliklarinin hic bir zarari olmaz. Hele sayginin nedeni korku degil, sevgiyse, degme gitsin. Hatta evrenin basina ne geldiyse bu ikisinin azalmaya baslamis olmasindan kaynaklanir. Veya sayginin sevgiye veya sevgiye saygiya bagli degil, ikisinin de cesitli korku ve endiselere dayanmasindan yani sahte olmasından kaynaklanir.Insani seven, insani sayan insana zarar vermekten korkar. Insanin aci cekmesini istemez. Paylasir. Derdine, sevincine ortak olur. Daha fazlasi icin diger insanlari kullanmaz, ezmez, oldurmez…Dogayi seven, dogayi sayan dogaya zarar vermekten korkar. Agac kesmez. Gereksiz yere su akitmaz. Elektrigi bosa yakmaz. Hayvanlari besleyerek kendine alistirmaz. Sokak kedisi bile olsa…Tabii bir de insanin kendine olan saygisi vardir. Ve aslinda kendini sevip, saymak yukaridakilerin bir cogunuda beraber getirir. Ve… Bunlarin tumunu icinde barindiran bir saygi – sevgi vardir ki… Onu da anlayan anlar. O saygiyi, sevgiyi icinde hissetmek yukaridakilerin hepsini icinde barindirdigi gibi, hepsini de gerektirir, beraberinde getirir. Ama ikinci paragrafta yazdigim gibi. O' u sevdigin icin sayacaksin, saygi duydugun icin seveceksin. Korktugun icin sevecek veya sayacaksan o zaman O, senin kabusun olur. Hayatinin guzelligi anlami degil…

2 Şubat 2009 Pazartesi

TÜM PROBLEMLERİN ÇÖZÜMÜ

Kerem AKCASU


Tüm dünyanın ve evrenin kendine göre problemleri var. Buna paralel olarak dünya üzerinde yaşayan tüm insanlarında genel ve kendilerine yönelik problemleri var. Bunların başında çevre kirliliği geliyor, dünya ve evrenin problemi olduğu için. Arkasından insanların geçim derdi, iş ilişkileri, insan ilişkileri gibi problemleri var. Bunların neredeyse tümünün çözümü bence çok kolay ve tek bir şey. Bu çözümü açıklamadan önce neden bu hallere geldik onu kendimce anlatmak istiyorum.Dünyayı bu denli yaşanmaz hale getirmemizin altında tek bir sebep yatıyor. Kişisel ihtiraslar ve çıkarlar. Paylaşım unutulup, ticaret denilen şey ortaya çıktığı günden itibaren dertler artarak çoğalmaya başladı. İnsanlar her şeyden önce şahsi menfaat ve karlarını düşünmeye başladılar. "Nasıl daha fazla?" düşüncesine bağlı olarak bencillik başladı, üç kâğıt, dolandırıcılık, başladı. İlla ki görev dağilimi, sorumluluk dağılımı başladı. Ve bu menfaat ve kar düşüncesi nedeniyle en ufak bir topluluğu bile "indirgenemez karmaşık" haline getirdik. Ve en küçük toplum bile bu menfaat çekişmesi yüzünden gittikçe büyür, ve büyüdükçe de içinden çıkılmaz problemler yumağı haline gelir oldu. Örnek olarak bir şirketi ele alın. Çaycı gelmediği zaman ortalık birbirine girer. Neden? Çünkü çayın yerini bilen yoktur. Bilen bir kişi bir kez çay demlediği zaman, çaycının yokluğunda çayı demlemek onun görevi olur. Sonra kazara biri çay almaya gittiğinde başka çay isteyen olup olmadığı sorduğunda, bu çay dağıtımı yine onun görevi haline geliverir. Herkes her şeyi yapsın demiyorum. Bir sistemde herkesin yetki ve sorumluluklarını bilmesi lazım. Ama sistemden bir unsur bir aksaklık yaptığı zaman sistemin de çökmemesi lazım. Evin hanimi hastalandığı zaman ev yaşanmaz bir hale geliyorsa, o evlilikte bir sakat var demektir. Benim önereceğim çözüm ise teoride basit ama uygulaması zor olan bir şey: Doğduğu günden itibaren her ferdi sadece kendisinden, ailesinden, işinden değil, TUM EVRENDEN SORUMLU olduğu bilen bireyler olarak yetiştirmek. Herkes TUM EVRENDEN SORUMLU olduğu bilerek yaşamalı. Mesela ben aslında geç kaldığım bir uygulamaya başladım son kuraklık senaryolarından sonra. Evde çay demledim. Artanı bir bidona döküyorum. Eşim bir tasta salata yıkadı. Kirlenen bu suyu aynı bidona boşaltıyorum. Yumurta haşladık. Kalan suyu acele bu bidona. Bidon dolunca aşağı indirip yol kenarındaki ağaçları suluyorum. Elimi, yüzümü yıkarken musluğun altına bir küçük bir leğen koyuyorum, biriken suyu klozete döküyorum. Yani sifonu 3 değil 2 kere çekiyorum. Simdi içinizden belki gülüyorsunuz "Sen tek başına yapıyorsun da ne oluyor?" diye. Güleceğinize siz de yapın… Zaten anlatmaya çalıştığım da bu !!!!!

UNUTULMAYACAK GÜNLERİMİZDEN

ATAMIZIN 79. ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ Burhan Bursalıoğlu Büyük kurtarıcı ve Cumhuriyetimizin kurucusu MUSTAFA KEMAL ATATÜRK sağl...