3 Nisan 2009 Cuma

MUSTAFA KEMAL HARPOKULU ÖĞRENCİSİ


CAN DÜNDAR' dan


Bu fotoğrafın varlığından ilk kez Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı’ndaki çalışma sırasında haberdar oldum.

Vizyona giren filmimiz “Mustafa” için belge araştırmasındaydık. Bizimle ilgilenen Albay, Mustafa Kemal’in Harbiye öğrencisiyken çekilmiş fotoğrafını görüp görmediğimi sordu.
“-Hayır görmedim” dedim.

Mustafa Kemal’in bildiğimiz en eski fotoğrafı, 1902 yılında Harbiye’den mezun olurken çektirip annesine yolladığı fotoğraftı.Orada 21 yaşında, kılıç kuşanmış, bıyıklı bir teğmendi.Öğrencilik yıllarını hiç görmemiştik.107 yıllık fotoğraf heyecan içinde fotoğrafın yerini sordum.
-İstanbul’da Harbiye Askeri Müzesi’nde olduğunu söylediler.
Hemen gerekli izinleri alıp Harbiye Müzesi’ne koştuk.Arşiv açıldı ve dile kolay tam 107 yıl açığa çıkmamış bu fotoğraf ortaya çıktı .

.Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bu fotoğrafı Harbiye ikinci sınıfta çektirdiği sanılıyor.Yani yıl 1901 olmalı...Mustafa Kemal, oturduğu yer, oturuş biçimi ve paltosuyla hemen fark ediliyor. Bıyıkları yeni terlemiş daha...Henüz kılıç kuşanmamışlar ama hepsinin ellerinde kitap var. Hep omuz omuza.

Fotoğraftakilere gelince...
Mustafa Kemal’in hemen solunda oturan genç, Ali Fuat olmalı...Ali Fuat (Cebesoy) “Sınıf Arkadaşım Atatürk” başlıklı anılarında Mustafa Kemal’le tanıştıkları cuma akşamını ayrıntılarıyla anlatır. Okuldaki 2 bin öğrenci içinde bu ikili yakın dost olmuşlardır. Dostlukları ömür boyu iniş çıkışlarla sürecek, Ali Fuat, sürgünlerde, cephelerde de hep fotoğraftaki gibi Mustafa Kemal’in yanında olacaktır. Suikast davasıyla bozulan ilişkileri zamanla düzelecek ve Fuat Paşa, Savarona’da ona eşlik eden bir avuç insandan biri olacaktır.

Fotoğrafta Mustafa Kemal’in sağ yanında oturan devrik fesli genç de ömür boyu onun yanında olacak dostlarından biri: Kazım Özalp...
O, Atatürk’ten bir yıl sonra Manastır İdadisi’ne girmişti. Orada tanışmışlar, grup içinde arkadaşlık etmişler, lokumuna tavla oynamışlardı. Kazım, Mustafa Kemal’in “tavlada bile kaybetmeye tahammülü olmayan kişiliğini” orada fark etmişti. (“Atatürk’ten Anılar”, Türkiye İş Bankası Y, 1992) Sonra Harbiye’ye de bir yıl sonra onun peşinden gitmişti. Bu kez Babıali’deki Stefan’ın kıraathanesinde veya Sirkeci’deki Yani’nin kahvehanesinde buluşuyorlar, tartışıyorlar, bilardo oynuyorlardı. Fotoğraf, tam o dönem çekilmiş olmalı...

Üniversiteli Mustafa Kemal 20. yüzyıl başından 1938’e dek süren bir dostluk tablosunu belgeleyen bu fotoğraf, bizi üniversite öğrencisi Mustafa Kemal’le tanıştırıyor.Kuşkusuz bundan böyle okul kitaplarında yerini alacaktır.

2 Nisan 2009 Perşembe

HARFLERİN İFADELERİ


A - B - C

Burhan BURSALIOĞLU

A: Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişiliği temsil eder.
B: Ön sezileri kuvvetli kişiliği temsil eder. En olumsuz olaylarda dahi umutlarını yitirmeyen kişiliktir aynı zamanda.
C: Güzel sanatlara yatkınlığı temsil eden, duygusal kişiliği ifade eder.
Ç: Zevk ve sefa düşkünü kişiliği temsil eder.
D: Üstün gücü temsil eder. Hırslı ve zorluklara direnen kişiliği ifade eder.
E: Ruhsal karışıklığı temsil eder.Yani, üzüntü ve sevinci bir arada yaşayan ve ruhsal gel- gittikleri olan kişiliği ifade eder.
F: Sakinliği temsil eder.Uysal ve güvenilir kişiliğin işaretçisidir.
G: İnatçı kişilik, gerginlik ve üstün güçlere sahip olma arzusunu ifade eder.
H: Sakin ve durağan bir kişiliği ifade eder. İ –I:Hassas, duygusal ve kırılgan bir kişiliği temsil eder.
J: Kaprisli ve kıskanç kişiliğin belirtisidir.
K: Başarılı, unvan sahibi ve daima yükselen bir kişiliği ifade eder.
L: Sanatsal yönleri olan kabiliyetli kişilik ifadesidir.
M: Ticarete yatkınlık ve yüksek zeka seviyeli kişiliği ifade eder.
N: Üstün güçlere sahip, sağduyulu kişileri temsil eder.
O-Ö:Gizemli kişilik sahibidir.Gizliliği sever ve duygularını açığa vurmaktan kaçınan tiplerdendir.
P: Kendinden emin kişilik, girdikleri ortamda kendine güvenli tavırlarıyla dikkat çekerler.
R: Tereddütlü kişilik demektir, karar vermede zorlanmalar yaşarlar.
S-Ş:Hayalperestliği sembolize ederler. Aşırı hayal kurarlar.
T: Oldukça ketum tavırlı ve duygularını karşısındakine açmayı zor başarabilen kişiliği temsil eder.
U-Ü:Durgun görünümlü, çok ağır hareket eden, işlerini ağırdan alan bir profil çizen kişiliktir.
V: Kendi içine dönük, umursamaz kişiliği ifade eder. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın felsefesiyle hareket eder.
Y: Geçmişteki izleri, üzüntü ve diğer olayları sürekli yaşar, geçmişlerini asla unutmazlar ve güçlü bir kişilik yapısı gösterirler.
Z:Bilimsel açıdan başarılı,okumayı seven, akademik anlamda başarılı kişiliği ifade ederler.

31 Mart 2009 Salı

GÜNCEL ALINTILARDAN









Seveni ve sevmeyeni bol olan Hıncal Uluc'un yazısı.Yoruma bile gerek yok. (Alıntı)
Gün Atatürkçülerin günüdür!..

Atatürkçüler!.. Atatürk Cumhuriyetinin sahipleri.. Laik, çağdaş, batılı, demokrat Türkiye Cumhuriyeti' ne inanan insanlar.. Eğer bugün susarsanız, bugün sinerseniz, bugün koparılan gürültüler, tozduman edilen ortamda Atatürk ve Cumhuriyeti' nden şüphe ederseniz hele, biteriz. Atatürk biter. Atatürk Cumhuriyeti biter.. Yıllar önce İkinci Cumhuriyet sulandırmasıyla ortaya çıkıp, aslında Ortadoğu ve Orta Asya'ya Göz dikmiş Amerika'nın ihtiyaç duyduğu tampon, uydu "Ilımlı İslam" devletine döneriz.
O zaman yeni bir Atatürk de bekleyemeyiz. Çünkü Atatürk'ler tarihte kolay yetişmiyor.. En azılı düşmanı Lloyd George'un dediği gibi, yüzyılda bir geliyorlar dünyaya.. Geçen yüzyıl bize nasip olmuştu. İki yüz yıl üst üste şansın bize dönmesini ummayın.. Bakın, Ortadoğu ve Orta Asya siyasetini tamamen bir Ilımlı İslam Türkiye'ye bağlamış. Amerika'nın niyetleri nasıl açık!... Ne diyor gayri resmi sözcüleri Newsweek dergileri.. Türkiye'de iki derin devlet var. Biri temiz.. Onlar AtatürkCumhuriyetçisi laikler.. Kimler?.. Ordu.. Yargı.. Üniversiteler. Yani tüm dinamik güçler ve tüm Atatürk bekçileri.. Bunlara dil uzatamıyor. Ne diyor.. Bir de Kirli derin devlet var.. Temiz derin devlet varlığını devam ettirebilmek için kirliye muhtaç. Yani eninde sonunda o da bulaşık.. O da kirli.... Ve baklayı ağzından çıkarıyor.. "Ey Türk milleti.. Bu derin devletten kurtulmak için tek yol var önünde..Mart ayındaki seçimlerde oyunu AKP'ye ver. Yüzde 47'den daha fazla ver ki, onlar iyice coşsun, ötekiler iyice pıssınlar.." Yani, Deniz Baykal'ın göstermelik, Devlet Bahçeli'nin "Yavru" muhalefetine bile tahammül edemiyorlar, görünüşte. Aslında Amerika'nın sorunu muhalefet değil. Bir Kemal Derviş müdahalesiyle işi nasıl başarıp, darmadağın ettikleri tüm öteki partiler yanında iktidarı AKP'ye nasıl altın tepside sunduklarını bilmeyen var mı?. Amerika'nın sıkıntısı Atatürk'ün ve ilkelerinin yılmaz bekçisi Ordu.. O, orda, öyle dimdik durdukça, Cumhuriyetin laik ilkelerinden ödün vermek, Ilımlı İslam devleti kurmak mümkün olmayacak.. O zaman hedef ne?.. Ordu!..
Türkiye'nin derin devleti var da Amerika'nın yok mu?..
Onlar salmazlar mı kendi derin devletlerini Türk Ordusunun üzerine..
O ordu yıpratılır, o ordunun Türk halkı nezdindeki başından beri açık ara süren "1 numaralı güvenilen kurum" niteliğine gölge, şüphe düşürülürse iş kolaylamaz mı?..
Oynanan oyun bu..
Bu ülkede her iktidar, polisi ele geçirebilir..
Ama Menderes dahil, Ordu'yu ele geçirebilen çıkmadı.
Çıkmaz.
O Harpokulu orda durdukça çıkmaz.
Bugün polis ne durumda biliyor musunuz?.
Tarikatlar ne kadar sızmışlar haberiniz var mı?.
Bugün Ordu'yu yıpratan her olayın içinde ve başında polisin olması tesadüfmü?.
Polis, yargının, yani savcıların, mahkemelerin isteğiyle mi hareket ediyor, yoksa iktidarın emir kulu mu?.
Polisin, o gün nereleri basacağını polisten evvel devlet televizyonunun bilmesini neye bağlıyorsunuz mesela..
Çok kritik bir Ordu mensubunun evi basılır, güya çok önemli belgeler ele geçirilirken, savcılara haber verilmeyişi, polisin eve gelip yalnız başına 3 saat çalışması ve bilgisayarı yedekleme yapmadan alıp gitmesi tesadüf mü?.
İçinden çeşitli silahlar çıkan kazı yapılırken, polisin tüm özel yayın kurumlarına engel olup, sadece TRT kameramanı eşliğinde çalışması hep masum tesadüf, ya da talihsizlikler mi?.
Ordu'dan şüpheyi pompalayan satılık kalemler, hem de bu kadar temel yanlışı yapan polisi niye eleştirmiyorlar sizce?.
Geçen gün, bulunan silahlarla ilgili, 1965 yılında askeri okulda bize verdikleri dersi özetledim. İşgal altındaki ülkede, işgalcilerle gerilla savaşı yapmak için, barışta gömülen, saklanan silahları anlattım.
Bir emekli General dedi ki..
"Yazdıkların doğru.. Bak sana söylüyorum. Bugün bulunan tüm silah ve cephanenin devlete kayıtlı olduğunu asker de, polis de biliyor. Asker görev bilinci içinde sırlarını açıklamaz. Susuyor. Polis bunu biliyor ve kullanıyor.. Asker hızla yıpranıyor.."
Ergenekon adı altında kopan tüm gürültünün baş hedefi, Atatürkçüler ve de özellikle Atatürk'ün ordusu..
İşte onun için diyorum..
Gün susma, sinme, geri adım atma, "Hele bir bekleyelim" deme günü değil..
Onlar organize.. "Fet" diyorum, yüzlerce küfür, tehdit maili yağıyor.
Bir yerden işaret almış gibi..
Bütün gazete yöneticileri, bütün köşe yazarları bu baskının altında..
Atatürk'e söven yazılar son günlerde nasıl azdı, nasıl yoğunlaştı?..
Çünkü onlara da alkış yağıyor her sövmelerinde, ayni merkezlerden..
Coşuyorlar.
Atatürk Cumhuriyetçileri. .
Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler..
Korkmayın..
Sinmeyin..
Susmayın..
Bilgisayarlar kilitlensin haykırmanızla..
Atatürk'ün kurumları, onlara sahiplendiğinizi görsün, hissetsin,yaşasınlar...
Bu ülke bizim..
Bu Cumhuriyet bizim..
Atatürk bizim..
Biz yaşadıkça..
Korkmadıkça, sinmedikçe, palavraya pabuç bırakmadıkça..
Hıncal ULUÇ

30 Mart 2009 Pazartesi

ATATÜRK'ten ANILAR

















Burhan BURSALIOĞLU


ATATÜRK' e BİR KÖYLÜNÜN CEVABI

Tarihimiz sayısız savaşlarla doludur. Biz bu savaşlardan başkaldırıp ne memleketi imar edebilmişiz, ne de kendimiz refaha kavuşmuşuzdur. Bunun sebebi, bizim suçumuzda olduğu kadar düşmanlarımızdadır da. Çünkü başta moskoflar olmak üzere düşmanlarımız hep söyle düşünürlerdi :- Türklere rahat vermemeli ki, başka sahalarda ilerleyemesinler... Bunun için de sık sık başımıza belalar çıkarırlar, savaş açarlar, Balkan milletlerini istiklal diye kışkırtırlardı. Biz böyle durmadan savaşırken de o zamanlar askere alınmayan gayri müslimler durmadan zenginleşirlerdi. Onların neden zengin, bizim neden fakir kaldığımızı bir köylü, Atatürk'e verdiği kısa bir cevap ile gayet veciz olarak izah etmiştir. Atatürk, Mersin'e yaptığı seyahatlerden birinde, şehirde gördüğü büyük binaları işaret ederek sormuş :- Bu köşk kimin ?- Kirkor'un... - Ya şu koca bina ?- Yargo'nun- Ya şu ?- Salomon'un... Atatürk biraz sinirlenerek sormuş :- Onlar bu binaları yaparken ya siz nerede idiniz ? Toplananların arkalarından bir köylünün sesi duyulur :- Biz mi nerede idik ? Biz Yemen'de, Tuna boylarında, Balkanlarda Arnavutluk dağlarında, Kafkaslar'da, Çanakkale'de, Sakarya'da savaşıyorduk pasam... Atatürk bu hatırasını naklederken :- Hayatımda cevap veremediğim yegane insan bu ak sakallı ihtiyar olmuşstur, der dururdu.


Atatürk'ün nükteleri-fikralari-hatiralari, sh 18


CUMHURİYET


Atatürk, Mudanya yolu ile Bursa’ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kitlesi iskelede etrafını çevirmiş bulunmakta idi. Bir kadının, elinde bir kagıtla Atatürk’e yaklaştığı görüldü. İhtiyar, zayıf bir kadındı. Ata’nın yolunu keserek titrek bir sesle: - Beni tanıdın mı oğul? dedi. Ben sizin Selanik’te komşunuzdum. Bir oğlum var; devlet demiryollarına girmek istiyor. Siz onu alsınlar dediniz. Fakat müdür dinlemedi. Oğlumu yine işe almamış...Ne olur, bir kere de siz söyleseniz. Atatürk’ün çelik bakışlı gözleri samimiyetle parladı... Elleriyle geniş jestler yaparak ve yüksek sesle :- Oğlunu almadılar mı? dedi. Ben tavsiye ettiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş... Çok iyi yapmışlar... İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak...Kadın kalabalığın içinde kaybolmuştu. Ve Atatürk adeta vecd (çosku) dolu bir sesle:- işte, Cumhuriyetten beklediğimiz netice... Diyordu.


Köymen, Hulusi; Atatürk’ü anmak kitabindan, s. 260


OLUR ŞEY DEĞİL


Muallimler Ankara'da bir içtima (toplantı) yapmışlar, içtimaa iki üç muallim hanım da iştirak ederek salonda ayrı bir yere oturmuşlardı. Muallim hanımların içtimaa gitmelerini hoş görmeyen meclis'in sarıklıları Gaziye şikayete gidiyorlar. Gazi kızarak :- "Kimmiş muallimler cemiyeti reisi ? Çağırın onu !"Ve Mazhar Müfit birkaç dakika sonra içeri girince, gürleyen bir sesle çıkışıyor :-"Siz muallimler içtimamda ne yapmışsınız ? Ne ayıp şey bu ?"Mazhar Müfit şaşakalır. Gazi'den bu hareket mi beklenirdi ? Sarıklılar muzaffer bir eda ile gülüyor. Sarıklılar neş'e içinde Gazi'nin sesi hep aynı tonda devam ediyor. - "Olur şey değil, olur şey değil !"Mazhar Müfit hala ayakta ve hala ne diyeceğini şaşırmış bir halde cevap vermeye çalışıyor :-"Efendim, vallahi... "- "Birak birak, ben hepsini biliyorum; içtimaa muallime hanımları da çağırdınız. Fakat onları niye ayrı sıralara oturttunuz ? Sizin kendinize mi itimadınız yok, Türk hanımının faziletine mi ? Bir daha öyle ayrılık, gayrılık görmeyeyim, anladınız mı ?
Atatürk'ün nükteleri-fikralari-hatiralari sh 59


DEVLET İMKANLARINI AMACINA UYGUN KULLANMA


Sivas kongresi sonrası, heyeti temsiliye’nin Ankara’ya gelmesi kararlaştırıldıktan sonra Mustafa Kemal ve Hüseyin Rauf beraberlerindekilerle Ankara’ya geldiklerinde keçiören yolu üzerindeki zıraat mektebi’ne misafir edilmişlerdi. Daha sonra Mustafa Kemal Ankara istasyonundaki gar müdürlüğü binasına yerleşsti. Burası hem evi, hem çalışma yeriydi.O tarihlerde Ankara vilayetinin şehir merkezi kale ve onun hemen çevresi idi. Keçiören, Etlik, Dikmen, Ayranci’da bağ evleri vardı. Bunlar arasında Çankaya'da papazın bağı olarak adlandırılan iki katlı ev Mustafa Kemal’e armağan edildi ve o da, evi, Ordu’ya devrederek evin adı ordu köşkü oldu. İki katlı binaya 1924’de ilaveler yapıldı, fakat bina ısıtılamıyor idi. Zafer, inkilaplar, Cumhuriyet, Dünya'nin üzerimizde toplanan gözleri, Mustafa Kemal’in müstesna şahsiyeti, mütevazi de olsa yeni bir devlet başkanlığı konutunu zorunlu kılıyordu.Mustafa Kemal yeri kendi seçti, kayalar düzenlendi, dış cephe pembe rengin hakimiyetinde, içerde yeşilin her tonu ile ve planın esası Mustafa Kemal’in olan yapı 1932’de tamamlandı ve aynıi yılın Haziran ayında da taşınıldı. Pembe köşkün döşenmesi için bütçede pek mütevazi para vardı. Gazi, gerekli olanı şahsi imkanları ile karşılama kararı aldı ve kendisine tavsiye edilen o günlerde Beyoğlu İstiklal caddesinde bir Türk’ün açtığı dekorasyon mağazası sahibi Selahattin Refik beyi Ankara’ya davet etti. Binayı gezdirdi, arzularını açıkladı ve kendisinden teklif istedi.Kisa süre sonra kendisine sunulan tasarıyı inceledi, muhatabı konuyu gerçekten biliyordu ve anladı ki, kendisini tanıyanlarca da uyarılmıştı. Buna rağmen teklifleri hazırlayanları kırmadan ülkenin mütevazi imkanlarını izah edebilmiş olmanın rahatlığı içinde feragatlar istedi. O sırada Ata’nin yanında olan Ankara belediye başkani Asaf İlbay bey Ata’nin şu açıklamasını kaydeder. “Biliyorsunuz burası Cumhurbaşkanlığı köşkü... Mülkiyeti devletin... Benden sonra buraya meclisin veya belki milletin doğrudan seçeceği zatlar gelecek. Bu eşyaların parasını benim şahsen verdiğimi sizler biliyorsunuz ama, yarın bunu bilmeyenler içinde yanlış hükümler veren olmaz mi? Memlekete en zaruri hizmetlerin yapılamadığı bütçe darlığı içinde israf yapıldığını düşünenler bulunmaz mı? Bir endişem de karar mevkinde olanların şahsi arzularını devlete yükleme mevzuunda beni emsal göstermeleridir. Bunu hiç istemem.”Sonra Selahattin Refik bey’e döner:“Şahsi imkanların olsa bile, böyle mekânlara asgari masraflarla rahat ve zevkli tefrisi tercih etme tercihindeyim. Beni anlıyorsunuz zannederim.” Der.


Cemal Kutay, Atatürk olmasaydi